• BIST 105.380
  • Altın 271,233
  • Dolar 5,7403
  • Euro 6,3404
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 3 °C
  • Yozgat 3 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 11 °C
  • Bursa 12 °C

Bayrak, bir milletin şerefidir, yere serilmez

Ali GÜLER

ÖNCESİ VE SONRASIYLA 30 AĞUSTOS ZAFERİ - 3

Mustafa Kemal Paşa, Karşıyaka’da kendisi için hazırlanan köşke gelmişti. Girerken merdivenlere bir Yunan bayrağının serilmiş olduğunu gördü, hemen kaldırttı. Kendisine, Kral Konstantin’in bu köşke Türk bayrağını çiğneyerek girdiği hatırlatılınca da, ‘Hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar etmem. Bayrak bir milletin şerefidir. Ne olursa olsun yere serilemez ve çiğnenemez’ dedi.

O GÜNKÜ savaşı, cephenin en önünde, ateş hattında yer alan Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa yönettiği için Cephe Komutanı İsmet İnönü buna “Başkomutan Meydan Muharebesi” adını vermiştir. Mustafa Kemal ise zaferden sonra 4 Ekim’de TBMM’deki uzun konuşmasında, “Bu savaşın sonucu Yunanlıların ve Rumların kalbini sındırmıştır. Bu nedenle bu savaşa Rum Sındığı Meydan Muharebesi demek çok uygun olur” diyerek bunu “Rum Sındığı Meydan Muharebesi” olarak nitelendirmiştir. 1363 Rum Sındığı Savaşı Osmanlı Türklerinin Rumeli’de tutunmasını sağlamıştı. Rumların kırıldığı, yenildiği savaş ise Anadolu’nun Türklerden alınamayacağını ispatlamıştı. Bununla birlikte Mustafa Kemal Paşa İzmir’e girdikten sonra Akşam gazetesi muhabiri Falih Rıfkı Atay ile yaptığı söyleşide, “Başkomutan Savaşı hangisidir?” sorusunu şöyle cevaplamıştır: “Bu ad, büyük meydan muharebesinin son aşamasını oluşturan muharebeye verilmiştir. Düşman ordusu meydan muharebesi sırasında ikiye parçalanmıştı. Bunun büyük kısmı Dumlupınar kuzeyinde Adatepe civarında bir dereye sıkıştırıldı ve orada yok edildi.”

BAŞKOMUTAN VEKİLİ TRİKOPİS ESİR OLUYOR

Türk orduları 1 Eylül’de Uşak ve Kütahya’ya, ertesi gün de Eskişehir’e girdiler. Bu arada Yunan Başkomutanlık Vekaletine getirilmiş olan General Trikopis, yanında bulunan II. Kolordu Komutanı Digenis, Tümen Komutanı Albay Vandalis ve diğer subaylarla birlikte Uşak’a bağlı Karlı köyünde esir alınmış ve önce İsmet İnönü’nün, arkasından Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna getirilmişlerdir. Mustafa Kemal Uşak’a girdiğinde bir süre önce Kral Konstantin’in kaldığı zengin bir iş adamına ait konakta misafir ediliyordu. Daha sonra kentten geçerken yine o konakta kalan Grace Ellison’un belirttiğine göre, Konstantin hava saldırılarından korktuğu için konağın yer altındaki bir dairesine yerleşmişti. Mustafa Kemal ise üst katta oturmayı yeğlemişti. Mustafa Kemal Paşa, Yunan Başkomutanı’nı, yanında genç gazeteci Ruşen Eşref (Ünaydın), Cevdet Kerim İncedayı, yaverleri Cevat Abbas (Gürer) ve Muzaffer (Kılıç) ile onbaşı rütbesi ile orduda görev almış olan Halide Edip (Adıvar) Hanım olduğu halde kabul etti. Yunanlıların yaptıkları tahribat ve zulme rağmen büyük bir hoşgörü ile davranan Mustafa Kemal Paşa, yenik düşürdüğü düşman Başkomutanının elini sıkıp kendisine sigara ve kahve ikram etmiş ve “Oturun General, yorulmuş olacaksınız. Napoleon da bir savaş kaybetti. Savaş bir talih oyunudur General! Bazen en yeteneklisi de yenilir. Siz görevinizi yaptınız. Sorumluluk talihten geliyor. Üzüntü duymayınız!” diye onu teselli etti. Yıllar sonra Trikopis ile bir görüşme yapan Hıfzı Topuz’un verdiği bilgilere göre Mustafa Kemal teselli edici bu sözlerle yetinmeyip Trikopis’in İstanbul’da bulunan eşine Kızılay aracılığıyla haber ulaştırabileceğini, Atina’ya da mesaj gönderebileceğini belirtmişti. Trikopis ve onunla birlikte esir alınan yüzlerce Yunan subay ve eri trenle Ankara’ya getirilerek Sarıkışla’da gözetim altına alındılar. Mustafa Kemal, Yunan Başkomutanı’nın eşyaları arasında bulunan kılıcını savaşın çok anlamlı bir hatırası olarak Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp’e göndermiştir. Gazeteci Falih Rıfkı Atay “Çankaya” isimli eserinde Mustafa Kemal Paşa ile Trikupis arasında Büyük Taarruz’un gelişimine dair şu konuşmayı nakletmektedir:

“Uşak’ta esir Başkomutan Trikopis’le General Denis’i karşısına getirdikleri zaman, kendisi de bu kadar kolay ve çabuk zaferin merakı içinde idi. Onları dostça yanına aldı ve meslektaşça konuştu. General, bir ucu Afyonkarahisar’da, öbür ucu Kütahya’da bulunan bir Türk ilerleyişinin bir anda kesinleşerek hızla daraldığını, etraflarını git gide üçgenlemesine kapladığını ve sonunda kendilerini bir dağın eteğine doğru sürdüğünü söyledi!

- Böyle bir şeyin olacağını anlamadınız mı? Trikopis taarruzun son dakikaya kadar iyi gizlenebilmiş olduğunu itiraf etti. Kendisinin yüksek yaylada tedbirler alınmaksızın barınılamayacağını yüksek makamlara anlatamadığını söyledi. Ordularını kuşatan üçgen darala darala öyle bir kerteye gelmişti ki bir yamacın eteğine dalmışlardı.

- O zamana kadar toplarımızı az çok kullanarak geri çekiliyorduk. Fakat sırtımız o yamaca dayatıldıktan sonra kıpırdamaklığımıza imkân kalmamıştı. O sırada işleyemez bir darlığa geldik. Ancak ellerimizdeki tüfekleri kullanabiliyorduk. Sonunda bir an geldi ki tüfeklerin bile işleyemediği bir darlığa düşürüldük. Süngüler parlamaya başladı. Arkamız, önümüz, her yanımız süngü! Böylece artık iş bitmişti. Atımı bile bulamıyordum. Yaya olarak ormanlar içine düştük. Sonra sordu: - Siz bu harbi nereden idare ediyordunuz? - İşte tam o süngülerin parladığını söylediğiniz yerde askerlerin arasında idim. - Harp böyle kazanılır. Yoksa beş yüz elli kilometre uzakta durum gözle görülüp hüküm verilmeksizin, bir harita üzerinde pergelle ölçülerek yattan idare edilmez, dedi.”

“HAYDİ, BARİ BİZ KENDİMİZ ŞARKI SÖYLEYELİM”

Kaçan Yunan birliklerinden boşalan kentler ve kasabalar arkası arkasına Türk birliklerine kucak açıyorlardı. Türk orduları, 7 Eylül’de Aydın, 8’inde Nif (Kemalpaşa) ve Manisa’ya girmiş, 9 Eylül’de İzmir’de Akdeniz’e ulaşmışlardı. Şükrü Naili (Gökberk) Paşa, kazanılan zaferi dolaylı biçimde belirtircesine, şehre General Trikopis’in beyaz atı üzerinde girdi. Batı Anadolu’nun Yunan askerlerinden tamamen temizlenmesi; Bursa’dan (16 Eylül) sonra Çeşme (16 Eylül) ve Bandırma’nın da (18 Eylül) ele geçirilmesi ile tamamlanabilmiştir. Türk birliklerinin İzmir Hükümet Konağı’ndaki Yunan bayrağını indirerek yerine Türk bayrağını yeniden çektikleri 9 Eylül’de Belkahve’den İzmir’i seyreden Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü geceyi Nif’te (Kemalpaşa) geçirdiler. Ruşen Eşref Ünaydın’ın anlattığına göre Başkomutan, zafer sevinci içinde hareketsiz kalan arkadaşlarını, “Yahu, İzmir’e girdiğimiz akşamdır bu! Bu kadar sessiz mi geçecek? Haydi, bari biz kendimiz şarkı söyleyelim.” diye coşturmuştu. 1919 Mayıs’ında Samsun’dan Anadolu içlerine istiklal yürüyüşüne devam ederken yanındakilerle birlikte söyledikleri “Dağ başını duman almış!” marşında dile getirilen umut ve özlemlerin gerçekleştiğini yansıtan şen şarkılar söylediler o akşam…

BUHARA TÜRKLERİNİN KILICI VE YUNAN BAYRAĞI

Mustafa Kemal Paşa ve komutanlar ertesi gün (10 Eylül 1922) açık bir otomobil içinde ve halkın alkışları arasında İzmir sokaklarından geçerek Hükümet Konağı’na geldiler. Girdikleri odadaki masanın üzerinde, şehre ilk girecek kişiye verilmek üzere Buhara Türk Cumhuriyeti’nden gönderilen göz alıcı bir kılıç konulmuştu. Aslında Türk birliklerinden birçoğu eş zamanlı olarak İzmir’e girmişlerdi. Ancak limana ilk giren, bir süvari birliğinin başındaki Yüzbaşı Şerafettin olmuştu. Kılıç ona hediye edildi. Mustafa Kemal Paşa Karşıyaka’da kendisi için hazırlanan köşke gelmişti. İçeri girerken merdivenlere bir Yunan bayrağının serilmiş olduğunu gördü. Bayrağı hemen kaldırttı. Kendisine, Kral Konstantin’in bu köşke Türk bayrağını çiğneyerek girdiği hatırlatılınca da “Hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar etmem. Bayrak bir milletin şerefidir. Ne olursa olsun yerlere serilemez ve çiğnenemez” dedi. Büyük bir milletin, Türk milletinin büyük evladı, “savaşların milli simgelere ve insani duygulara saygısızlık için bir bahane olamayacağını” belirtiyordu. 1923’te ocak ayında İzmir’e gelen İngiliz gazeteci Grace Ellison, bazı kimselerin Hükümet Konağı merdivenlerine Yunan bayrağı serdiklerini öğrenen Vali Abdülhalik Renda’nın da bu girişimi kınayarak bayrağı kaldırttığını anlatmaktadır.

OĞUL PAŞA’YA İKRAM: EKMEK, TUZ VE KARABİBER

9 Eylül günü İzmir’e ilk giren birliklerimiz 5. Süvari Kolordumuzun birlikleri idi. Komutanları Fahrettin (Altay) Paşa, Kolordusu Karargâhı ile İzmir’e girerek kışlada kumandanlık dairesine yerleşti. İzmir’in salimen alındığına ve asayişin muhafaza edilmekte olduğuna dair yazılan raporu Kurmay Yüzbaşı Feridun (Dirimtekin) ile ve otomobil ile Nif istikametinde Garp Cephesi Orduları Komutanlığı’na gönderdi. Yüzbaşı Şerafettin ve arkadaşlarının balkonuna Türk bayrağını çektikleri ve içerisini düzene kattıkları Hükümet Konağı’na giderek Vali Vekili ile beraber halkın tebriklerini kabul etti. Bir Merkez Komutanlığı teşkil ederek emrine inzibat kıtaları verildi ve emniyet teşkilatı yeniden işletilerek hükümet ve belediye iş birliği yapıldı. Şehirdeki yüz binden fazla Rum, Ermeni ve Musevilerin ileri gelenleri hükümete getirilerek asayişin muhafazası ve saklanmış düşman asker, silah ve eşyasının kışlaya gönderilmesi tembih edildi. Tümenlere iskân bölgeleri verildi, iaşeleri temin olundu. Yunan ordusunun terk ettiği mühimmat ve eşya depoları muhafaza altına alındı.

YARIN: YUNAN KRALI KONSTANTİN: BU ORDUYLA CEHENNEME GİDERİM!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.