• BIST 106.239
  • Altın 161,178
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 8 °C
  • Yozgat 6 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 12 °C
  • Bursa 12 °C

KIBRIS "OLDU-BİTTİ"YE GİTMESİN

Orhan Karataş

Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Birçok yakıcı meseleyle aynı anda uğraşmak ve hepsinden de başarılı çıkmak zorunda. Şu sıralar gözler daha çok Suriye, Katar ve Irak'daki olağanüstü gelişmeler çevrilmiş durumda. Ancak, her ne hikmetse fazla üzerinde durulmayan bir gelişme var ki, tam bir yol ayrımına gelinmiştir ve bir anlık gaflet, telafisi imkansız çok ağır sonuçlar doğuracaktır.  

"VER KURTUL" MASASI

 Kıbrıs'ın geleceğini belirlemek için 12 Ocak'ta  Cenevre'de düzenlenen  Kıbrıs Konferansı'nın yeni oturumu  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin  Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide ev sahipliğinde,  İsviçre'nin Crans-Montana kentinde başladı. Bu konferansta hayati kararların alınması söz konusudur. Çok dikkatli ve hazırlıklı olmak gerekiyor. Her şeyden önce görüşmelere Cenevre konferansında bırakılan yerden devem edilmesi, adadaki Türk varlığının sonunun getirilmesi anlamına gelecektir. Zira, Cenevre'de kelimenin tam anlamıyla bir "ver kurtul" masası kurulmuştur. Rum tarafının kayıtsız şartsız biçimde adanın kendilerine teslimindeki ısrarı nedeniyle konferans anlaşmayla sonuçlanmamıştır. Buna karşılık Kıbrıs Türk tarafını temsil edenler ne acıdır ki, Rum tarafının isteklerine çok da itiraz etmemiş, sadece Türk milletinin gazabından korktukları için adayı biranda teslim etmeyi göze alamamışlardır.

BELGELİ GERÇEKLER

 Bunlar, kuru bir iddia değil, Cenevre Konferansı sırasında ve sonrasında ortalığa saçılanların belgelediği acı gerçeklerdir.Guardian Gazetesi, Ankara'nın  İsviçre'deki görüşmelerde  Kıbrıs'taki asker sayısını yüzde 80 oranında azaltmayı teklif edeceğini yazdı ve buna hiçbir itiraz gelmedi. Cenevre'de adanın Rum'a teslimini öngören haritalar medyaya sızmış, Karpaz'ın teslimi,  yönetimin Rumlara bırakılması, Türk askerinin adadan çekilmesi ve Türkiye'nin garantörlüğünün sulandırılması gibi kabulü mümkün olmayan başlıkların görüşüldüğü ve uzlaşıldığı anlaşılmıştı. Hiç uzatmadan ve dolandırmadan söyleyelim: KKTC tarihteki 17'nci Türk devletidir ve bu başlıklar üzerinden görüşmelere devam etmek, bu devletin ortadan kaldırılmasıdır. Türklerin azınlığa düşmesi ve Rum-Yunan ikilisinin büyük rüyası ENOSİS'e yeni bir kapı açılmasıdır.

DİKKATLİ OLMALIYIZ

Görüşmelere başlamadan hemen önce Kıbrıs gazetelerinde çok vahim iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddiaları kısa süre önce gündeme getirmiştik, bir defa daha hatırlatalım. Sorun bizzat KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'dan kaynaklanmaktadır.Akıncı'nın sicili ve şimdiye kadar yaptıkları, ortadaki iddiaların ciddiye alınmasını gerektiriyor. Mustafa Akıncı yanında Rumlar ile görüşmeleri götürülen sözcüsü Barış Burcu ve diğer müzakereci Özdil Nabi'nin adadaki marifetleri çok çarpıcıdır. Bir Kıbrıs gazetesinde bunların Rumlardan çok ciddi maddi menfaat temin ettikleri yazıldı. Görünen o ki, çok tehlikeli bir süreçle karşı karşıyayız ve bu konuya dikkat çekmek ve uyarmak, bir vatan borcu haline gelmiştir.

BÜTÜN BAŞLIKLARDA GERİ ADIM ATILDI

Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülen müzakereler, Ekonomi, Avrupa Birliği, Mülkiyet, Yönetim-Güç Paylaşımı, Toprak ile Güvenlik ve Garantiler olmak üzere 6 temel başlık üzerinden yürütülüyor. Cenevre'deki görüşmelerde bu başlıkların hiç birinde Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının lehine olan zerre kadar bir gelişme yaşanmadığı gibi, tamamında geri adım atıldı ve yeni teslimatlar yapıldı. Bir takım haritalar ortaya çıktı. Bu haritaların nasıl şekillendiği Türk milletinden ve Kıbrıs Türk halkından saklandı, ama yabancı basında çarşaf çarşaf yayınlandı. Buna göre Türk toprakları yüzde 32'lerden yüzde 25'lere, Kilise mallarının iadesiyle birlikte yüzde 20'ye kadar düşüyor. Bu oran Annan Planının dahi çok gerisindedir. Teslim edilen bölgeler arasında Karpaz özellikle dikkat çekiyor.Karpaz adanın en stratejik bölgesi. Adanın kontrolü açısından hayati öneme sahip. Bu bölgenin Ruma verilmesi durumunda Kıbrıs'ın güneyi ve batısında hiçbir hak iddia edemeyeceğiz.Tek çıkış kapımız doğudaki Girne bölgesi kalacak. Ayrıca, Türk tarafında kalan su kaynakları ve tarım arazilerine sahip tek bölge.Haliyle, buranın verilmesi adadaki Türk varlığını nefes alamaz, Türkiye'nin kontrolünü de imkansız hale getirmektir ve kelimenin tam anlamıyla intihardır.

KARPAZ'IN ÖNEMİ

Karpaz'ın Rumlar için önemi daha farklı. Özellikle adada Rum tarafının asıl temsilcisi durumunda olan Kilise için ayrı bir anlam ifade ediyor.  Karpaz Haçlılar için özel bir yer.  Haçlı seferleri için sembolik öneme sahip. St Andreas burnu Havari Andreas'ın adaya ayak bastığı yer olarak değerlendiriliyor ve oradaki kaynak, "kutsal su" olarak değerlendiriliyor. Kudüs'e giden Müslüman Kanı içmeye yeminli Haçlı Şövalyelerinin kutsadıkları yer burası. Papa özellikle Karpaz'ın haçın kontrolüne dönmesini istiyor, Rum Kilisesi de bunu gerçekleştirmeye çabalıyor.

YÖNETİM DE GÜÇ DE RUMDA OLACAK

Masadaki başlıklarla ilgili Türk tarafını rahatlatan, Türkiye'nin lehine olan zerre kadar bir gelişme yaşanmadığını bir defa daha ve içimiz yanarak hatırlatmak zorundayız. Ekonomi tamamen Rum tarafının kontrolüne verilmektedir. Avrupa Birliği'ne girmek, kağıt üzerinde kalmaktan başka hiçbir fayda sağlamayacağı gibi, nüfus, yönetim ve sermaye açısından çok daha güçlü olacak Rum tarafının elini daha da güçlendirecektir. Mülkiyetin ne durumda olacağını Karpazla'la ilgili gelişmeler net biçimde ortaya koymaktadır.  "Yönetim-Güç Paylaşımı" diye bir şey yok. Yönetim de, güç te Rum tarafında olacak ve Türk tarafı hiçbir etkide bulunamayacaktır.

TÜRK ASKERİ ÇEKİLEMEZ

Güvenlik ve Garantiler en hayati başlıktır. Zira, Türkiye'nin etkin garantörlüğü olmadan ne güvenlik mümkündür, ne de Türk tarafının varlığı garantidedir. Türkiye'nin etkin garantörlüğü de ancak ve ancak Türk askerinin adada bulunmasıyla mümkündür. Dolayısı ile adadan Türk askerini çekmek, 1963 ve 1974 şartlarına dönmek olacaktır. Bu kadarla da kalmayacaktır ve Türkiye'nin varlığına ve birliğine yönelik yeni ve çok daha ağır tehditlerin doğması kaçınılmaz hale gelecektir. Bu yolun sonunun Barbaros'tan bu yana Türk egemenliğindeki Ege ve Akdeniz'deki karasularımızın kontrolünü imkansız hale getirmek gibi son derece vahim bir yere çıkacağı unutulmamalıdır.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.