• BIST 101.892
  • Altın 190,254
  • Dolar 4,6043
  • Euro 5,3842
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C
  • Yozgat 8 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 23 °C
  • Bursa 17 °C

Erdoğan’ın İran hesabı ne?

Erdoğan’ın İran hesabı ne?
Söz konusu İran olduğunda AKP iktidarlarının zikzaklar çizen bir duruş sergilediği görülüyor

İran için Batı’yı küstürmeyi göze alan Erdoğan’dan, Tahran’ı “Türkiye’yi vururuz” tehditleri yaptıracak kadar kızdıran Erdoğan’a; oradan Suriye’de 200 bin can kaybına rağmen İran’a ses çıkart(a)mayan Erdoğan’a ve nihayet Tahran’a “bölgeden askerî olarak çekil” çağrısı yapan Erdoğan’a bir gel-git söz konusu.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 14 ay evvel “ikinci evimiz gibi” diye övdüğü ve Ankara-Tahran hattındaki derin Suriye ihtilafına rağmen eleştirmekten kaçındığı İran’ı “bölgeyi domine etmeye çalışmak”la suçlaması ve yalnız Yemen’den değil Irak ve Suriye’den de “güçlerini çekmeye” çağırması büyük bir tavır değişikliğine işaret ediyor.

Erdoğan’ın 2003-2014 döneminde başbakan, sonrasında da cumhurbaşkanı olarak fiilen yönettiği AKP hükümetlerinin Tahran’la ilişkileri her zaman merak konusu olmuştur. Türkiye’nin 2010’da Brezilya’yla birlikte İran’ı, Batı’nın sahiplenmediği bir ‘nükleer değişim’ anlaşmasına razı etmesi; arkasından da BM Güvenlik Konseyi’nde Tahran’a ek yaptırımlar getiren 1929 numaralı tasarıya ‘hayır’ demesi uzun süre meşgul etmişti dünya gündemini. Ankara’nın NATO müttefikleri Washington, Londra ve Paris’in desteklediği yaptırımlara karşı çıkması Erdoğan ve AKP’nin ‘ortaklık’ hüviyetini sorgulatmıştı. Bu ‘eksen kayması’ soruları bir yıldan fazla devam etti. Ta ki Ankara, Kürecik/Malatya’da başta İran füzelerine karşı bir NATO radar savunma sisteminin kurulmasına razı olana dek. Batı’yla ‘barışan’ AKP iktidarı, bu kararla bu kez de Tahran’ı kızdıracaktı. Öyle ki İran’dan bazı üst düzey komutanlar “Türkiye’yi vururuz” tehditleri dahi savurmaya başlamıştı. Bu sırada Suriye’de iç savaş da alevlenmiş; Erdoğan’ın “mutlaka gidecek” dediği Esed’e, İran her türlü desteği sağlıyordu.

Suriye’deki kanlı ‘vekâlet savaşı’ sürerken, İran’da cumhurbaşkanı değişti. Ağustos 2013’te göreve gelen Ruhani, selefi Ahmedinejad’ın aksine Batı’yla anlaşmadan yana müzakereci bir yönetim sergilemeye başladı. Tam da bu dönemde Suriye’de ise Batı’nın dikkati Esed’den El Kaide uzantıları ve IŞİD’e kaydı. Bu konjonktürde İran, Batı için ‘potansiyel ortak’ olmaya doğru giderken Erdoğan yönetimi, şüpheli ilişkileriyle bölgeyi istikrarsızlaştıran bir aktör olarak görülmeye başladı. ABD Başkanı Obama, bu kaygıları Mayıs 2013’te Beyaz Saray’daki görüşmelerinde doğrudan Erdoğan’a iletmişti. Aynı yaz Mısır’da Erdoğan’ın müttefiki İhvan iktidarının Körfez Araplarının desteğiyle devrilmesine sessiz kalan ve Esed’e operasyondan da Rusya’yla anlaşarak son anda vazgeçen ABD, Erdoğan’a ‘köşeye sıkışmış’ hissettirdi. Yanlış hesaplar üzerine kurulu hayalci politikalar, AKP çevrelerinin sıklıkla iddia ettiğinin aksine ‘değersiz’ bir yalnızlık üretmişti!

Şehit Esma'yı da Rabia işaretini de Unutun!

İşte bu yalnızlıkla gitti Erdoğan, Tahran’da Ruhani’yi ziyarete Ocak 2014’te. Üstelik kısa süre önce Türkiye’de AKP’li siyasi seçkinler ile Ahmedinejad döneminde İran’ın uluslararası yaptırımları atlatmasını sağlayan ancak bu sırada kendi ceplerini de tıka basa dolduran bir ‘kara para aklama ağı’ arasındaki ilişkiler, arka arkaya patlak veren yolsuzluk skandalları ile ortaya çıkmıştı. Ruhani yönetimi de İran’ın petrol gelirlerinden 2 milyar Euro çaldığı iddia edilen bu kişilerin ve daha da önemlisi söz konusu paranın peşine düşmüştü kararlı bir şekilde. Ankara’nın görülmemiş hukuksuzluklara imza atarak kapattırdığı yolsuzluk dosyası, Tahran’da ardına kadar açılıyordu. Şimdi söze “Eyyy İran, Suriye’de akan kanın hesabını nasıl vereceksin?” diye başlamak olmazdı! Elbette tespih taneleri gibi dizilecekti kabinenin yarısı Ruhani Lider Hamaney karşısında. Bu şekilde ağırlandığı Tahran’da “ikinci evinde” hissettiğini söylemeye mecburdu ‘sağlam irade’. Boyun eğiyordu…

Peki, sonra ne oldu da Erdoğan, Tahran’ı bölgesel politikaları üzerinden açıkça suçlayabildi? Bunun cevabını da kendisinin İhvan bağlantıları nedeniyle öfkelendirdiği Suudi Arabistan’a 2 Mart’ta gerçekleştirdiği ziyarette aramak gerekiyor. Meşruiyetini tanımadığı Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah Es Sisi ile eşzamanlı olarak Riyad’da bulunan Erdoğan’ın, yeni Kral Selman’la Mısır konusunu da görüştüğü açıklanmıştı. Tam olarak ne konuşuldu, bunu bilmek zor; ancak söz konusu Mısır olduğunda Erdoğan artık o bilinen eski Erdoğan değil. İran eleştirileri de, nevzuhur Mısır sessizliği de en azından Körfez’i kazanma çabası gibi görünüyor. Eğer öyleyse Rabia Meydanı’nda keskin nişancılarca öldürülen Esma Biltaci’yi unutmaya, Erdoğan’ın Rabia işaretinden de artık yalnızca şiddetle arzuladığı 400 vekili anlamaya hazır olun.

 

Kaynak: Zaman
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • MHP'nin seçim vaadi af çıkaracağız23 Mayıs 2018 Çarşamba 22:21
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan dolar mesajı: Bazı imkanlara sahibiz!23 Mayıs 2018 Çarşamba 21:51
  • "MHP'yi yeniden şahlandıracağız"23 Mayıs 2018 Çarşamba 20:24
  • İYİ Parti’de şok! Kritik isim istifa etti23 Mayıs 2018 Çarşamba 20:04
  • Akşener resmen çıldırdı!23 Mayıs 2018 Çarşamba 16:27
  • CHP'de ortalık toz duman! Birbirlerine alıp veriyorlar..23 Mayıs 2018 Çarşamba 16:20
  • CHP'de yeni skandal!23 Mayıs 2018 Çarşamba 16:10
  • Kılıçdaroğlu çok rahatsız! Eren Erdem'e ihraç23 Mayıs 2018 Çarşamba 15:20
  • Resmen kuyruğa girdiler! İstifa eden edene..23 Mayıs 2018 Çarşamba 13:41
  • Hepsi istifa etmişti! Kaçı listeye giremedi?23 Mayıs 2018 Çarşamba 12:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.