• BIST 75.994
  • Altın 128,893
  • Dolar 3,4247
  • Euro 3,6383
  • İstanbul 7 °C
  • Adana 5 °C
  • Ankara -7 °C
  • Yozgat -6 °C
  • İzmir 0 °C

Çok Sinsi Bir Katliam!

Şükrü ALNIAÇIK

Ülkelerindeki savaştan kaçarak Türkiye'ye iltica eden Suriyelilerin durumunu hepimiz izliyoruz. 

Zaten bir ara bütün kentlere "alın ne yapıyorsanız yapın" dercesine dağıtılan mültecileri, bütün trafik lambalarında, alt geçitlerde, parklarda ve kuytularda görebiliyorduk.

Bir de "vatandaşlığa geçirme" gündeme gelince, Suriyelilerin bu şartlardaki üreme ve çoğalma kapasiteleri dikkatimizi çekti. 

En son İstanbul'da "halk otobüsünde doğum yapan kadın" da Suriyeli çıkınca; kendimi nüfus konusunda yazmak zorunda hissettim. 

"Ne yani çoğalmasınlar mı" diyecek olanlar, önce şu rakamlara bir göz atmalıdır:

TBMM Mülteci Hakları Alt Komisyonu'na dün Sağlıkçılar tarafından sunulan rakamlara göre;

"Türkiye'de kayıtlı Suriyeli sayısı, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 2 milyon 753 bin'dir." 

Yine aynı kayıtlara göre: "Son bir yılda 70 bin Suriyeli bebek dünyaya gelmiştir."

Simdi bir karşılaştırma yapalım: 

TÜİK verilerine göre 2015 yılında Ankara'da dünyaya gelen bebek sayısı, 76.944'tür. Bu sayı, Türkiye'de doğan Suriye'li bebek sayısına, hemen hemen denktir.

Ama Ankara'nın nüfusu, 5.270.575'dir. 

Yani, Suriyeli mülteci sayısının iki katı kadardır.

Bu hesap, savaş halindeki Suriye'nin sığınmacı durumuna düşmüş halkının üreme hızının Ankaralıların iki katı olduğunu gösterir.

Suriye BM'nin 2010 yılı rakamlarına göre yıllık nüfus artış hızında % 2,52'yle dünya 28.'siyken, Türkiye % 1,26'yla dünya 108.'siydi. 

Demek ki bu 1'e 2 oranı, en azından mülteciler arasında bozulmamıştır.

Kaçak ve mülteci konumundaki çoğu kadın ve çocuktan oluşan mültecilerin nüfus artış hızını egale edebildiğimiz kentler, Urfa, Diyarbakır, Şırnak, Hakkari gibi güneydoğu illerimizdir.

Yani bu ülkenin kaynakları, bir süredir 1'e karşı 2 oranında, manipüle edilmiş etnik nüfus üretmektedir. 

Türk varlığı, bir demografik dengesizliğin pençesindedir. 

Bilimsel verilere, grafikteki eğrilere göre hareket eden Amerikalıların Türkleri çoktan gözden çıkarmış gibi davranmaları boşuna değildir.

Türkler, tarihte iyi at süren, iyi savaşan dinamik ve efendi bir millet olarak ün salmışlardır. Ancak yine aynı sebeple çok üremek ve çoğalmak gibi bir şöhretimiz yoktur.

Bu konuda başından beri Çinliler ve Hintliler gibi yerleşik tarım toplumları daha avantajlıdır.

Nitekim 2050'de dünya nüfusunun yarısı, Çinlilerle Hintlilerden oluşacaktır.

Türkler, 1683'ten 1923'e kadar 40'tan fazla cephede genç nüfus kaybına uğradı. 1911'den 1923'e kadar 15 ayrı cephede genç nüfuslar kaybettik.

Atatürk, 5 çocuklu anneleri madalya vererek, nüfus artışını teşvik etmeseydi nüfusumuz belki de bugünkünün yarısı kadar olacaktı.

Cumhuriyetle gelen nüfus artış hızının, II. Dünya Savaşında azalması, bugün bize 10 milyon cana mal olmuştur.

1939'la 45 yılları arasında Türkiye'de, yedeklerin askere alınması sonucunda yıllık nüfus artış hızı % 2,29'dan % 1.08'e düşmüştür. 

Bu tenzilat, 6 yılda 3 milyon eksik doğum demektir.

Bu sayının 70 yıl sonraya projeksiyonu yani 2016'ya yansıması: "Dünya nüfusundan 10 milyon Türk'ün eksilmesi"dir. 

Evet, o yıllarda yüzbinlerce yedek, silahaltına alınmış olmasaydı nüfusumuz şimdi 90 milyon olacaktı.

"Gündem diliyle" anlatacak olursak, bir gece yarısı "Ya Allah Bismillah Allahuekber" nidalarıyla sokağa çıkıp, çıplak elleriyle tankları durduran 10 milyon insanımız daha olacaktı! 

Belki de o zaman, yarınını göremediği halde, komşu bir ülkede yol yolak, dere, otobüs demeden, patır kütür çoğalan mültecilerin rahatlığı bizi bu kadar kızdırmayacaktı. 

Sonuç itibariyle bugün Suriyeliler, Türkler sayesinde ülkeleri savaşta olduğu halde Urfa-Mardin temposunda nüfuslarını artırmakta ve bu somut "varlık" mücadelesinde Ankara'yı ve Çankırı'yı ikiye katlamaktadır.

Türkiye'de dengeli bir nüfus artışı olmadığı için topraklarımız, global köle tüccarları tarafından kelimenin tam anlamıyla bir "devlet üretme" çiftliği gibi algılanmaktadır. 

O yüzden de "hasta adamdan" sonra bu kez de Türklere "yaşlı teyze" muamelesi yapmaktadır.

Geçmişte milletlerin tarih sahnesinden çekilmeleri, daha ziyade kıtlık, savaş, katliam, salgın hastalıklar, kültürel asimilasyon gibi sebeplerle olmuştur.

Modern dünyada ise milletlerin tükenişi, siyasi vizyonsuzluk ve rahatlıktan olacaktır!

Devlet, bu konuda ayırımcılık yapsın demiyorum; ama mutlaka "stratejik etüt" yapmalıdır!

Öncelikle, 1980 darbesinden sonra, Rockefeller Vakfı'nın, Koç'la işbirliği halinde Türkiye'deki nüfus artış hızını yarı yarıya azaltan çalışmaları araştırılmalıdır.

Bugünkü nüfusumuzu, 10 milyon kadar da bu darbeler azaltmıştır.

Böylece "100 Milyonluk Milliyetçi Türkiye" hayalimize darbeler vurulmuştur.

Bu "sinsi katliam" BOP projesi kapsamında, Kürtçülük, PKK terörü, Ilımlı İslam ve FETÖ darbesiyle aynı çerçevede ele alınmalıdır. 

Milletin doğal varlığı da Milliyetçiliğin fiziksel temeli de nüfustur, insandır!

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.