Halil Hakan OTURAK

Halil Hakan OTURAK

DEPREMLER DEVLETİ ÇÖKERTMEZ

Deprem deyince adeta kalbi duran bir şehirde yaşıyoruz.

Gecenin bir yarısı uyanık olanların dahi akıllarının almadığı bir sarsılma ile başlayan, o kabus gibi geceyi, yıllar geçse de unutmamız mümkün değil.

Şahit olanlar bilir. Gün aydınlandığında Adapazarı sokakları tanınmaz bir halde, adeta bir kurgu için hazırlanmış film sahneleri gibiydi.

Toz haline gelen yapılar, sadece balkonları seçilen kat kat binalar, temelinden sökülüp fırlamış evler, çöken yollar, köprüler viyadükler.

Sokakları birbirinden ayırt etmek bile zor oluyordu.

Gözlerimizle görmesek, bir başkasının tarifiyle hafızamızda canlanacak bir kare değildi.

 

En zoru ise; eline bir çalı kıymığı batsa canı acıyan, asansöre binse nefesi kesilen, elektrikler gitse huzursuz olan binlerce insanoğlu, neresinde olduğu belli olmayan bir enkazın altında yaşam mücadelesi veriyordu.

Cuma akşamı Elazığ sallandı haberi ulaşınca, Adapazarı sokaklarını bir sessizlik bürüdü. Sanki bulunduğumuz yerler bir anda enkaza dönüştü, nefeslerimizde bir düzensizlik oluştu.

Yaşananların boyutunu anlamak için haberleri açtığımızda devletimiz ve imkanı olan vatandaşlarımızın kısa sürede olay yerine ulaşarak, enkaz altındaki vatandaşlara yardım elinin uzatıldığını görmek, bir nebze olsun içimize su serpti.

Saatler geçse de ekipler çalışmalara hız kesmeden devam ediyor, tam ümitler tükendi derken dualarla yeni biri daha elden ele yukarıya doğru çıkarılıyordu.

Enkaz kaldırma çalışmaları devam ederken, Türk milleti yıldırım gibi bir yardım seferberliği başlattı.

Kara kış günü çocuklar üşümesin, yaşlılar hasta olmasın, aç açıkta kimse kalmasın diye bütün bir ülke el ele verdi.

Hele öyle bir şeye şahit olduk ki!

Aslında ne kadar bir ve beraber olduğumuzu, kısacık bir sahne anlatmaya yetti tüm dünyaya.

 

Olay, enkaz altında kalan Azize Çelik ile UMKE personeli Emine Kuştepe arasında gerçekleşti. Azize hanım ile konuşan UMKE personeli bir süre sonra Kürtçe bilmeyen Azize hanıma Kürtçe cümleler söyleyip, yanındaki enkazda bulunan bir Kürt teyzeye duyurmasını istedi. İşte bu sahne toprak üstünde de toprak altında da bin yıllık kardeşliğimizin nasıl sürüp gittiğini dost düşman herkese hatırlattı.

 

Milletimiz Yüce Allah’ın en şiddetli imtihanlarından birinden böyle güzel geçerken, tabi yine menşei ve meşrebi bizden olmayan birileri görevlerini yerine getirmek üzere iş başındaydı.

 

Bunlardan biri Dilbilimci diye bahsedilen Sevan Nişanyan denilen zat. Elazığ için ağza alınmayacak ifadeler kullandı. Bir diğeri Berna Laçin. Depremin şiddeti ile ilgili düşük gösterilmeye çalışılıyor deyip deprem üzerinden devletin vergi hesabı yaptığı gibi bir kirli düşünce ile zehir saçtı.

 

Eski dönem milletvekillerinden Şamil Tayyar ise 1999 depreminde çöken devlet bu kez ayakta diyerek, 1999 depremi ile Elazığ depremini kıyaslama gibi bir gaflete düşüp, devleti kendi menkul kıymetlerinden ibaret sanmak gibi bir hataya düştü. Kibre bakar mısınız!

 

Oysa 1999 depremi ile Elazığ depreminin boyut olarak ne kadar uzak olduğu gün gibi açık. Allah bir daha o derecede bir felaketi bizlere yaşatmasın.

 

Ancak şunu unutmayalım ki deprem devletleri çökertmez, devletleri fitne yıkar.

 

Milletimiz; spor, sanat ve siyaset camiasından olup bir dönem sempatimizi kazanmış olsalar da Allah’ın yasakladığı; kibir, ayrılık çıkarma gibi huylarını terk etmeyen birlik ve beraberlik düşmanlarını not edip bir daha suratlarına bakmamalıdır.

 

İşte bunu yaptığımız gün Allah’ın bütün imtihanları bizim için güzel geçer.

Çünkü biz dualı bir milletiz. Mazlumların duası var üzerimizde!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.