• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • Yozgat 12 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 21 °C
  • Bursa 15 °C

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ TÜRK DÜNYASI TEMASI

Ahmet AKBAYIR

BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ BEY’İN

TÜRK DÜNYASI LİDERLERİYLE ETKİLEŞİMİ VE TEMASI

‘ Türk Cumhuriyetleri ve Türk Toplulukları arasında kültürel, ekonomik ve sosyal işbirliği düşüncelerimizin bütün dünyaya karşı iyi niyetli, barışçı bir gaye taşıdığını dünya halkoyuna devamlı olarak anlatmaya çalışmalıyız.’ Alparslan TÜRKEŞ

‘Dil bir köprüdür….

İnanç bir köprüdür….

Tarih bir köprüdür….

Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.

Onların ( Soydaşlarımızın ) bize yaklaşmasını beklemeliyiz.

Bizim Onlara yaklaşmamız gereklidir.’ Mustafa Kemal ATATÜRK

Türk Dünyası Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar, hatta Bering Boğazı’na kadar uzanan bir bölgede Türkçe konuşulan bölgeyi kapsar.

Türk Dünyası kavramında bazı araştırmacılar sadece Orta Asya için bu kavramı kullanırlar. Türkistan kavramı ile eş anlamlı kullanıldığı da olur.

Türk Dünyası, Orta Asya'ya ek olarak Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Avrupa, Kafkasya, Çin ve Rusya-Sibirya Federasyonu, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan, Orta Doğu, İran ve Balkanlar içindeki Türk bölgeleri ile Türk diasporasını da kapsar. Çünkü kavramın ifade ettiği alan, tüm bağımsız Türk cumhuriyetleri, özerk Türk cumhuriyetleri ve Türk topluluklarıdır. Özerk devletler olarak ise Doğu Türkistan, Tataristan, Çuvaş, Başkurdistan, Saha-Yakutistan, Altay, Karaçay, Balkar ve diğer bölgelerden oluşmaktadır.

Türk dünyası nüfusunun toplam sayısı 300 milyona yakındır.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında günümüzde kullanılan Türk Dünyası teriminin yanında ‘ Türkeli ’ terimi de kullanılmaya başlamış olup; Türkeli ile Türk Dünyası sözcükleri eşanlamlı olarak kullanıla gelmiştir. Türkeli sözcüğü Türk ili anlamına gelmektedir. Türkeli kelimesi özellikle On dokuzuncu yüzyılın ortalarında meşrutiyet kazanan Türkçülük ile Türkiye'de ve Rusya Türklerince kullanılmaya başlanmıştır.

1930'larda Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk Bey ise Türkeli kavramını şöyle açıklamaktadır: ‘ Türk Milleti Asya'nın garbında ve Avrupa'nın şarkında olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayırt edilmiş, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar... Onun adına Türkeli derler... Türk yurdu daha çok büyüktür... Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse, Türk'e yurtluk etmemiş kıta yoktur... Bütün dünyada, Asya, Avrupa, Afrika Türk atalarına yurt olmuştur... Bu hakikatler eski ve hususiyle yeni tarih vesikalarıyla malûmdur. ’

Kaşgarlı Mahmut’un On birinci yüzyılda Balasagun’u merkez yaparak çizdiği Dünya Haritası o dönemde Türk’lerin yaşadıkları bölgeleri, dağılımını ve düşmanları yerini göstermesi bakımından dikkate değerdir. Halka biçiminde olan haritanın çevresinde doğu, batı, güney, kuzey yönleri bazı deniz ve nehirler gösterilmiştir.

*Batıda işaret edilen yerler: İtil boyları ( Kıpçak ) ve Frenklerin yaşadığı yerleri belirtir.

*Güneyde işaret edilen yerler: Hindistan ve SİND.

*Doğuda işaret edilen yerler: Çin ve Japonya

*Ortada işaret edilen yerler: Yarkent, Kaşgar, Barsagun, Balasagun, Yifruç, İkiöküz, Asbuali, Kumri, Talas gibi birden fazla Türk Şehirleri bulunmaktadır.

 

Alparslan Türkeş, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Aralık 1991 tarihli 15’inci birleşiminde yaptığı konuşmada özetle şunları söylemiştir:

‘.… Sovyetlerdeki Türk Cumhuriyetleri ve muhtar bölgelerdeki Türk yönetimleri konusu bugüne kadar Türkiye’nin dış politikasında hiç yer almamıştır. Türkiye dış politikasını Sovyetler Birliği’ne göre ayarlamıştır. Ama dünyadaki gelişmeler, Sovyetler Birliği’ndeki yeni oluşumlar ve dünyanın diğer yerlerindeki yeni gelişmeler, Türkiye’nin bundan sonra ilişkilerini nasıl ayarlayacağı gibi konuları getirmiş bulunmaktadır. Daha önce Türk Dışişleri, doğrudan doğruya Sovyetler Birliği’ni hedef almış; bunların içinde bulunan Türkler hiç konu edilmemiştir. Hatta Türkiye’mizde çeşitli sebeplerle Türkiye dışındaki Türkler konusunu ele almak, hele siyasi alanda korkulu bir konu olarak görülmüştür, bunu söz konusu edenler suçlanmıştır, küçük görülmüşlerdir….’

‘.… Bildiğiniz gibi, siyaset alanında uzun zamandan beri bulunmuş eski bir arkadaşınız olarak ömrümün 55 yılını bu konularla uğraşarak geçirdim. Birleşmiş Milletlerin son zamanlarda yapmış olduğu istatistiklere göre, yeryüzünde en çok konuşulan diller arasında Türkçe beşinci sırayı almaktadır. Birinci sırada Çince, ikinci sırada İngilizce, üçüncü sırada İspanyolca, dördüncü sırada Arapça ve beşinci sırada Türkçe geliyor, yani bu sıralamaya göre birçok felaket yaşamış olmasına rağmen hâlâ Türk milleti yeryüzündeki en kalabalık milletlerden birisidir. ‘ 200 milyon insan Türkçe konuşuyor ’ demek, ‘ 200 milyon Türk vardır ’ demektir….’

‘.… Yirminci yüzyıl bilindiği gibi büyük devletlerin yıkıldığı bir yüzyıldır. 20’inci yüzyılın sonlarına geldiğimiz ve yirmi birimci yüzyıla yöneldiğimiz şu günlerde, dünyada insan hakları, hürriyet ve bağımsızlık ve demokrasi rüzgârları esmektedir. Bu rüzgârlar bütün imparatorlukları çökertmiştir….’

‘.… Sovyetler Birliği dağılmaya ve çözülmeye başlamıştır. Burada yaşayan beş Türk Cumhuriyeti bulunmaktadır; bunlar Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’dır.… Bunları dikkate aldığımız zaman Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye’nin dış münasebetleri, dış politikası ne olmalıdır? O cumhuriyetlerin jeopolitik özelliklerini göz önüne alarak, sahip oldukları ekonomik imkânları, kaynakları dikkate alarak, sosyal yapılarını dikkate alarak ve Türk olmayan diğer birimlerin, Ermenistan gibi, Gürcistan gibi ve diğerlerinin de durumlarını dikkate alarak Türkiye’nin Politikası ne olmalıdır diye akılcı ve ilmi esaslara dayalı yeni bir siyasi plana ihtiyacımız vardır. Böyle, hazırlıksız, rastgele, ayaküstü tutumlarla bu dış politika düzenlenemez.…’

‘….Bunlar soy itibariyle, din itibariyle bizimle aynı olan insanlarımızdır, kardeşlerimizdir ve kendileri, bize karşı sevgi beslemektedirler. Türkiye’yi sevmektedirler, Türkiye’den önderlik beklemektedirler. Binaenaleyh, onların bu özelliklerini de dikkate alarak ve Türk olmayan diğer cumhuriyetleri tanımamızın da bunlar üzerinde ne gibi etkileri olacağını dikkate alarak, yeni ilmi esaslara dayalı bir politika planlaması yapmaya ihtiyaç vardır.…’

Alparslan Türkeş, yeni politikanın dayanması gereken esaslar konusunda ise Türkiye Büyük Millet Meclisinin 17 Aralık 1991 tarihli akdettiği 16’ıncı birleşiminde özetle şunları söylemiştir:

‘….Sovyetlerde meydana gelen değişiklikleri de dikkate alarak orada bulunan Müslüman Türk Cumhuriyetleri ile politikamızı yeniden düzenlemek ihtiyacındayız.… Türk Cumhuriyetleri’ni tanıma, onlarla ilişkilerimizin gelişmesi meselesini, bir Turan Devleti kurulacak şeklinde propagandaların yapılmasına meydan ve imkân verilmeyecek şekilde düzenlemek ve planlamak zorundayız. Şimdiden Türkiye’mizin karşısında olan birçok devlet bu şekildeki propagandalarla dünya kamuoyunda aleyhimizde tesirler yapma çabası içindedirler. O bakımdan Türkiye’mizin insan haklarını geliştirme barış ve dostluk içinde karşılıklı saygıya dayanan dostluklar kurmak, ekonomik, kültürel münasebetler geliştirmek gayesiyle dış politikasını tanzim ettiği her zaman vurgulanmalı ve dünya kamuoyuna da anlatılmalıdır….’

‘….Bu cumhuriyetlerin yaşamış oldukları tarih dolayısıyla, bugün ideolojik bir boşluk içinde olduklarını göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Çünkü Marksist ideoloji çökmüştür, iflas etmiştir. Bu cumhuriyetlerde yetmiş yıldan beri her şey Marksist ideolojiye ayarlanmıştır. Bundan dolayı burada yaşayan insanlar, bugün ideolojik ve manevi bir boşluk içindedir. Bu manevi boşluktan yararlanılarak burada bazı Ortadoğu devletleri tarafından birtakım köktenci akımlar yayılmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin, İslam’ın gerçek, güzel manasına dayanan barışçı, kardeşliği esas alan, insan haklarını esas alan hoşgörüyü esas alan, manevi değerlerini bunlara götürmesi, anlatması hem bu ülkeler için, hem de gelecek münasebetler için iyi bir netice verir kanaatindeyiz.…’

Başbuğ Alparslan Türkeş Bey Türk Dünyası Liderleriyle Etkileşimi Ve Teması sağlamak için kurduğu ve gerçekleştirdiği; ilki 1993 yılında gerçekleştirilen Türk Kurultayları’nın dört tanesi Rahmetli Cennet Mekân Başbuğ’umuz Alparslan TÜRKEŞ Bey’in sağlığında olmak üzere toplam on bir kurultay gerçekleşmiştir.

 Kurultaylar, Türk Devlet ve Topluluklarının hem kendi aralarındaki hem de komşu ülkeleriyle olan ilişkilerinde;

* Egemenliklere karşılıklı saygı gösterme,

*İçişlerine karışmama,

 * Anlaşma ve görüşmelerin eşitlik esasına göre yapılması,

 * Yenidünya düzeninin öngördüğü insan hakları, hukukun üstünlüğüne, çok partili demokrasiye, bütün insanlara barış ve refah sağlama prensibine bağlı genel ve özel konulara yer verilmiştir.

            Kurultaylara bugüne kadar Azerbaycan Devlet Başkanı Ebülfez Elçibey, Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Askar Akayev, K.K.T.C Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı İslam Kerimov, Türkmenistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Saparmurat Niyazov başta olmak üzere Türk Dünyası’ndan pek çok önemli lider katılmıştır.

            Türk Dünyası’nın sorunlarına ortak çözümler üretmeyi ve ortak bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen Türk Kurultayı;  ‘ Dilde, İşte, Fikirde Birlik ’ anlayışını temel bir fikir olarak açıklamıştır.

Birinci Kurultay 21-23 Mart 1993, tarihleri arasında Devlet adamı ve siyasetçi Alparslan Türkeş öncülüğünde Antalya’da düzenlendi. Etkinliklere Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Süleyman Demirel’in yanı sıra Azerbaycan Devlet Başkanı Ebülfez Elçibey, Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Askar Akayev, K.K.T.C Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı İslam Kerimov, Türkmenistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Saparmurat Niyazov ve özerk cumhuriyetler ile bölgelerin temsilcileri de desteklerini sundu. Kurultayda Türk Devlet ve Topluluklarının hem kendi aralarındaki hem de komşu ülkeleriyle ilişkilerinde egemenliklere karşılıklı saygı gösterme, içişlerine karışmama, anlaşma ve görüşmelerin eşitlik esasına göre yapılması ve yenidünya düzeninin öngördüğü insan hakları ve hukukun üstünlüğüne, çok partili demokrasiye, bütün insanlara barış ve refah sağlama prensibine bağlı kalma kararı alındı.

İkinci Kurultay 20-23 Ekim 1994 tarihleri arasında İzmir’de toplandı. Türkiye ve Türk Dünyası’ndan yetkililerin şereflendirdiği toplantıda Türk Dünyasının güncel meseleleri ve gelecek vizyonu hakkında değerlendirmelerde bulunuldu. Katılımcılar Türk Devlet ve Topluluklarının gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmasının ön adımının demokrasiye geçiş olduğu konusunda mutabakata varırken dil, kültür, eğitim hukuk ve idare gibi alanlarda ortak bir stratejinin belirlenmesi için çalışmalar başlatılması kararlaştırıldı.

Üçüncü Kurultay 30 Eylül-2 Ekim 1995, tarihleri arasında İzmir’de toplandı. Nüfus ve çevre gibi konular da ele alındı. Kurultayda Türk Cumhuriyetlerine demokrasi ve hukuka bağlılık gibi konularda gerekli destek ve rehberliğin sağlanacağının altı çizilirken ‘ Ülkeler arasında hukuk ve yönetim alanlarında konferanslar vasıtasıyla bilgi ve iletişimin ve yüz yüze ilişkilerin sürekliliği temin edilmelidir ’ denildi.

Dördüncü Kurultay 24-26 Mart 1996, tarihleri arasında Ankara’da toplandı. Kurultayda kültür faaliyetlerini desteklemek üzere ‘ Kültür Araştırma Fonu ’, iktisadi ve ticari ilişkilere yön vermek ve dinamizm kazandırmak için ‘Avrasya Devlet ve Toplulukları Ekonomik ve Teknolojik İşbirliği Teşkilatı ’, Türk Devlet ve Topluluklarında etkin kaynak dağılımının sağlanması için ‘ Türkiye Kalkınma Bankası ’  ve Doğu Türkistan, Türkmeneli ve Karabağ’da katliam ve zorbalıkla karşı karşıya olan Türklerin sesini dünyaya duyurmak için ‘ Türk Devletleri İnsan Hakları Komisyonu ’ nun kurulması çağrısında bulunuldu. Etkinlikte Ayrıca UNESCO gibi uluslararası kuruluşların da desteğini alarak 1998 yılının       ‘ Dede Korkut Yılı ’ olarak kutlanması yönünde çalışmalar yapılması kararlaştırıldı.

Beşinci Kurultay 13-14 Nisan 1997,tarihleri arasında İstanbul’da toplandı. Kurultayların kurucusu ve Türk Kurultayı’nın mimarı asker, siyasetçi ve devlet adamı Alparslan Türkeş Bey’in vefatının kısa süre sonra gerçekleştirilen toplantıda komisyonların çalışmaları sonucunda Türk Devlet ve Toplulukları Teknolojik Araştırmalar Merkezi, Türk Dünyası Akademisi, Çevre Araştırma Merkezi, Türk Devlet ve Toplulukları Spor Oyunları, Türk Olimpiyatları gibi işbirliği ve koordinasyonu geliştirecek kurum ve etkinliklerin bir an önce aktif hale getirilmesi çağrısında bulunuldu. Ayrıca Türkiye’de Avrasya Bakanlığı kurulması için girişimde bulunulması kararlaştırıldı.

Altıncı Kurultay 20-23 Mart 1998, tarihleri arasında Bursa’da toplandı. Gelenekselleşen kurultayda Türk Dünyasının güncel sorunları konusunda çözüm arayışlarına devam edildi. Kurultayda görevli ihtisas komisyonlarının çalışmaları sonucunda Tarım Komisyonu, Türk Dünyası Bakanlığı ve Türk Devlet ve Toplulukları Sermaye Ajansı’nın kurulması ile Türk Hukuk Kurultayı’nın toplanması kararlaştırıldı. Etkinlikte ayrıca çevre ve ekoloji sorunlarına dikkat çekilerek enerji üretim ve dağıtım problemlerini çözmek ve Karadeniz ve Hazar’ın kirlenmesini önlemek için projeler hazırlanması çağrısında bulunuldu.

Yedinci Kurultay 2-4 Temmuz 1999, tarihleri arasında Denizli’de toplanandı. Etkinlikte Türk Dünyası’nda ekonomik, sosyal ve kültürel işbirliğinin sağlıklı bir şekilde geliştirilmesi için öncelikle hukuk birliğinin oluşturulmasının gerekliliği üzerinde önemle duruldu. Kurultayda Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin daha hızlı bir şekilde gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla; Kars Tiflis demiryolunun bir an önce bitirilerek Türkiye’nin Tiflis-Bakü üzerinden Türk Cumhuriyetlerine bağlanması, kara ve hava taşımacılığının desteklenmesi, telekomünikasyon ağının bölgede yaygınlaştırılması ve Türkiye ile entegre hale getirilmesi için çalışmalar başlatılması gerektiği ifade edildi. BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs ile ilgili kararı ve Rum-Yunan tarafının bölgedeki barışı tehdit eden saldırgan ve maceracı politikasının gündeme getirildiği konuşmalarda, KKTC’yi yok sayan bu girişime karşı çıkılarak bu tutum Türk halkının egemenliğine, hak ve hürriyetine saldırı olarak nitelendirildi.

Sekizinci Kurultay 24-26 Mart 2000, Samsun’da düzenlendi. Türk Dünyası’nın güncel sorunları ve gelecek vizyonu konusunda değerlendirmelerin yapıldığı toplantıya Türkiye ve Türk Dünyasından devlet adamları ve önde gelen isimler katıldı. Esaret ve baskı altındaki Güney Azerbaycan ve Doğu Türkistan konuları üstünde önemle durulan kurultayda görevli ihtisas komisyonlarının çalışmaları doğrultusunda esaret altındaki Türklerin uğradığı insan hakları ihlallerinin BM başta olmak üzere ilgili uluslararası kurum ve kuruluşlarda gündem yaratması için adım atılması çağrısı yapıldı. Etkinlikte ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik saldırgan politikalar hatırlatılarak KKTC’nin resmi olarak tanınması ve tanıtılması yönünde adımlar atılması gerektiği vurgulandı.

Dokuzuncu Kurultay 21-23 Aralık, tarihleri arasında İstanbul’da toplandı. Gelenekselleşen etkinliğe Türkiye ve Türk Dünyasından önde gelen isimler katıldı. Kurultayda görevli ihtisas komisyonlarının çalışmaları doğrultusunda Türk Cumhuriyetleri arasındaki mal ve hizmet mübadelesini kolaylaştırmak ve dünya ticaretiyle rekabet edebilecek duruma getirmek amacıyla Türk Dünyası Standartlar Enstitüsü ile özel sektörün örgütlendiği oda ve borsalar kanalıyla ticari ilişkilere daha fazla etkinlik kazandırabilmek için Türk Dünyası Standartlar Enstitüsü kurulması teklif edildi.

Onuncu Kurultay 18-20 Eylül, tarihleri arasında Antalya’da toplandı. Etkinlikte ağırlıklı olarak Türkiye ve Türk Dünyası’nda eğitim, bilim ve kültür faaliyetleri üstünde duruldu. Toplantıda Türk Dünyası’ndan Türkiye’ye gelen öğrencilere verilen bursların artırılması ve Türkiye’nin Türk Dünyası ve Kardeş Topluluklara eğitim konusunda öncü olması çağrısında bulunuldu.

On birinci Kurultay 17-18 Kasım, tarihleri arasında Bakü’de toplandı. Azerbaycan’ın ev sahipliği yaptığı kurultayda Türk Devlet ve Topluluklarından katılımla Türk Dili Konuşan Devletler Birliği kurulması ve Avrupa’da yaşayan Türkçe konuşan halkların ilişkilerinin diaspora faaliyetleri çerçevesinde güçlendirilmesinin gerekliliği anlatıldı. Toplantıda Avrasya’da Gürcistan ve Tacikistan’ın da dâhil olduğu bir iktisadi ve siyasi birliğin kurulmasının olumlu katkılarına dikkat çekildi. Oturumlar sırasında ayrıca Türk Devlet ve Topluluklarının, işgal altındaki Azerbaycan toprakları ve 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına karşı ortak tutum benimseyerek Türkiye ve Azerbaycan’ın haklılığının dünyaya anlatılması amacıyla girişimlerde bulunmasına karar verildi.

Yukarıda da işaret etmeye çalıştığımız kurultay konularının ana teması; egemenlik ve insan hakları, demokrasi, dil, kültür, eğitim, hukuk ve idare, bilgi ve iletişim, kültürel faaliyetler, iktisadi ve ticari ilişkiler, kaynak dağılımı, kurum ve etkinliklerin düzenlenmesi ve arttırılması, güncel sorunlar çevre ve çevrebilim, ekonomik sosyal ve kültürel, bütünleşme ve hukuk birliği, mal ve hizmet mübadelesi, bilim ve kültür şeklinde olmakta olup bu konularda birliktelik sağlanmaya çalışılarak ‘ Dilde, Fikirde, İş de Birlik ’ sağlanmaya çalışılmıştır.

 Başbuğ Alparslan Türkeş Bey ilerisi için de Yüksek Türk Cumhuriyetleri Konseyi çalışmalarının da temelini sözleriyle atmışlardır. Zatı Alileri ise hayattayken ‘ Yurt dışı Türkler Bakanlığı Şarttır ’ derken daha kapsamlı bir birliktelik amaçlamaktaydılar. Bu sebeple Türkiye dışındaki Türklük ihmal edilmemiş; kısmen resmî, genellikle de gayrı resmî olarak ama şuurlu bir şekilde ‘ Dış Türkler ’ ile bağlar devam ettirilmiştir.

Siyasî mücadeleye başladıktan sonra Türk Milliyetçiliği ile ilgili düşüncelerini, kitlelere anlatmaya başlayan Başbuğ TÜRKEŞ, düşünce dünyasındaki ‘ Türk Birliği Ülküsü’nü şöyle ifade etmiştir:

‘… Türk Birliği ülküsü, yeryüzündeki bütün Türklerin bir millet ve devlet halinde, bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Bunun tahakkuku, bazı kimselere ilk bakışta imkânsız gibi görünebilir. Birçok kimseler bunu zararlı bir hayâl (ütopi) olarak da vasıflandırabilir. Fakat unutmamak lazımdır ki, her hakikat önce hayal ile başlar. Yine hatırlamak gerektir ki 1919 yılında hür ve müstakil bir Türkiye kurmak için Anadolu’da dünyanın galiplerine karşı savaşa girişmek de çılgınlık ve hayal diye vasıflandırılmıştı. Fakat inanmış ve kendilerini bir ülküye vermiş olanlar, yurdu kurtarmaya ve müstakil bir Türkiye meydana getirmeye muvaffak oldular.

Türk Birliği de sistemli çalışmak, fırsat kollamak ve her şeyden önce Türkiye’yi korumak ve yükseltmeğe çalışmak suretiyle bir gün elbet hakikat olacaktır…’

Başbuğ Türkeş’in, ‘ Türk Birliği ’ ülküsü ile ilgili görüşleri, yalnızca teorik zeminde kalmamıştır. Tam anlamıyla hiçbir zaman siyaseten iktidar olamamasına rağmen düşüncelerini ilk fırsatta eyleme geçirmekten de geri kalmamıştır.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ Bey Sovyetler Birliği’nin dağılması ile dünyanın gözü ve dikkatleri bugün Asya ve özellikle Türkiye üzerine çevrilmiş durumdadır. Türk’ün yıldızı yeniden parlamaya başlamış ve yeni dengeler, yeni gelişmeler gündemde yerini almaktadır derken doğudan doğacak güneşin Türkiye ile birlikte parlayacağını ifade etmektedir. Bu yeni oluşacak durumda ise parlamenterlerle yapılacak görüşmelerde Türk Cumhuriyetleri’nin kendi aralarında teşkilatlanarak fikir paylaşımında bulunulması gerektiğini Başbuğ ifade etmişlerdir.1992 yılında Azerbaycan’ın Azatlık Meydanında Ebul feyz ELÇİ BEY ile birlikte bulunan Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ Bey Türk Birliği’nin Turan Sevdasının da altını çizmekteydi.

Azerbaycan’ın, seçimle işbaşına gelmiş ilk Cumhurbaşkanı ve Bakü’deki Azatlık Meydanı’nda, ‘ BOZKURT ’ işareti ile halkı beraber selamladıkları rahmetli Ebulfeyz Elçibey’in,

‘… İnsan sevdiği, çok sevdiği varlıklar hakkında ne yazırsa yazsın, ne diyirse desin, yene de düşünür ki, o istediği alınmadı. Özellikle de, görkemli bir lider, bir sevimli önder, Türk millî maneviyatı uğrunda dayanmadan mubarize ve mücadele aparan, könlünü yalnız ve yalnız Türk Milleti’ne kendi milletine Tanrı bağları ile bağlamış bir gahraman olan azizimiz, Alparslan Türkeş Başbuğ hakkında…

… Seksen yıllık bir ömrünü büyük bir kısmını Türk Millî varlığının, iç ve dış düşmanlardan korunmasına, esir Türkler’in kurtuluşu, bağımsızlığı ve dünya Türklüğünün yükselişi uğrunda mubarize sarf eden büyük bir önder sürdürdüğü mücadelenin zafer çalmakta olduğunu görerek rahatlıkla gözlerini kapattı…’ şeklindeki ifadeleri Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ Bey’in Türk Dünyası ile kurduğu etkileşim ve temasın bir göstergesiydi.

Kaynağı kadim döneme kadar uzanan Türk Milliyetçiliğinin somut bir fikir akımı hâline gelmesinin kökleri, Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemine uzanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin kötü gidişatını durdurmak için hâl çareleri aranırken çözüm olarak ortaya çıkan muhtelif fikir akımları vardır. Bunlar içerisinde, Türkçü çözüm açısından Yusuf AKÇURA’nın ‘ Üç Tarz-ı Siyaset ’ adlı eseri büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada ortaya konan tahlilde, nispeten daha yeni bir akım olan Türkçülüğün ve bu bağlamda Türk Birliği’nin çözüm için gerekliliği ortaya konulmuştur. Türkçülük taraftarları için önemli diğer bir isim ise Ziya GÖKALP’tir. Yazdığı yazılarla Türkçülük fikrini sistematik hâle getirmeye çalışan GÖKALP’tir.1923 yılında yayımlanan ‘ Türkçülüğün Esasları ’ adlı eserinde, Türkçülüğün Türkiye sınırları ile kısıtlanamayacağını belirten yine GÖKALP’tir.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı sonrası; İsmet İNÖNÜ ile başlayan sonraki yeni dönemde artık ‘ Batıcılık ’ olarak tasnif edilen ve ATATÜRK dönemi politikalarının tam tersi yönünde izlenen bir yol, ön plana çıkmıştır. 1939-1945 arası cereyan eden İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri arasında SSCB’nin de yer alması, Türk Milliyetçiliği düşüncesinin her anlamda devlet katından tasfiyesine yol açmıştır. Nitekim bu dönemde meydana gelen 3 Mayıs 1944 Türkçülük olayları, sonraki dönemde oluşacak bu olumsuz durumun en açık işaretidir.

Başbuğ Alparslan Türkeş’in aşkla bağlandığı ‘ Türk Birliği ’ ülküsü ve bu ülküyü yayma çabası, Türkiye dışında yaşayan soydaşlarından da karşılık bulmuştur. Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil KIRIMOĞLU’nun,

‘Alparslan Türkeş, bütün Türk Dünyası gibi Kırım Tatar Türkleri için de unutulmaz bir şahsiyet olarak Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Hep söylediğim gibi, Sovyetler Birliği devrinde, demir perde altında, Hür Dünya’dan sınırlı malumat alırken Sovyet basını bizim ölçeğimizde, Sovyet basınında kim karalanırsa bizler bilirdik ki onlar iyi insanlar ve iyi işler yapıyorlar. Alparslan Türkeş ve onun Bozkurtları da Sovyet basınında hep kötü bahsedilir ve karalanırdı. Biz de bilirdik ki, ülkücüler bizim taraftan insanlardı ve taa o yıllardan sempatimizi ve saygımızı kazanmışlardı.

Demir perde aralanıp, Hür Dünya’dan ve Türkiye’den daha fazla malumat almaya başlayınca anladık ki yanılmamışız. 1975-1976 yıllarında hayatımızı, benim için ve halkımız için Türk kamuoyunu ayağa kaldıran bu vatansever insan ve onun ülkücüleri kurtarmış. Bu alicenap insan ve onun ülküdaşları, bizimle beraber ağlamışlar, bizimle acılarımızı paylaşmışlar, bizler için dualar etmişler. Kırım Tatar Türkleri merhum Alparslan Türkeş’e ve ülkücülere müteşekkirdir…”;

Başbuğ TÜRKEŞ’in doğduğu topraklar olan Kıbrıs’taki Türklüğün lideri ve bağımsız Türk devleti KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf DENKTAŞ’ın,

‘.… Rahmetle andığımız asker, komutan ve devlet adamı Sayın Alparslan Türkeş’le ilk temasım 1960 ihtilalinden hemen sonra, Dr. Küçük ile birlikte Ankara’ya yaptığım ilk ziyarette olmuştu. Türkeş Başbakanlık Müsteşarı ( veya Genel Sekreteri ) mevkiindeydi. İhtilalin güçlü adamı diye bilinen Alparslan Türkeş’in Kıbrıs kökenli oluşu bizler için güven verici bir şeydi….’ Şeklindeki ifadeleri de Başbuğumuzun Türk Dünyası Liderleriyle devamlı olarak etkileşim içerisinde olduğunu göstermektedir.

            Türk milliyetçiliği, bir akım olarak, Osmanlı devleti’nin yıkılmak üzere olduğu Türk aydınlarınca hissedilmeye başlandığı bir dönemde, bu çöküşü engellemek için aranan çarelerden biri olarak ortaya çıkmıştır. İşte, bu hislerle hareket eden aydınların Türkeş’in fikrî altyapısında önemli bir yeri ve etkileşimi vardır.

Bu aydınların başında Türkeş’in ‘ Dilde, Fikirde, İşte Birlik ’ şiarı, daima yolumuzu aydınlatan bir düstur olmalıdır dediği ve ‘ Büyük Türkoğlu ’ diye nitelendirdiği Gaspıralı İsmail Bey gelmektedir.

Diğer bir şahsiyet, kültürel ve siyasi Türkçülüğün Azerbaycan’da ilk yayıcısı olan Hüseyinzade Ali Bey’dir. Ali Bey, İstanbul’da Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye’yi bitirmiş,   1905 Meşrutiyet’inden sonra Bakü’ye dönmüştür. Ali Turanî mahlasıyla yazılar da yazan Ali Bey’in ‘ Türkler Kimdir ’, ‘ Yazımız ve Dilimiz ’ ve bilhassa ‘ Bize Hangi İlimler Lâzımdır ’ adlı makaleleri önemlidir. Ali Bey, 1908’den sonra İstanbul’a geldiği zaman Gökalp ve arkadaşlarına Turancı fikirler aşılamıştır.

1904 yılında Azerbaycan’da Ermeni saldırılarına karşı ‘ Fedayi ’ adlı bir mukavemet teşkilatı kuran, Rusya’daki 1905 Meşrutiyetinden sonra Milletler Meselesinin halli için kurulan komitede Azerbaycan temsilcisi olan ve daha sonra 1908 yılında Rusya’da idarenin baskısından kaçarak Türkiye’ye gelen Ahmet Ağaoğlu da önemli bir şahsiyettir. Bilhassa ‘ Türk Âlemi ’ ve ‘ Türk Medeniyeti Tarihi ’ başlıklı seri yazılarıyla, Türk Hukuk Tarihi, Devlet ve Fert, Üç Medeniyet adlı eserleri ile Türk Tarihi’nde önemli bir yer tutmaktadır.

 Önemli bir şahsiyet de İsmail Gaspıralı’dan milliyetçilik ve Türkçülük ilhamını almış olan Yusuf Akçura Bey’dir.  

     Kırım Türklerinin efsanevi lideri Abdülcemil Kırımoğlu da, Azerbaycan’ın milliyetçi cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey de, Doğu Türkistan davasının yılmaz savunucusu İsa Yusuf Alptekin de hep Türkeş’in yakın dostları ve destek verdiği Türk liderlerdi.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ, gerek meslekî çalışmalarının gerekse siyasî yaşamının her safhasında, tek bir dava için mücadele etmiş; tek bir sevdanın peşinden koşmuş; tek bir amaç için çaba sarf etmiştir ki o da ‘ Türk Birliği ’ ülküsüdür bu yüce ülkünün temeli ise Etkileşim ve Temastır.

Kaynakça

 Bahadır Bumin ÖZARSLAN -Türkeş Ve Türk Birliği Ülküsü

Yusuf AKÇURA, Üç Tarz-ı Siyaset, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2007, s. 19-36

Ziya GÖKALP, Türkçülüğün Esasları, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1996, s. 24-29

Bu konuyla ilgili somut uygulamalar için örnek olarak bkz. Bahadır Bumin ÖZARSLAN, “Atatürk’ün Türk Dünyası’na Bakışı”, Eğitimin Sesi, Eylül-Ekim-Kasım 2012, Sayı: 41, s. 6-13

İlhan Egemen DARENDELİOĞLU, Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga, Burak Yayınevi, İstanbul 1994, s. 102

Hakan AKPINAR, Kurtların Kardeşliği: CKMP’den MHP’ye (1965-2005), Bir Harf Yayınları, İstanbul 2005, s. 27

Alparslan TÜRKEŞ, Millî Doktrin Dokuz Işık, Kamer Yayınları, İstanbul 1978, s. 156

Kurultay Gazetesi, Başbuğ Özel Eki, 05.04.1999

Kurultay Gazetesi, Başbuğ Özel Eki, 05.04.1999

Kurultay Gazetesi, Başbuğ Özel Eki, 05.04.1999

11 Alparslan TÜRKEŞ, Millî Doktrin Dokuz Işık, Kamer Yayınları, İstanbul 1978, s. 329

 MHP Araştırma Planlama Merkezi İktisadi Meseleler Komisyonu, Avrupa Birliği-Gümrük Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Genel Bir Değerlendirmesi, MHP’nin Bu Konudaki Görüşleri, MHP Araştırma Planlama Merkezi Yayın No:1, Ankara 1995, s. 37

Ahmet Bican ERCİLASUN ‘ Türk Milliyetçiliğinin Yakın Tarihinde Alparslan Türkeş’in Yeri ’, Ankara, 1998

Nami Cem İYİGÜN Türk Milliyetçiliğinin Aksiyoner Hali: Alparslan Türkeş

 

 1-Bulgar 2-Hazar Denizi 3-Rusya 4-İskenderiye 5-Mısır 6-Taşkent 7-Japonya 8-Çin 9-Balasagun 10-Kaşgar 11-Semerkant 12-Irak 13-Azerbaycan 14-Yemen 15-Somali 16-Sahra Çölü 17– Etiyopya 18-Somali 19-Seyhun 20-Hindistan 21-HZ. Âdem Ayak İzi 22-Keşmir 23-Saha 24-Altay 25-Yarkent 26-Hotan 27-Kansu 28- Taraz 29-Nezi 30-İkiöküz 31-Talas 32-Canbalık 33-Uygur 34-Beşbalık 35-Tataristan 36-Ötüken 37-Birçok Türk 38 -Gazne 39-Ceyhun 40-Horasan 41 -Fars                                                                                                                                                                                                                                                                                                         

 Bizim Ocak 1988

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.