• BIST 103.200
  • Altın 196,867
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C
  • Yozgat 15 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 24 °C
  • Bursa 18 °C

KARAYILAN: AKP OPERASYON İÇİN BİZDEN YARDIM İSTEDİ

KARAYILAN: AKP OPERASYON İÇİN BİZDEN YARDIM İSTEDİ
PKK Yürütme Kurulu üyesi olan Murat Karayılan'dan şok iddia. Süleyman Şah Türbesi için yapılan Şah Fırat operasyonu için Başbakan Ahmet Davutoğlu, hiçbir yerden izin almayız dedi. Murat Karayılan cevap verdi. PYD'nin onayı olduktan sonra o operasyon gerçe

PKK Yürütme Kurulu üyesi olan Murat Karayılan'dan şok iddia. Süleyman Şah Türbesi için yapılan Şah Fırat operasyonu için Başbakan Ahmet Davutoğlu, hiçbir yerden izin almayız dedi. Murat Karayılan cevap verdi. PYD'nin onayı olduktan sonra o operasyon gerçekleşti.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Süleyman Şah Türbesi Operasyonu için “tamamen tartışılmış, konuşulmuş ve karşılıklı çıkarlar temelinde ortak bir plan doğrultusunda uygulanmış bir harekat söz konusudur” dedi. subuohaber.com'un haberine göre AKP'nin IŞİD'le de anlaştığını, Süleyman Şah Karakolu’na gidilirken IŞİD güçlerinin geri çekilerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmadığını söyledi. Fırat Haber Ajansı'na konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, “mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul’da DAİŞ tarafından alıkonulan konsolosluk mebaşarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür” şeklinde konuştu. HÜKÜMET PYD İLE 5 KEZ GÖRÜŞTÜ Karaylan “Bu operasyonda Kürt güçlerinin rolü ne oldu” sorusunu şöyle yanıtladı: YPG Genel Komutanlığı’nın ve temsilcilerinin yaptığı açıklamalara göre, Türk devlet yetkilileri bu operasyonla ilgili olarak Kobanê Kanton yöneticileri, yine YPG temsilcileri ve PYD Eşbaşkanlığı ile 5 kez görüşme yapmışlar ve Süleyman Şah’taki askerlerin kurtarılması operasyonu için kendilerinden izin ve destek istemişlerdir. PYD, YPG ve kanton yetkilileri de kendi aralarında yaptıkları uzun tartışmalar sonucu Türk devletinin bu yönlü teklifini uygun görmüşlerdir. Bence de bu durum her iki taraf için de yararlı olabilir. Eğer ilişkilenmek ve dostluk geliştirmek isterlerse, bu, iyi bir başlangıca vesile olabilir. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Kobanê’den Süleyman Şah’a 3 km yakınlaşana kadar olan tüm alan boyunca YPG güçleri tedbir alıyor, koridor açıyor, YPG araçlarının eskortluğunda Türk devlet güçleri oraya getiriliyor ve bu temelde bazı araçlar da yol boyu ilerleyerek Süleyman Şah Saygı Karakolu’na gidiyorlar. Tamamen tartışılmış, konuşulmuş ve karşılıklı çıkarlar temelinde ortak bir plan doğrultusunda uygulanmış bir harekat söz konusudur. Hatta anladığım kadarıyla Uluslararası Koalisyon’dan bir devletin de bu konuda güven arttırıcı katkılar sunduğu ve bu işbirliğinin yürümesi yönünde telkin edici girişimlerde bulunma durumu da söz konusudur. Demek ki Türk devleti oradan da destek istemiştir. Kısaca operasyon bu temel üzerinden gelişiyor. IŞİD'LE ANLAŞMA YAPTIĞI BELLİ OLUYOR Karayılan operasyon için  AKP'nin IŞİD'le anlaştığı yönünde iddialar için, “Normal olarak 3 km yaklaşılınca artık DAİŞ mıntıkası başlıyor. Cephe olduğu için DAİŞ ve YPG güçleri karşılıklı mevzilenmededir. Bu mevzilenmeyi aşıp karşı tarafa geçmenin normal olarak iki yolu vardır: Ya sessiz bir şekilde sızma yaparak gidilir, ya da saldırarak çatışa çatışa gidilir. Fakat burada Türk askeri bunların ikisini de yapmıyor. Açık yoldan hareket etmek suretiyle, doğrudan Süleyman Şah Karakolu’na gidiliyor. Bu gidiş esnasında yol üstünde bulunan DAİŞ güçleri kendilerini geri çekerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmuyorlar. Anlaşılıyor ki onların da haberi vardır. Buradan Türk devletinin sadece YPG’yle ortak bir operasyon için anlaşma yapmadığını, aynı zamanda DAİŞ’le de bir anlaşma yaptığı anlaşılıyor. Yani buradaki askerlerin ve türbenin alınması için DAİŞ’le de gerekli temas ve diyaloglar yapılmıştır. Bu böyle anlaşılıyor. Yoksa bir savaş cephesinde askerlerin çatışmasız bir şekilde gidip, saatlerce orada uğraşıp o askerleri ve türbeyi getirmeleri pek de mümkün değildir. Kaldı ki bahsi geçen yer, etrafı DAİŞ güçlerince tutulmuş olan bir alandır. DAİŞ güçlerinin, uluslararası koalisyon güçleri ve Suriye Devleti’nin hava saldırılarından korunmak için daha çok bu karakolun etrafında mevzilendiğini, hatta sorumlularının gelip karakolda istirahat ettiğini biliyoruz. Belki Türk askeri bunu çok isteyerek kabul etmiyordur ama orada böylesi de facto bir biçimde işleyen bir sistem söz konusu olmuştur. Yani bir iç içelik vardır ve bu iç içelik olmasına rağmen nasıl yoldan araçlarla karakolun önüne kadar gidiliyor ve oradan her şey alınıp getiriliyor? Buradan da anlaşılıyor ki DAİŞ’in de bilgisi vardır ve bu operasyonun yapılması için onlar da yol açıyorlar ve müdahale etmiyorlar” dedi. "ÇOK FAZLA ASKERİ GÜÇ GELMESİN DEDİK" “Türk devleti neden bu kadar yoğun bir tank ve askeri gücü bölgeye getiriyor” sorusuna ise çarpıcı bir yanıt verdi: “Buradan da tarafların tam olarak birbirlerine güvenmedikleri ve bir de DAİŞ’le yapılmış olan anlaşmanın ilk gözle dışarıdan fark edilmemesi isteminin olduğu anlaşılıyor. ‘Ne olur, ne olmaz’ hesabı vardır. Zaten Türk devleti herhalde daha fazla askeri güç ve zırhlı araç getirmek istiyor ama YPG’yle yapılan anlaşma sonucu o askeri güç ve araçlarda bir azaltma yapılıyor. YPG, “biz varız, bu kadar fazla askere ve zırhlı araca gerek yok” diyerek sayının düşürülmesini istiyor, onlar da düşürüyorlar. Yani tedbir alınmış olunuyor. Yoksa mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul’da DAİŞ tarafından alıkonulan konsolosluk mensuplarının kurtarılmasına benzer bir yöntemle buradaki askerler getirilmişlerdir. Burada herhangi bir askeri başarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür. Türk devleti farklı, egemenlikçi bir karaktere sahiptir. Mesela diyor ki, “hiçbir merciden ne izin, ne de yardım talep edilmedi.” Peki sen hiçbir merciden yardım ve izin talep etmediysen, nasıl savaş sahası olan bir alana bu kadar güçle gittin ve bir de geri çıktın, geri geldin? Hem de bir tek mermi atılmadan. Bu nasıl mümkün olabildi? Ama o bunu neye bağlıyor? Diyor ki, “Türkiye’nin caydırıcı gücünden herkes haberdardı.” Yani, “herkese dayattık, sopayı herkese gösterdik, herkes de korktu, sessiz kaldı; biz de gittik, askerlerimizi aldık, geldik” demek istiyor. Açıkça zorbalık yaptığını ifade etmek istiyor. “Zorla gittim, aldım” demeye getiriyor. Açık ki bu, kendi dışındaki hiçbir iradeye saygı duymayan, sadece kendini esas alan, egemenlikçi bir anlayışın dışa yansımasıdır. Aslında Türk devleti ve AKP Hükümeti, söz konusu Kürtler olduğu zaman hep böyle yapıyor. Yani orada bir irade var; Kobanê Kantonu var. Sen Kobanê şehir merkezinden geçmişsin, 33 km yol gitmişsin, onların güvenlik kuvvetleri sana eşlik etmiş, yol açmış, yardım sunmuş, elbette Kobanê’deki komutanın dediği gibi hiç olmazsa insan onlara bir teşekkür eder. Hadi etmedin ama böyle küçümseyici, yok edici, hiçleştirici üslup niye? Neymiş, “herkes Türkiye’nin caydırıcı gücünden haberdarmış!” Güzel de orada 6 aydır direnen bir irade var. DAİŞ de 60 tank eşliğinde Kobanê’yi almak istedi. Hem de sizin desteğinizle almak istedi. Ama alabildi mi? Hayır. DAİŞ’e karşı o iradeyi gösteren güç, isterse seni de durdurabilir! Ama o bunu görmüyor; orada sarf edilen çabayı, emeği ve kolaylaştırıcı yaklaşımı hiçleştiriyor. Çünkü ona göre, sonuçta Kobanê Kantonu Kürt’tür. Ve Kürtler güç olamaz, irade olamaz. Mesela gün boyu Türkiye basınını izledim, hepsi de buna yakın bir yaklaşım içerisinde. Bir algı oluşturulmuş. Bu algıya göre Kürtler güç ve irade olamaz; olmamalıdır. “ORASI KÜRDİSTAN TOPRAĞIDIR” Türbenin Suriye'nin Eşme Köyü’ne taşınmasına ilişkin ise Karayılan şöyle dedi: Türk devlet yetkilileri, PYD ve Kobanê Kanton yetkilileriyle Eşme’ye türbeyi yerleştirmeyi konuşmuşmuşlar mı konuşmamışlar mı bilemiyorum. Fakat kendilerine oranın uygun olduğunu söyleyenlerin, orayı verenlerin veya kendilerinin, o toprak sahiplerine bir şey danıştıklarını sanmıyorum. Orası Kürdistan halkına ait bir toprak parçasıdır. Süleyman Şah Türbesi’nin önceki yeri olan Karakozak’ı Suriye Devleti vermiştir. Daha önceki yeri olan Caber Kalesi ise daha aşağıdadır. Ama Eşme Köyü, Kobanê Kantonu’nun bir parçasıdır. Hatta bazıları, “orası YPG’nin elinde değil, öyle boş bir yer, biz gidip kendimize bulmuşuz” diyor. El İnsaf! Daha 10 gün önce YPG o sırtı çatışarak, kan dökerek kurtardı. Madem başkasının toprağına gelip tesis kuracaksın, o zaman biraz mütevazı yaklaşırsın. Ama bunu yapmıyor, “orayı bıraktık, burayı tuttuk” diyor. Sanki babasının malı! Bir kere bunun özel mülkiyeti vardır; yaptığın uluslararası hukuka, özel mülkiyet hukukuna aykırı bir şeydir. Bu konuda Kobanê’deki kanton yetkililerinin nasıl bir oluru olduğunu veya hangi temelde söz verdiklerini bilmiyoruz ama o arazinin sahiplerinin mağdur duruma düştükleri çok açıktır.”  

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.