• BIST 98.594
  • Altın 143,471
  • Dolar 3,5613
  • Euro 3,9870
  • İstanbul 21 °C
  • Adana 25 °C
  • Ankara 20 °C
  • Yozgat 16 °C
  • İzmir 27 °C

DEVLET (BEY)İ ANLAYAN, ALDANMAZ…

Ali BİLİR

Engelleri kaldırdın mı iş kendi kendine yürür… M.K.ATATÜRK

   ***

    Beş milyon insanın katıldığı “Demokrasi ve Şehitler Mitinginde”  Türk tarihinden kesitler sunan MHP Lideri Devlet BAHÇELİ’yi dinleyince, Erzurum’daki Lalapaşa Camiinde yazılı “Men tâle gafletehu zâle devletehu”  yani, “Gafleti uzun olanın devleti yok, milleti helak olur” sözünü hatırladım.

    1971 yılında seminerlerine katıldığım, değerli hocam sayın Bahçeli’nin; “Türk vatanını çekemeyen, üzerine çöreklenmek isteyen, milletimizin varlığından rahatsız olan ne kadar kanı bozuk olan çevre varsa FETÖ’nün sırtını sıvazladı, eline silah tutuşturdu” sözlerine dikkat çekmek istiyorum.

   Ne diyordu Devlet Hocamız, “… ne kadar kanı bozuk olan çevre varsa FETÖ’nün sırtını sıvazladı…”

   Yarası olan gocunsun, utanması gereken utansın, özür dilemesi gereken özür dilesin, tövbe etmesi gereken tövbe etsin. Milletten ve Allah’tan af dilemesi gereken af dilesin…

    Sayın BAHÇELİ, “15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsünü” tarihteki olaylarla yorumladı. Çünkü biliyordu ki, tarihini bilmeyen milletler hafızasını kaybetmiş insan gibidir. Tarih ibret alınması gereken yaşanmış olaylara doludur, AKİF’in dediği gibi;

   “Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

     Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

     “Tarihi ' tekerrür”  diye tarif ediyorlar;

     Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?...

   Osmanlı’nın son çağına damga vuran olayları hatırlayalım.  O günden günümüze yaşadığımız ihanetleri bilelim. Bilelim ki, Bilge Liderin dediği gibi;  “İblise ruhunu satan bir vaizin, Müslüman görünümlü bu voyvodanın; ihanette Türk ve Türkiye düşmanlığında doruğa çıkan, fitne ve münafıklıkta rekor kıran, Tarihi Şark Planı’nın hissedarı FETO gibi hainlerin izini sürelim…”

   ***

   Bu vatan, Türk askerinin yüksek manevi değerlerini sömüren nifakçıları daha önce de gördü.

   1807 yılında Avrupa bitmek bilmez bir savaşla çalkalanıyordu. Bir yanda Napoleon’un önderliğindeki Fransa, diğer yanda İngiltere ve Rusya vardı. Napoleon, İstanbul’a elçi göndererek Rusya’ya karşı Osmanlı’nın yardımını istedi. Padişah III. Selim bu öneriyi kabul edince, İngilizler Türkleri savaştan caydırmak için İstanbul’a bir filo yolladılar.

   Padişah, Çanakkale boğazına siperler kazılıp toplar yerleştirilmesini ve filonun geçişinin önlenmesini emretti. Fakat asker, padişaha küskündü. III. Selim’in modern bir ordu kurmak için yaptığı reformlar askeri rahatsız etmişti. Asker özellikle üniformayı yadırgıyordu. Bağnaz din alimleri, “Padişah size ceket pantolon giydirdi. Bu gavur kılığını giyip gavura benzeyen, dinden çıkmış olur” diyerek askeri kışkırtıyordu. Bu yüzden ordu, Padişah’ın emrini görmezden geldi.

   İngiliz donanması, ciddi bir direnişle karşılaşmadan İstanbul önüne demirledi. Askerden hayır gelmediğini gören Padişah, bir ferman verip halkı göreve çağırdı. Çok kritik bir karardı bu. Gemiler kenti bombalarsa tüm İstanbul yanıp kül olabilirdi. Padişah, şehrin yok olması riskini göze almıştı. Tek soru, korku içindeki halkın fermana itaat edip etmeyeceğiydi.

   Halk fermana itaat etti, hem de umulmadık bir şevkle itaat etti. On binlerce gönüllü, kenti savunmak için seferber oldu. Sadece İstanbullular değil, çevre şehirlerin ahalileri de, akın akın silah depolarına koştular. Göz açıp kapayıncaya dek, iki bin adet topu deniz kıyısına taşıdılar; mevziler, barikatlar kurdular. Bu işte hem Türkler hem Rumlar canla başla çalıştı.

   Gençler, irili ufaklı yüzlerce kayıktan bir fedai donanması kurdular. Her kayığa bir fıçı barut yüklediler. İngilizler ateş açacak olursa, İngiliz gemilerine kamikaze saldırısı yapmayı deneyeceklerdi.

   Türklerin savaşmaya bu denli istekli oluşu, İngiliz amirali ürküttü. Devir, yelkenli gemiler devriydi; eğer rüzgar kesilecek olursa İngiliz filosu İstanbul önünde hareketsiz kalırdı. Bu da kıyıda bekleyen toplara ve sandallara kolay lokma olmak demekti. Amiral: Hazır yol yakınken çekip gitmek en iyisi, diye karar verdi. Demir alıp İstanbul’dan kaçtı.

   Ne var ki İngiltere’nin boyun eğdiremediği devlete, bağnazlar boyun eğdirdi. İngilizlerin kaçışının üstünden üç ay geçmeden, “softa imamların” dolduruşuna gelen Yeniçeriler, Kabakçı Mustafa önderliğinde isyan ettiler. Padişah kısa süre sonra katledildi. Yerine geçirilen zayıf karakterli kuzeni Mustafa’nın saltanatı kısa sürdü. Selim’e sadık askerlerin yaptığı ikinci bir darbe, Mustafa’nın sonunu getirdi.

   Tahta II. Mahmut geçti. Yeni padişah 19 sene sonra, halkın yardımıyla Yeniçeri kışlalarını topa tutacak; halkın askere yaptığı bir darbeyle, yani Vaka-ı Hayriye ile Yeniçeri ocağını fesih edecekti.

   ***

   Tarihi bilimsel kaynaklardan doğru öğrenseydi siyasiler, bugün yaşadığımız olaylara meydan vermezlerdi. Ve… Türk tarihini iyi analiz etmiş, öngörülerinde her zaman yüzde yüz isabetle sorumluları ikaz eden adı gibi DEVLET olanı dikkate alırlardı.

   Sayın Bahçeli, tarihi konuşmasında “15 Temmuz kalkışmasını” yorumlamayı şöyle sürdürdü:

   627 yıl önce Kosova’da mağlup olanların yeni bir kalkışmasıdır.

   620 yıl önce Niğbolu’da ezilenlerin tekrardan başını kaldırmasıdır.

   572 yıl önce Varna’da, 563 yıl önce İstanbul’da, 490 yıl önce Mohaç’ta döktükleri kanda boğulduklarını sandıklarımızın yeniden karşı harekâtıdır.

    Merzifonlu Kara Mustafa Paşa karşısında kabuslar gören Viyana,  Boğaz’ın sularına gömülmüş Kraliyet donanması, Anadolu’dan defolup giden yedi düvel tarihsel hesabı görmek için sabırsızdır.

    Nene Hatun, Aziziye tabyalarından sökülüp atılan Ermeni çeteleri karşısında nasıl devleşmişse, bizler de Türkiye karşıtı cepheye öyle hareket etmeliyiz.

   15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edilmişti.

   İstanbul, 16 Mart 1920’de işgale uğramıştı.

  İzmir’in işgaline hayır deyip silahına sarılan Hasan Tahsin’le; Ankara’da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda hainlere tek başına direnen ve ardından şehit düşen Astsubay Ömer Halisdemir aynı kahramanlık destanının farklı zamanlarda yaşayan neferleridir.

   Şehit Özel Harekatçı polislerimiz arasında bulunan Demet Sezen, Gülşah Güler ve 2 çocuk annesi Sevda Güngör;  96 yıl önce düşman karargahının on adım önünde şehit düşen Tayyar Rahmiye Hanım kadar cesaretli ve korkusuzdu.”

   ***

   Bir çoğumuzun adını ilk defa duyduğumuz Tayyar Rahmiye Hanım kimdir?

  Türk  Milleti ecdadını tanımalı, geçmişte ve günümüzde “devlet ebed müddet yaşasın” diye Hak’ka yürüyen aziz Şehitlerini nesilden nesile anlatmalı, yaşatmalıdır…

  Yıl 1920…

   Fransız askerleri güneydoğuyu işgal etmiş. Halk silahlanarak düşmana karşı kurtuluş mücadelesine başlamış.  9.uncu Tümende gönüllü bir müfreze var, komutanı genç bir kadın. Osmaniye’nin Kaypak nahiyesi Râziyeler köyünden Rahmiye Hanım…

   Tümenden aldığı emirle Osmaniye’deki Fransız karargâhına taarruz edecek olan bu müfreze, 1 Temmuz sabahı harekete geçti. Tayyar Rahmiye’nin müfrezesi ustaca bir tertiple, yavaş yavaş hedefe yaklaştı. Fakat, bir an geldi ki, artık ilerlemeye imkân kalmadı. Çünkü, Fransız karargâhı çok iyi tahkim edilmiş ve bol silâhla müdafaa edilmekteydi. Duraklayan çetesini harekete geçirmek, yeni bir taarruz hızı verebilmek için, bu kahraman Türk kadını şiddetli düşman ateşine rağmen ayağa fırladı ve;

   “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olmanıza rağmen yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz” diye bağırdı…

   Fransız karargahına on adım kala şehit düştü!...

   Erkeklere çok dokunan bu söz ve Rahime Hatun’un şehadeti, ruhları sararak kahramanlık hislerini kamçıladı. Korkanlar, sinenler canlandılar. Bu milli şahlanışın ateşiyle, bir hamlede karargâh zapt edildi.

    Eşi benzeri görülmemiş destansı kahramanlığından dolayı Rahmiye Hanım’a “Tayyar” (uçan) nâmı verilmiştir. Şehit Tayyar Rahime Hatun, şimdiki Endüstri Meslek Lisesinin bulunduğu yerdeki mezarlığa gömüldü. Daha sonra Enver’ül- Hamid denen Ulu camii çevresindeki şehitliğe taşınmıştır. Mezar taşında şunlar yazılıdır:

  “Yarınların sahibi ey gençlik,

   İyi tanı, ebedi sükûnetle bu mezarda yatan

   Hak için, bayrak için canın feda edip

   Armağan etti bize bu mukaddes vatanı.”

 Sözü, “Gelecek seçimleri değil gelecek nesilleri düşünen” adı gibi DEVLET adamı BAHÇELİ ile bitirelim…

   “Bizim kanımız vatan için tozar, bizim varlığımız millet için coşar. Hiçbir çılgın, hiçbir alçak ve kiralık terör örgütü önümüzde duramaz.”

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.