Dr. Abdullah BUKSUR

Dr. Abdullah BUKSUR

ERKEN SEÇİM

Koronavirüs ile mücadele sürerken siyasetin gündemini analiz eden hem içerideki hem de dışarıdaki gelişmeleri anlamasına ve anlamlandırmaya gerek olmadan, gözlemleyerek anlaşılabilecek açıklıkta yaşanıyor. O nedenle ülkede iktidar değişimini temel alan bir seçim söylemi, yani zamanından önce yapılacak bir seçimin kime ne faydası olacak? Sorusunu gündeme taşıyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ve meclis yapısını dikkate alarak baktığımız da, Türkiye Büyük Millet Meclisi aritmetiği ve Cumhur İttifakı'nın ortaya koyduğu güçlü iradeye baktığımızda bir erken seçim ancak AK Parti ve MHP isterse veya Cumhur ittifakı sona ererse yapılabilir.

Cumhurbaşkanının Koronavirüs ile mücadele kapsamında, alınan tedbirler ve sağlık Bakanının almış olduğu bilim temelli akılcı tedbirlerin üstüne, güvenlik süreçlerinin de problemsiz çalışması, hedeflenen normalleşme adımlarının atıldığı 1 Haziran'a kadar geçen sürede, siyasetin yüksek nabzı Cumhur ittifakı lehinde gelişmiştir.

Yaşanan virüs temelli sokağa çıkma yasağı uygulaması, hayatın akışını etkilemiş, aklımıza gelen, gelmeyen her alanı, direkt veya endirekt yavaşlatmıştır. Ancak bu değişim, Dünyada ve Türkiye'de ekonomi, eğitim, yönetim ve üretim başta olmak üzere hayatın yeniden değerlendirilmesine ve yapılanmasına neden olur cinsten olduğu herkesin ortak kabulüdür. Sadece kalabalıklardan ve toplu mekanların kullanım biçimleri değişmedi. Aynı zamanda vatandaşın beklenti ve taleplerinde öncelik değişimi yaşandı. Siyaset ve siyasetçi başarı hikayesi yazabilmesi için bu değişimi iyi okumalı, değişen bu yeni duruma göre yeni iddia ve hedeflerle halkın karşısına çıkmalı. Eskiye ait ne varsa uzak durulması gereken bu dönemde siyasiler de yeni analizler yaparak, vatandaşın beklentilerini ve toplumsal yeni talep ve beklentileri cevaplayacak bir dil geliştirmelidir.

Muhalefet bu yeni durumu sağlıklı okumaktan çok uzakta duruyor. Muhalefet Siyasetin gündemini gerçek dışı olarak, “koronavirüs vaka sayıları” üzerinden, hasta ve ölüm sayıları verilerinin doğru açıklanmadığına ilişkin bir tartışma zeminine taşıyarak: Sağlık Bakanlığı, İlaç Takip Sistemi, Hasta Takip Sistemi ve Ürün Takip Sistemi'nde oluşturduğu sistemini paylaşmak zorunda kalınca, adeta iktidarın toplumsal desteğini artırmıştır. İktidarın verileri şeffaf bir şekilde toplumla paylaşması ve süreci ustalıkla yönetmesi Cumhurbaşkanı ve hükümetinin toplumsal desteğini artırmıştır..

Cumhurbaşkanlığı salgın (pandemi) nedeniyle, "Biz Bize Yeteriz Türkiye'm Milli Dayanışma Kampanyası" toplumda beklentilerin üstün de bir destekle karşılanmıştır. Hükümetin, ekonomi başta olmak üzere, çeşitli alanlarda aldığı tedbiri hayata geçirirken, CHP genel merkezi ve CHP'li belediyelerin başlattığı kampanyalar nedeniyle, hükümetle CHP’li belediyeler arasında yardım toplaması üzerinden tartışması yaşandı. Belediyeler ara formüller bularak, temin edebildikleri kaynaklarla koronavirüsten etkilenen yoksul vatandaşlara yardımlarını devam ettirdiler. Ancak buradan bekledikleri çatışma zeminini bulamadıkları gibi bekledikleri toplumsal hareketlenme zeminini de bulamadılar.

Sonra nereden çıktığı ve kimin tarafından dillendirildiği belli olmayan, bir darbe tartışmasına, yaptıkları açıklamalarla, ateşi harlamak için odun taşımışlardır. Sosyal medyada kime hizmet ettiği belli olmayan tuhaf tipler, kendilerince bir yerlere ayar verip, sistemi ve kişileri korudukları gerekçesiyle, karşı taraf olarak gördükleri kişi ve guruplara tehditler yağdırdı.

Türk milletinin şerefli neferleri olan güvenlik güçlerimiz, Suriye'de birçok cephede Libya ve Doğu Akdeniz'de dışarıda ve içeride terörle kesintisiz mücadeleye devam ederken adeta yeni destanlar yazarken, devlet kurumları koronavirüsle mücadele için çalışırken; vatandaşlar hem virüsten korunmak için çaba sarf edip diğer yandan ekonomik gelecekleriyle ilgili kaygılarını giderme yolları ararken spekülatif, provokatif ve kışkırtıcı, Millet ittifakının diliyle karşılaştı..

Van'da Vefa Sosyal Destek Grubu'na terör örgütünün saldırısında, iki vatandaşımızın şehit olması gibi konular, çeşitlenerek siyasetin gündemine taşındı. İzmir'de cami hoparlöründen Çav Bella çalınması, Ankara Etimesgut'ta öldürülen Barış Çakan adlı gencin eski-yeni bazı HDP'li vekillerce sosyal medyada, "Kürtçe şarkı dinleyenlere müdahale etti" denilerek asılsız bir zeminde provokasyona açık bir hale dönüştürülmesi, buna bir de kesinleşmiş suçları nedeniyle 3 Millet Vekilinin vekilliklerinin düşürülmesi de eklenince, TBMM de muhalefetin neyin çabası içinde olduğunu hep beraber izledik.

Çok şükür ki Türk milleti tüm bu olup bitenlere karşı ortaya koyduğu ferasetiyle uyanık ve duyarlılıkla izlediğini gösterdi...

Türkiye’nin meşru zeminde siyasete her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu, ortaya konulan eylem ve söylemlerin, Anayasanın verdiği hak ve özgürlükleri zorlayan ve aşan nitelikte olmaması temennimizdir. Siyasi partilerin genel başkanlarının ve sözcülerinin, görüşlerini dile getirirken tahrik edici değil yapıcı bir dille halkın karşısında eleştirilerini ve savunmalarını yapmalıdırlar.

ERKEN SEÇİM...

AK Parti'nin, yüzde 51'lik seçim şartının düşürülmesi, Anayasa'nın değiştirilmesi konusunda CHP ile örtük şekilde görüşmeler yaptığına dair bazı haberler çıktı ancak bunları doğrulayan ya da yalanlayan olmadı. Cumhur İttifakı partilerinde görüş ayrılığı bulunduğuna dair haberler havada uçuştu. Ancak Sayın MHP lideri Devlet Bahçeli beyin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en üst seviyede ittifakın sağlamlığına ve devamına yönelik iradeyi ortaya koymaları bütün fitneyi sonlandırdı.

İşte tam bu iklimde Muhalefet birdenbire erken seçim tartışmasını gündeme taşıma gayretine girdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli, böyle bir niyetlerinin olmadığını ifade etmelerine, daha sonra Sn. Bahçeli beyin, "Erken seçim söylemi ayıplı bir tuzaktır; kirli bir tertiptir; dibi uçurum olan bir tezgahtır" sözlerinin devamın da yaşanan geçmiş deneyimleri hatırlatıp, erken seçim isteyebileceğini söylenenlere kapıyı sert bir şekilde kapattı.

NEDEN ERKEN SEÇİM OLSUN?

Hem niçin erken seçim olsundu ki? Koronavirüs salgını nedeniyle dünyayı kasıp kavuran kriz, ABD gibi bir dünya devinde nereye gideceği belli olmayan toplumsal olaylara sebep olmuşken, bütün Dünya bir kriz döneminden geçerken, güçlü bir hükümet seçimlerin yapılacağı 2023'e kadar işbaşında olmasını kim neden istemez!

Suriye'de Moskova mutabakatı nedeniyle ateşkes ve durağan bir süreç varken, Libya'da ve Doğu Akdeniz'de Türkiye gerçekten her anlamda başarılı politikalar hayata geçirirken, dış politikada herhangi bir kriz yokken, terörle mücadeleden başarılı sonuçlar alınırken PKK terör örgütünün kırsaldaki eleman sayısının 400'lü rakamlara düşürülmüşken, Türk milletinin, toplumsal destekte ve temsiliyette herhangi bir değişiklik yapmadığı bütün anketlerde ortadayken, MHP'nin Cumhur İttifakı'na desteği devam ederken, ülke niçin seçim macerasına atılsın ki?..

Veya tersinden soralım, bunu kim hangi güçle yapacak? Bizim yürürlükteki Anayasamıza göre seçime gidebilecek ne meclis çoğunluğu ne de Cumhurbaşkanlığının böyle bir iradesi var. Ey seçim isteyenler, siz nasıl seçim konuşuyorsunuz? Anlamak mümkün değil.

Bu şartlarda, zamanından önce yapılacak bir seçimin ülkemize ve Cumhur ittifakına fayda üretmeyeceği ortada. Hem parlamento aritmetiği hem de Cumhur İttifakı'nın güçlü iktidar desteği açısından baktığımızda bir erken seçim ancak AK Parti ve MHP isterse olur. Seçimin olup olmayacağına ya da zamanına onlar karar verecekler. Dolayısıyla bu tartışmanın yapılmasının aslında hiçbir anlamı yok. Hükümet kendisini ve göstergeleri en güçlü hissettiği anda seçime gidecektir. Sonuçta ittifaklar var ve yüzde 51'i alan Cumhurbaşkanı seçiliyor..

Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti

Önceki ve Sonraki Yazılar