GENÇLİĞİM EYVAH(*) veya HARCANAN NESİLLER
GENÇLİĞİM EYVAH, merhum romancı Tarık Buğra’nın 1979 yılında Ötüken Yayınevi tarafından yayınlanan romanın ismidir.
Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor: “Gençliğim Eyvah Türkiye’ deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. GENÇLİĞİM EYVAH, yıllardan beri Türkiye’de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş laf ebeliğini sergilemektedir. İnsana ve insanın gerçek haline kurulan tuzağın romanlaşmasıdır bu kitap. GENÇLİĞİM EYVAH’ı silkinip uyanmak ve gerçek hayatlarını, bir tek şansı olan kişiliklerini bulmak isteyenlerin, önce onların okumasını isterdik.”
Burada esas maksadımız, romanı tanıtmak değildir. Bu konuda merhum Ahmet Kabaklı’nın Türk Edebiyatı Tarihi’ne veya muhterem hocamız, değerli ağabeyimiz Prof. Dr. S. Kemal Tural Bey’in “Zamanın Elinden Tutmak” isimli kitabının ilgili bölümüne bakılabilir.
Türk milleti, çok gerilere gitmiyorum, geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren Balkan hezimeti, 1. Cihan Harbi ve arkasından da Millî Mücadele yıllarında savaş meydanlarında ve esir kamplarında, yüzbinler ve hatta milyonlarla ifade edilen gencini kaybetmiştir.
Özellikle on binlerce yüksek tahsilli, meslek sahibi gencini şehit vermiştir.
Bu durum, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarındaki bir toplu iğneyi dahi imal edemeyecek kadar yoksul kalmış bir ülkenin dramıdır.
Onun içindir ki Cumhuriyet’in onuncu yılında “on yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” marşı bir sevinç ve övünme vesilesi olarak dillerden dillere dolaşmıştır.
Bahtsız milletim benzer acıları müteakip yıllarda da arka arkaya yaşamıştır.
Bazen komünizm tevkifatları, bazen 1944 Irkçılık-Turancı
Özellikle 1944 Irkçılık-Turancı
Merh
1960 ihtilali ile millet iradesiyle işbaşına gelmiş bir siyasi kadro tasfiye edildiği gibi dönemin milliyetçi gençliği “düşükler, kuyruklar” edebiyatı ile hep itilip kakılmıştır. 1970’ler ve 1980’lere gelirken, üniversite ve yüksekokullarda okuyan on binlerce gencimiz gönüllerindeki adalet duygusu alabildiğine istismar edilerek yabancı ideolojilerin yerli iş birlikçisi, savunucusu durumuna düşürülmüş, tarihine, toprağına, milletinin ruh ve iman köküne yabancılaştırılm
12 Mart ve 12 Eylül müdahaleleri neticesinde Ülkücüsü-Devrimc
1980
Evet, devletin bekası, vatanın bütünlüğü ve Türk milletinin birliği için devletine silahlı kalkışmada bulunan eşkıyanın tedip edilmesinden başka çare yoktur. Ama eline silah verilerek yabancılaştırıla
1990
Gele
Türk milleti 15 Temmuz 2016 tarihinde alçakça bir ihanet kalkışmasına maruz kaldı. Yüzlerce insanımız şehit oldu. Binlerce insanımız yaralandı. Türkiye adeta bir iç savaşın eşiğinden döndü. Bu her şeyden önce Cenab-ı Allah’ın lütfuyla, Türk milletine verilen büyük vazifelerin Türk Dünyası, İslam Âlemi ve insanlığın büyük geleceği ile ilgili vazifelerinin bitmemiş olmasıyla izah edilebilir. Ayrıca siyasi iradenin, siyasi partilerimizin genel başkanlarının darbe karşıtı duruşu ve aziz milletimizin kahraman evlatlarının vatanına, bayrağına, devletine yüksek bir tarih şuuru ile sahip çıkmasıyla mümkün olabildi.
Sonu
Daha önceleri, yabancılaşan nesiller Batıcı, sosyalist, komünist veya kapitalist düşüncelerin tuzağına düşürülerek avlanırken, bu defa milletimizin bütün kutsalları, hayırseverlik duygusu alabildiğine istismar edilerek farklı dini telkin ve gerekçelerle yabancıların tuzağına düşürülmüşlerdir
Evet, Türk milleti ve Türk Devleti son birkaç yüzyılda şahit olmadığı milletlerarası bir casusluk şebekesinin eline düşmüş ve bu şebeke bir ahtapot gibi Türkiye’yi ve Türk İslam Dünyası’nı sarmalamıştır.
Yakl
Üstelik bu işi milletimizin dinî ve millî duygularını alabildiğine istismar ederek yaptıkları gibi yine bu milletin hayırseverlik duygusunu alabildiğine istismar ederek ve bir sülük gibi yapışarak bu milletten temin ettikleri maddi kaynaklarla gerçekleştirdile
Bunların tamamı medyaya yansıdığı gibi sadece soru çalarak devlet hayatında kritik görevlere gelmiş değildirler.
Bir kısım yoksul aileler kabiliyetli çocuklarına dersane, okul, burs ve barınma imkânları bulamadıkları için bunların tuzağına düşmüş, varlıklı aileler ise çocukları dinî terbiye altında yetiştiriliyor heves ve düşüncesiyle bu örümcek ağının tuzağına düşmüşlerdir. Her dönemin ve özellikle son on beş yılın iktidarlarınca desteklenmişler, taltif edilmişler, hatta on binlerce gencimiz oralara yönlendirilmişle
Gencecik kızlarımız, yarınların anneleri, devletimizin yeterli ve güvenli öğrenci yurtları oluşturamaması, burs ve kredi imkânları geliştirememesi sebebiyle bunların tuzağına düşmüştür.
Binlerce parlak zekâlı gencimiz esas kabiliyetlerinin dışındaki mesleklere yönlendirilmiş ve bunların zekâ ve enerjileri heba edilmiştir. Bir çarpıcı örnek; Ösym’ de Türkiye sıralamasında ilk yüzün ilk iki yüzün içerisinde olan ve Bilkent, Boğaziçi, İTÜ, ODTÜ gibi üniversitelerin çok önemli bölümlerini kazanan birçok gencimiz bir sene sonra sözde abilerin telkinleri ile polislik mesleğine, istihbaratçılığa yönlendirilmiş ve maalesef birçoğu şuanda cezaevlerinde çürümeye terk edilmiştir.
Binlercesine yurt dışında yüksek lisans ve doktora imkânı sağlanarak ve beyinleri yıkanarak bir sahte mesihin peşinden koşar, yabancı diyarlara, yabancı ülkelere hizmet eder hâle getirilmişlerdir
Şu bir hakikattir ki bir ülkenin en büyük zenginliği ne doğalgaz ne petrol ne de madendir. Eğitilmiş, yetiştirilmiş insan unsurudur. Bundan mahrumsanız, sınırsız kaynaklara da sahip olsanız yakın coğrafyamızdaki komşu ülkelerde görüldüğü gibi az gelişmiş ülke yaftasından kurtulamazsınız.
Ama eğer insan unsurunuz çok iyi eğitilmişse bunlar yüksek beyin gücü ile ülke kalkınmasının en önemli lokomotifi olurlar.
Ancak bu gençlerin bir çoğu, çok erken yaşlarda devşirildiği anlaşılan ve -Türk Devleti’nin de her nasılsa elinden kaçırdığı- bir din bezirgânının şarlatanlıkları ile her hadiseyi ve milletimizin karşı karşıya kaldığı her badireyi büyük bir pişkinlik ve fırsatçılıkla kendi nefsini daha da putlaştırmak için kullanan siyaset bezirganlarının kıskacı arasında kalmışsa GENÇLİĞİM EYVAH diye feryat etmemek mümkün mü?
Cennetmekân Seyit Ahmet Arvasi Hocam eğitim sosyolojisi derslerinde yabancı bir ilim adamının (Walter Lippmann) bir sözüne atıfta bulunarak “Çağımızın en büyük haydutluğu; kalkınmış ülkelerin, geri kalmış ülkelerin beyinlerini çalma haydutluğudur.” derdi.
Tekrar ediyorum…
Eğer bütün bu gençler, yani şu anda hapishanelerde çürüyen, devlete silahlı kalkışmada bulunduğu için tedip edilen, üniversite ve yüksekokullardan atılan, şimdi de hayatlarının en verimli çağında bir kısmı bu ihanet şebekesinin pençesine düştüğü için, önemli bir kısmı da yolu sehven, tamamen dinî duygularla veya kaliteli bir eğitim alma gayesiyle bu paralel yapı denilen uğursuz şebekenin dersanesinden, okulundan, üniversitesinden geçen ve bu sebeple de hiçbir ihtimam ve dikkat gösterilmeksizin yetkili ağızlarca aynı şekilde vatana ihanetle itham edilen, damgalanan, bir vebalı gibi herkesin kaçtığı insanlar durumuna düşen bu gençlerimiz eğer millî tarih şuuru ile milliyetçi bir eğitim sisteminden geçmiş olsalardı veya devlet asli görevini yapıp bu evlatlarımıza kurs, burs, barınma ve kaliteli eğitim imkânları sağlamış olsaydı çocuklarımız bu yapının tuzağına düşerler miydi?
Buyu
Efendi BARUTCU
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.