• BIST 102.270
  • Altın 149,304
  • Dolar 3,5481
  • Euro 4,2028
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 25 °C
  • Yozgat 23 °C
  • İzmir 26 °C
  • Adana 30 °C
  • Bursa 27 °C

MHP’li Dumanlı: Yeni Türkiye Kavramı Bir Aldatmacadır

MHP’li Dumanlı: Yeni Türkiye Kavramı Bir Aldatmacadır
  Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Recep DUMANLI “Yeni Türkiye kavramı bir aldatmacadır?” konulu yazılı bir basın açıklaması...

  Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Recep DUMANLI “Yeni Türkiye kavramı bir aldatmacadır?” konulu yazılı bir basın açıklaması yaptı. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Recep Dumanlı, “Başbakan Erdoğan tarafından “Yeni Türkiye” sloganı türetilmiş, kuruluşundan bu yana Cumhuriyetimizle ilgili her şeyi de “Eski Türkiye” olarak tanımlamıştır. Yeni Türkiye garabeti, esas itibariyle bu milletin sinesinde yeşermiş bütün güzellikleri, ortak olan değerleri yok etmeyi amaçlayan, baskı ve zulmün bir araç olarak kullanıldığı, bölücülük, kin, garez ve nefret tohumları saçan bir projenin adıdır” dedi. Dumanlı, “Bu proje ile dün “Eski Türkiye” olarak tanımlanmış olan Türkiye'de 12 yıldır iktidar olanlar köklerini yok saymış, tıpkı 2002 yılında değiştirdikleri gömlek gibi şimdi de adı rüşvet, yolsuzluklar ve bölücülükle anılacak olan AKP'nin 12 yıllık “Eski Türkiye” mazisinden sıyrılmak mı istemektedirler?” diye sordu.    Dumanlı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:   Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 3 Kasım 2002 tarihinde seçimleri kazanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) çoğunluğu sağlamış ve tek başına hükümet olmuş bir parti olarak son 12 yıldır iktidarını sürdürmektedir. 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan halk oylaması sonunda da AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan 12'nci Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Başbakan Erdoğan tarafından “Yeni Türkiye” sloganı türetilmiş, kuruluşundan bu yana Cumhuriyetimizle ilgili her şeyi de “Eski Türkiye” olarak tanımlamıştır. Yeni Türkiye garabeti, esas itibariyle bu milletin sinesinde yeşermiş bütün güzellikleri, ortak olan değerleri yok etmeyi amaçlayan, baskı ve zulmün bir araç olarak kullanıldığı, bölücülük, kin, garez ve nefret tohumları saçan bir projenin adıdır. Yeni Türkiye sevdalısı olanlara sormak isteriz ki bu kavramın içinde ne vardır? Yeni Türkiye'den murat edilen ve beklenilenler nelerdir? Acaba dün “Eski Türkiye'de” son on iki yılını iktidarda geçirenler, bugün eskimiş olarak mı tanımlanmaktadır? Yoksa bu tanımlama, tek adamlığı öngören, geçmişte ortaya çıkan rüşvet, yolsuzluk ve rant paylaşımın ilişkin dosyaların üzerini örtme çabasıyla beraber bölünmeye giden yolda patlamaya hazır bir mayın gibi duran çözüm süreci safsatasına yol vermek için engel olarak görülen muhalefet partileri üzerinde devletin istihbarat örgütü vasıtasıyla operasyonlar yapma teşebbüsünün adı mıdır? Eğer böyle ise “Yeni Türkiye” her şeyin mubah olduğu bir konuma gelir ki bunun altından hiçbir makam ve mevki sahibi asla kalkamaz. Mesela rüşvet ve yolsuzluk hadiseleri sebebiyle görevlerinden istifa eden dört eski bakan, “Eski” Türkiye'nin bakanları olarak anılırken, 61'nci hükümetin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan ve şu anda AKP içinde faaliyet gösteren diğer kadrolar nasıl “Yeni Türkiye'nin” temsilcisi olabilmektedir?  Bunların hepsi eskiden kalma değil midir? Bu proje ile dün “Eski Türkiye” olarak tanımlanmış olan Türkiye'de 12 yıldır iktidar olanlar köklerini yok saymış, tıpkı 2002 yılında değiştirdikleri gömlek gibi şimdi de adı rüşvet, yolsuzluklar ve bölücülükle anılacak olan AKP'nin 12 yıllık “Eski Türkiye” mazisinden sıyrılmak mı istemektedirler? Yeni bir hükümet kurmak, yeni Cumhurbaşkanı seçilmek, geçmişi bir anda silme ve perde arkasına atma hakkını hiç kimseye vermeyecektir. Kaldı ki yeni hükümet kurmakla, yeni cumhurbaşkanı seçilmekle eskilerin yeni olması mümkün olmayacaktır. Zira mevcut Cumhurbaşkanı ve Başbakan'da o eskiler arasından gelmiştir. Bu kapsama giren bütün eskilerin adı “Yeni” olarak değiştiği zaman geçmişteki sorumlulukları ve hesap verebilirlikleri de acaba ortadan kalkacak mıdır? Burada üzerinde dikkatlice durulması gereken bir başka husus ise 62'nci Hükümet Programında ortaya konulmaya çalışılan yaklaşımların “Yeni Türkiye” kavramı ile ilişkilendirilerek, geçmiş AKP hükümetlerin kötü mirasının reddedilmesidir. Yeni hükümet programında en dikkat çeken nokta “2'nci ekonomik sıçrama” kavramıdır.  Bu nasıl yapılacaktır sorusuna verilen cevap insan kaynakları ve coğrafyamız olmuştur. Eğitimle insan gücünün daha üretken hale getirileceği anlatılırken, 12 yıllık AKP iktidarında her değişen Milli Eğitim Bakanıyla eğitim müfredatının değiştirildiğinden galiba “Yeni” başbakanın haberi yok. O halde çiçeği burnundaki yeni başbakana soralım. Her göreve gelen Bakanın kafasına göre eğitim sistemini/müfredatını yapılandırmaya çalıştığı, son 12 yıldır 10 milyon gencimizin geleceğini manasız sınavlarla kararttığınız bu ülkede millî eğitim politikasındaki bu başarısız geçmişi “Eski” sayarak mı 2. ekonomik sıçramayı sağlayacaksınız? Eskiniz bu millete ne verdi ki yeni olanınız ne verecek? Bir başka örnek vermek gerekirse Başbakan Yardımcısı Ali Babacan yapmış olduğu açıklamalarda geçmiş 12 yılda rant ekonomisinin hakim olduğunu açıklamalarıyla ortaya koymaktadır. “Arsa, arazi ve rant peşinde koşa koşa yorulduk, bu çabalarımız birilerini zengin etti, ancak artık içinden çıkılmaz hale gelen bu yapıdan bir an evvel kurtulup memleketin her boş alanına gökdelen dikmekten vazgeçip sanayi üretimine geçmeliyiz” mealindeki sözleri aslında doğru olanı işaret etmektedir. Ancak; 12 yıldır bütün hükümetlerde kesintisiz olarak yer alan Babacan'ın da aklı başına acaba yeni mi gelmiştir? O da mı geçmişteki hataları “Eski Türkiye'de” bırakarak yeni ekonomik anlayışla “Yeni Türkiye'ye” yol açma, yer açma çabasına girmiştir. Oysa Türkiye'de işler anlatıldığı gibi iyi gitmemektedir. 500 büyük sanayi kuruluşunun ve onun arkasından gelen ikinci 500 kuruluşun borç sarmalı, sanayi genelinde ve özelliklede imalat sanayinde en büyük sorunların başında gelmektedir. Özel sektörün lokomotif firmaları AKP döneminde borçlarına borç katarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Döviz kurlarındaki dalgalanma bu borçları yukarı yönlü artırmaktadır. Küresel piyasalarda meydana gelebilecek olumsuz gelişmelere karşı oldukça hassas konumda olan bu firmalar büyük finansal ve mali risklerle karşı karşıyadırlar. Dolayısı ile ekonominin can simidi olan bu firmaların en küçük bir küresel krizde bile borç batağına girmeleri ve erozyona uğramaları an meselesi olarak görülmelidir. İşte bu anlamda Milliyetçi Hareket Partisi, yıllardır üreten ekonomiye olan ihtiyaç hızla artmaktadır diyerek, çözümün uluslararası rekabet şartlarıyla uyumlu, yüksek teknolojiye dayalı, katma değeri yüksek ürün üreten, rekabet edebilir bir sanayi ve bunun bilimsel altyapının tesis edilmesinden geçtiğini, bu sistemin de adil bir gelir paylaşımı yoluyla taçlandırılması gerektiğini bıkmadan usanmadan dile getirerek Türkiye'nin 2023 vizyonunu ortaya koymuştur. Diğer yandan, Uluslararası Para Fonu-(IMF), küresel ekonomiyi bekleyen riskleri analiz ederken hükümete de bazı uyarılarda bulunmaktadır. Özellikle enflasyon, yurt içi tasarruflar ve yapısal sorunların çözümüne yönelik gerekli reformlar konusunu bu çerçevede sürekli olarak sıcak tutarak ekonomi yönetiminin dikkatini çekmektedir. AKP ise bunu yeni yeni algılama emaresi göstermeye ancak başlayabilmiştir. Her ne kadar Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı dönemindeki ekonomik tablo allanıp pullanıp iyi gösterilmeye çalışılsa da gerçekler pek de öyle değildir. Evet, bazı kesimler bu sistemden memnun olabilirler, bazıları sistem sayesinde havuzlarını dolarlarla doldurabilirler, bazıları da değişik başka sebeplerden dolayı sözde “istikrarın” bozulmasını istemeyebilirler. Ancak,

  • Ortalama büyümenin yüzde 5'in altında kaldığı,
  • Ortalama işsizliğin yüzde 10'dan aşağı düşmediği,
  • Her dört gençten birinin işsiz olduğu,
  • İşsizlerin iş bulma umudunu kaybettiği,
  • Kişi başına düşen dış borcun 5.000 doları aştığı,
  • Toplam kredi kartı borçlarının 85 milyar TL'yi geçtiği,
  • Tüketici kredisi borçlarının 250 milyar TL'ye ulaştığı,
  • Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısının 600 bin kişiyi geçtiği,
  • Son 12 yılda Cumhuriyet tarihinin 3,0 katı kadar dış borçlanmanın yapıldığı,
  • Yine son 12 yılda iç borçlanmanın Cumhuriyet tarihinin 2,5 katı kadar arttığı,
  • Büyük sanayi işletmelerinin borç tuzağında olduğu,
  • 77 milyondan yüzde 85'inin tatile bile gidemediği,
  • Akaryakıt fiyatlarının yüzde 400 arttığı,
  • Her 1000 TL'lik hane gelirinin yüzde 60'nın borca gittiği,
  • Hanelerin önemli bir kısmının gelirlerinden eğitim ve sağlığa alkollü içki tüketiminden daha az pay ayırdığı,
  • Kamu çalışanları, emekliler ve küçük esnafın inim inim inlediği, asgari ücretlinin fitre verilecek kesimler arasında girdiği,
  • Resmi rakamlara göre nüfusun yüzde 20'ye yakınının yoksul olduğu, yüzde 40'ının da yoksullaşma riski altında olduğu,
  • 20 milyon insanın insanlık onuru ile bağdaşmayan biçimde yardım almaya mahkûm edildiği,
  • Hapishanelerin dolup taştığı,
  • Kadın ve çocuklara karşı uygulanan şiddetin tavan yaptığı,
  • Sokaklarda uyuşturucu çetelerinin saltanat sürdüğü,
  • Zina ve fuhuşun yaygınlaştığı,
  • Alkol ve uyuşturucu tüketiminin arttığı,
  • Bazı kamu kurumlarının (Diyanet gibi) AKP’nin resmi propaganda timi haline geldiği,
  • PKK ve bölücü başı ile “Yeni Türkiye’yi Paylaşma” masasına oturulduğu,
  • KCK'nın yol kesip kontrol yaptığı,
  • Türk Bayrağının kışladaki gönderinden indirildiği, Atatürk büstlerinin ayaklar altına alındığı,
  • Sınır güvenliğinin kalmadığı, 1,5 milyon Suriye ‘linin şartsız ve kayıtsız Türkiye'ye alındığı,
  • Rüşvet ve yolsuzluk isnatlarının tavan yaptığı,
  • Herkesin dinlenme ve izlenme korkusu yaşadığı,
  • TBMM'de yolsuzluk dosyalarının adalet önüne gitmeden parmak hesabıyla aklandığı,
  • Eğitim, adalet, emniyet ve yargıda siyasallaşmanın en yoğun olduğu,
  • Dış politikada “sıfır sorun” yerine “sırf sorun” dönemine geçildiği,
  • Yabancı servislerin hükümeti gizlice dinlemeleri konusunda her nedense hükümetin hiç ses çıkarmadığı,
  • 2023'te 10'ncu büyük ekonomi olunacağı yalanının gerçekmiş gibi anlatıldığı,

2003-2014 dönemi, AKP hükümetlerinin ve onun yöneticilerinin bir ayıbı olarak millet vicdanında ve hafızalarda hak ettiği yeri bulacaktır. İşte özetle yukarıda sıralananlar şüphesiz akıl ve vicdan sahibi kitleler tarafından AKP'nin iktidarda kalması bakımından gerekli olan istikrar göstergeleri olarak görülmeyecektir. Bu olumsuzluklar bazıları için ise istikrarın devamı açısından görmezlikten gelinecek, yok hükmünde sayılacaktır. Rant ekonomisi ile kendilerine uygun sermaye transferi yaratarak servet yapmaları sağlanan kesimler artık neredeyse doyum noktasına yaklaştığından, bu sistemin sürdürülebilmesi ve mevcut varlık yapısının korunabilmesi için artık bir makas değiştirme zamanının gelmiş olduğunun farkına varmıştır. Zenginleşmede ve siyasetin finansmanında devlet imkânlarının kullanılması artık aşikâr görülmekte, bal tutan parmağını yalamaktadır. Yoksul ve muhtaç kesimlere yapılan devlet katkılarını AKP yapıyormuş havası yaratılarak seçmen kitlesinin baskı altına alınması ve bunun önemli ölçüde sürdürülebilir olduğu da artık gözlerden kaçmamaktadır. 12 yıldır ülkeyi iyi yönettiğini söyleyenler ekonomik ve siyasi rant peşinde koşanlar, faiz lobileri ile kol kola olanlar, rüşvet ve yolsuzluk pazarında boy gösterenler, kentlerimizi beton yığını haline getirerek buradan hayal ötesi para kazananlar bugün neden inşaatı bırakalım, sanayiye bakalım demeye başladılar? Acaba ekonomi, sosyal hayat ve siyasette neden “Yeni” olma ihtiyacı hissetiler? Belki 12 yıllık eskiliklerinin vicdani yükü kendilerine taşıyamayacakları kadar ağır geldi? Belki de mevcut uygulamaların beklentilerini karşılamada artık anlamını yitirdiğini mi keşfettiler? Buradan çıkacak tek bir sonuç vardır o da; AKP’nin 12 yıldır sürdürdüğü politikaların temelinde yandaşları vasıtasıyla zenginleşmek, kendi kapitalist sermaye grubunu oluşturmak, iktidarda kalabilmek için de hatırı sayılır bir kesimi üretimden düşürerek ilk önce yoksulluğa düşürmek ve sonrasında devlet yardımlarıyla bu kitleyi seçim sandığına bağlamaktır. Ancak sözü edilen bu yapıya olumsuz şekilde etki edebilecek önemli bir sorun hızla yaklaşmaktadır. Ulusal ve uluslararası otoritelerinde ifade ettiği gibi cilalı Türkiye tablosu vahim sonuçlar yaratacak gelişmelere gebe durumdadır. Küresel piyasalarda Ekim ayından itibaren meydana gelecek bir krize karşı ekonominin ve siyasetin çok hassas olduğu bilinmektedir. İçte ise siyasi kutuplaşma, işsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği ve güven bunalımı önemli derecede insanlarımızı tedirgin etmektedir. Terörle mücadelede ver kurtul yöntemi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde alan hâkimiyetinin PKK ve onun paralel devlet yapısı olan KCK’ya teslim edilmesi ve topraklarımızın bir kısmının fiilen bunların kontrolüne verilmiş olması, ortak gelecek kaygısı taşıyan herkesi rahatsız edecek boyutlara ulaşmıştır. Hükümetin kamu idaresi, hukuk ve adalet alanındaki anlamsız ve gereksiz baskı ve kayırıcı düzenlemeler yapması vatandaşlarımızı hem kendi aralarında kutuplaşmaya hem de devletine karşı soğuk hale getirmeye sevk ederek güven kaybı yaşamasına yol açmıştır. Bütün bunlar bir araya geldiğinde AKP için çıkış yolu her halde “Yeni Türkiyecilik” olmaktadır. Ancak ne yapılırsa yapılsın tünelin ucu görünmüştür. Sahte bahar hem küresel çerçevede hem de Türkiye şartlarında sona ermek üzeredir. Üretim, istihdam, adalet, huzur ve adil gelir dağılımının olmadığı ortamlarda ekonomik ve siyasi yapıların çatırdaması ve arkasında bir enkaz bırakarak çökmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu enkaz altında sorumlularıyla birlikte bugünün “istikrar bozulmasın” diyen kesimlerinin de kalacağı da asla ve asla unutulmamalıdır.  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.