İlk Türkçe Kur’an tercümeleri hangileridir?

SORULARLA ATATÜRK’ÜN MANEVİ DÜNYASI VE İSLAM’A HİZMETLERİ -5-

Anadolu’da ilk Kur’an tercümeleri “Beylikler Dönemi”nde yapılmıştır. İlk Kur’an tercümelerinden biri Türkçeye büyük önem veren ve Türkçeyi yeniden devlet dili haline getiren Karamanoğlu Mehmet Bey (öl. 1277) Dönemi (1261-1277)’nde Konya’da yapılmıştır. Bu tercümelerden biri Konya Sadrettin Konevi Türbesi’ndedir.

TÜRKLER tarihte birçok din ve inanç sistemini tercih etmişlerdir. Bugün tarihçilerin “Eski Türk Dini” veya “Gök-Tanrı Dini” olarak ifade ettikleri Türk inanç sistemi Türkler arasında yaygın olarak 10. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu arada Uygurlar çağında “Maniheizm” ve “Budizm” gibi inanç sistemlerinin de Türkleri etkilediğini biliyoruz. Fakat bu dinlerin daha çok yönetici sınıf ve aydın-bürokrat kesim üzerinde etkili olduğu, halka yansımadığı görülmektedir. 10. yüzyıldan sonra özellikle “orta göç yolu” olarak bilinen bölgedeki geniş Türk kitleleri Müslüman olmuşlardır. Fakat eski Türk inanç sistemini devam ettiren Türk boyları olduğu gibi, Hristiyanlık ve Musevilik inançlarını seçen Türk kavimleri de olmuştur. Mesela, Hazarlar Musevi’dir. Hazar bakiyesi Karay Türkleri günümüzde bile Musevi olarak hayatlarını devam ettirmektedirler. Yakutlar, Çuvaşlar, Gagauzlar, Karamanlılar gibi bazı Türk boy ve toplulukları Ortodoks Hıristiyan inancına mensupturlar. Kafkasya’da Gregoryen Hristiyan olarak yaşayan etnik Türk boyları halen mevcuttur.

Bütün bu Türk boyları ve kavimlerinin inanç konusundaki en önemli özelliklerinden biri, mensup oldukları dinin kaynaklarını alfabeleri farklı olsa da kendi dillerinde yani Türkçe olarak okumuş olmalarıdır. İbadet dilleri Türkçe olmuştur. Mesela Peçenekler İncil’i Türkçeye çevirmişlerdir. İlk basılı eser olan “Algış Bitigi” Ermeni harfli Kıpçak Türkçesi ile yazılmış Gregoryence dua kitabıdır. Ortodoks Karamanlı Türkleri Türkçe İncil ile ibadet ederler, Anadolu’nun değişik yerlerindeki mezar taşları bile Grek harfli Türkçedir. Kırım ve Litvanya’daki Karay Türkleri Tevrat’ı Türkçe olarak okurlar. Türkler Müslüman olduktan sonra da İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ı anlamak istemişler ve bu nedenle Kur’an’ı Türkçeye tercüme etmişlerdir.

Anadolu’da ilk Kur’an tercümeleri “Beylikler Dönemi”nde yapılmıştır. Örneğin ilk Kur’an tercümelerinden biri Türkçeye büyük önem veren ve Türkçeyi yeniden devlet dili haline getiren Karamanoğlu Mehmet Bey (öl. 1277) Dönemi (1261-1277)’nde Konya’da yapılmıştır. Besim Atalay’ın verdiği bilgiye göre bu tercümelerden biri Konya Sadrettin Konevi Türbesi’ndedir. Kastamonu ve civarında hüküm süren İsfendiyaroğulları da Kur’an’ı “Cevahirü’l-Esdaf” adıyla Türkçeye tercüme ettirmişlerdir. Yine Kur’an-ı Kerim 1338 yılında Çağatay lehçesiyle Türkçeye çevrilmiştir.

Osmanlı Devleti döneminde hazırlanmış Türkçe Kur’an mealleri ve tefsirleri var mıdır?

Ancak, bu eldeki Kur’an tercümeleri Osmanlı Türklerinin ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzaktı. Cumhuriyet dönemine kadar gerçek anlamda bir Kur’an tercümesi yapılamadı. Osmanlı Devleti döneminde, Kur’an çevirisi yanında uzun süre Kur’an tefsiri de hazırlanmamıştı. 1841’deki Tefsir-i Ayıntabi, 1865 yılındaki Tefsir-i Mevâkib ve 1875 yılındaki Tefsir-i Züptetü’l Ahtar gibi tefsir çalışmaları da bilimsellikten uzak ve hurafelerle doluydu. Bu dönem tefsirleri hakkında, Kamil Miras şunları söylemektedir: “Cumhuriyet devrine kadar bizde matbu iki Kur’an tercümesi vardı: Tibyan, Mevâkib. Tibyan tam bir tercüme değil, tefsir ile karışıktır ve çok eski bir üslup ile yazılmıştır. Mevâkib daha yeni ve daha sade bir kalem eseridir. Sultan Mecit zamanında o devrin tanınmış âlim ve ediplerinden Ferruh Efendi tarafından yazılmıştır. Mushaf-ı Şerif kenarında basılmış güzel bir nüshası da vardır…”

XIX. asrın sonlarına doğru, Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi yönünde küçümsenemeyecek derecede bir arzu ve temayülün ortaya çıktığı bilinmektedir. Fakat hem devletin takip siyasetle (İttihad-ı İslam siyasetiyle) çatışır bir hususiyeti haiz olması, hem halkın, hem ulemanın bu cereyana iltifat etmemesi ve hem de basının çok sıkı bir denetime tabi tutulması gibi nedenlerden ötürü bu temayülün kuvveden fiile çıkması mümkün olmamış ve Kuran çevirilerinin yayımı bir süre gecikmiştir. Ne var ki 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilince, yeni dönemin mümkün kıldığı hürriyet ortamından istifade ile bu yöndeki temayüller kuvvet kazanmakla kalmamış, basında şiddetli tartışmalar da meydana gelmiştir. Ahmet Mithat Efendi bizzat bu tartışmalardan hareketle II. Meşrutiyet’in ilanının ardından şunları söyleyecektir: “Türkçe bir tefsir lüzumundan bahsolunuyor. Bu lüzumu tasdikte efkâr-ı ümmet hemen hemen müttehiddir.” Bu ihtiyaç Mehmet Akif’i de etkileyecek ve arkadaşlarının baskılarıyla Akif, Sebilürreşat dergisinin (1912’ye kadar Sırat-ı Müstakim) “Tefsir” bölümünde yazdığı yazılarda ve yaptığı bazı çeviri eserlerde pek çok ayet ve sureyi Türkçeye çevirecektir. Mesela 1919’da arkadaşı Mehmet Şevket’in (vefatı nedeniyle) yarım bıraktığı Abdülaziz Çaviş’in “Esrâr’ul-Kuran” (İstanbul, 1331) adlı tefsirinin çevirisini üstlenmiştir. Bu eserde Akif’in Türkçeye aktardığı ayet sayısı 138’i bulmuştur. Dergideki tefsir yazılarında mükerrerlerle birlikte 32 sureye ait 100’ü aşkın ayet çevirisine yer veren Akif, sadece Esrâr’ul- Kur’an’dan sonra Türkçeye çevirdiği aynı yazarın “Angilikan Kilisesine Cevap” (İstanbul, 1339) adlı kitabın tercümesinde 54 sureye ait 184 ayetin Türkçesini vermiştir.

Osmanlı Devleti’nde Meşrutiyet döneminde Kur’an tercümelerine ilginin arttığı görülmektedir. Bu dönemde beş, altı tercüme yapılmıştır. Kimi Fransızcadan, kimi eski tercümelerden, kimi şöyle, kimi böyle, çok tercümeler yapılmış basılmıştır. Ancak bu tercümelerin çoğu şeyhülislam emriyle toplatılmış veya basılmadan yasaklanmıştır. Örneğin İbrahim Hilmi’nin “Kur’an-ı Kerim Tercüme ve Tefsiri” adlı ayetlerin Arapça metinleri olmadan hazırlanan tercüme ve tefsiri hükümet tarafından yasaklanmıştır.

Meşrutiyet’ten sonra Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi “Saffetü’-l Beyan”, Temyiz Mahkemesi üyelerinden Bereketzade İsmail Bey de “Envarü’l- Kur’an” adlarında birer Kur’an tercümesi ve tefsiri yapmışlardır. 1914’te Zeki Manganiz’in Kur’an Tercümesi basılıp piyasaya sürülmüştür. Ancak o sırada Osmanlı Devleti’nden ayrılıp bağımsız olmak isteyen ayrılıkçı Araplar bu tercümeyi “Türkler İslam dininden ayrılıyorlar, Kur’an’ı terk ediyorlar!” propagandasına alet etmişlerdir. 1919 yılında Çağatay lehçesi ile bir Türkçe Kur’an tercümesi yapılarak yayınlanmıştır.

Cumhuriyetin ilk Kur’an tercümeleri hangileridir hangi tartışmalar yaşanmıştır?

Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra (Nisan-Eylül 1924) üç Kur’an çevirisi yayımlanmış ve bu çeviriler hem şikâyet hem de ciddi eleştiri konusu olmuştur. Kamuoyu, Diyanet İşleri Reis’ini göreve çağırıyor, kendisinden bu keşmekeşe müdahale etmesi isteniyordu.

Her önüne gelenin Kur’an’ı tercüme etmeye kalkışması ve bu suretle hatalı çevirilerle halkın zihnini karıştırması nihayet Diyanet İşleri Reisi Mehmet Rıfat Börekçi’yi (29.11.1860-05.03.1941) harekete geçirdi. Börekçi, iki beyanname yayınlamış ve halkı çevirilere karşı dikkatli olmaya çağırmıştır. Nitekim Hüseyin Kâzım Kadri’nin (1870- 1934) “Şeyh Muhsin Fânî” müstear ismiyle yayımladığı “Nûr’ul-Beyan” adlı Kur’an tercümesi aleyhinde Diyanet İşleri Reisi’nin gazetelerde yayımlanan beyannamesi kamuoyunda fevkalade etkili olacak ve bu nedenle ikinci baskısını yapamayacaktı.

Çok geçmeden, aynı yılın eylül ayında Cemil Said (Dikel) adlı bir Albay tarafından, Kasimiriski’nin Fransızca çevirisinden (Le Koran) Türkçeye aktarılan yeni bir çevirinin yayımlanması, yine basında büyük bir tepkiyle karşılandı ve peşi sıra eleştiriler yağmaya başlar. “Diyanet İşleri Riyaset-i Aliyyesi’nden, Türkçe Kur’an-ı Kerîm namıyla ve Cemil Said imzasıyla intişar eden (yayımlanan) eser tedkik olundu (incelendi). Kur’an-ı Azîmüşşân ile karşılaştırıldığı zaman serapâ muharref (baştan sona değiştirilmiş, bozuk) olduğu anlaşılan bu esere Türkçe Kur’an demek esasen caiz olmadığı gibi, Kur’an-ı Kerîm’in tercümesi diye itimad etmek (güvenmek) de caiz değildir. Binaenaleyh günâgûn (çeşit çeşit) maksatlarla neşredilen bu gibi eserlere aldanmamalarını, Müslümanlara tavsiye etmeyi bir vazife addederiz.

Yarın: TBMM, Türkçe Kur’an meâli ve tefsir hazırlanması konusunda neler yapmıştır?

BAZI TERCÜMELER PEK ÇOK İSLAM ALİMİNDEN BÜYÜK TEPKİ ÇEKTİ

Mesela Eşref Edip, Sebilürreşat’ta yazdığı “Yeni Kur’an Tercümesi” başlıklı yazıda, “Kur’an-ı Kerîm’i Fransızcadan Türkçeye tercüme etmek cüretinde bulunanlar, Kur’an’a karşı yaptıkları fenalığın derecesini acaba takdir edemeyecek kadar idrakten mahrum mudurlar?.. Tercüme diye ortaya koydukları şey, baştanbaşa hata ve tahrifat! Bu adamlar bunu mahsus mu yapıyorlar? Kur’an’a karşı bu ne büyük bir suikasttır?” diyerek çok sert bir tepki ortaya koymuştur. Mehmet Akif’in damadı Ömer Rıza Doğrul da 5 Ekim 1924 tarihli Tevhid-i Efkâr’da yayınlanan “Yeni Kur’an-ı Kerîm Tercümesi” başlıklı yazısında “bir müsibet” olarak gördüğü bu çeviri teşebbüsünden rahatsız olan ehl-i imanın harekete geçerek sağlıklı bir tercüme için kolları sıvayabilecekleri ümidini dile getirmekten kendisini alamayacaktır. Nûr’ul-Beyan hakkında sert bir eleştiri yazısı kaleme alan Diyanet İşleri Reisliği Müşavere Heyeti üyesi Ahmet Hamdi Akseki (1887-1951) Cemil Said’in çevirisi hakkında da bir eleştiri yazar ve Ö. Rıza Doğrul’un eleştirisine atfen, “Buna Kur’an tercümesi demek için ne kadar cür’et lazımdır!” der. Diyanet İşleri Reisliği’nin hatalarla dolu böyle bir çeviri hakkında susması düşünülemezdi. Bu yüzden Rifat Börekçi, bu çeviriye aldanmamaları için halkı ikaz etmek lüzumunu hissetmiş ve gazetelere bir açıklama göndermiştir:

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.