• BIST 92.227
  • Altın 213,596
  • Dolar 5,3288
  • Euro 6,0814
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 9 °C
  • Yozgat 6 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 13 °C
  • Bursa 12 °C

"Lafın Tamamı!"

Şükrü ALNIAÇIK

Bu gün, Türkiye'de "FETÖ'lü yıllar"dan "Devlet Bey"li yıllara geçiş sürecinde yaşanan "manidar" olaylara göz atacağız.

Biz bu olaylar hakkında, günü gününe uyarıcı yazılar kaleme almıştık.

Lakin dönüp de "toplu bir bakış" yapınca ilginç "tevafuk"larla karşılaştık!

Biz sadece biraz anlattık…

"Lafın tamamı"nı anlayacak olan değerli okuyucularımızdır.

***

YER: İNÖNÜ'NÜN GEZİ PARKURU, TARİH: 27 MAYIS!..

Bundan 5 yıl kadar önce "1960 Darbesi"nin 53. yıl dönümüne denk gelen "27 MAYIS 2013"te İsmet Paşa'nın "Gezi" parkuru olan Taksim parkında başlatılan, "turuncu devrim" karakterli isyan hareketinde 79 ilde 2,5 milyon insan sokağa dökülmüştü.

Haftalarca süren eylemlerde biri polis olmak üzere 6 kişi öldü; 4500 kişi yaralandı.

Yaralıları bilmiyoruz; ama ölen 5 sivilin tamamı "Alevi" vatandaşlarımızdı.

58 kamu binası, 68 mobese kamerası, 337 işyeri tahrip edildi, 90 belediye otobüsü, 214 özel araç, 240 polis aracı ve 45 ambulans kundaklandı.

Bu tür eylemlerle Yugoslavya'da rejim değişmiş, Ortadoğu'yu kan gölüne çeviren Arap Baharı, Tunus, Mısır, Libya ve Suriye'de, böyle başlamıştı.

***

PSİKOLOJİK DARBE: 29 EKİM FİİLİ YIKIM HAREKÂTI!

Aradan bir yıl geçti.

Fethullah Gülen'in Nisa suresinden aşırdığı "Hayır sulhtadır" mottosuyla başlayan "Barış süreci"ni planlandığı gibi değerlendiren PKK'nın "asayiş" güçleri yollarda trafik çevirmesi yapıp ceza kesiyordu.

PKK, bölgede çadır defterdarlık ve askerlik şubeleri kurmuş; "vergi" ve "asker" topluyordu!

"6-8 Ekim 2014"te HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş'ın çağrısıyla başlayan "serhildan" provasında yüzlerce kamu binası yakılıyor, heykeller, müzeler, belediyeler, karakollar, otomobiller ve insanlar ateşe veriliyordu.

Buna bağlı olarak da "Cumhuriyetin ilanı"nın 91. yıl dönümü olan "29 EKİM 2014"te Peşmerge destek kuvveti, bir merasim taburu havasında Türkiye topraklarını kullanarak Silopi'den Kobani'ye gidiyordu.

Devletin çarkı çıkmış; "Kürt özerkliği" karambolden yenen bir gol gibi adım adım geliyordu.

Aynı günlerde Kandil, 2015'i: "Öcalan'ın özgürlüğü ve Bağımsız Kürdistan için eylem yılı" ilan ediyordu.

***

20 TEMMUZ'DA "MEZHEP SAVAŞI" ÇALIŞMALARI

2015'te gerçekleşen Suruç patlamasında, Kobani'ye destek için kente gelen çoğu Alevi kökenli, SDGF üyesi 31 genç ölürken bir tane bile HDP'linin burnunun kanamaması, dikkatleri "kirli oyunlar"ın üzerine çekiyordu.

Görünen o ki; El Muhaberat, Suriye iç savaşına müdahale eden Türkiye'den DEAŞ faktörünü kullanarak intikam alıyordu.

DEAŞ, Kobani'de Marksist Kürtleri sıkıştırıyor, dün Kürtlere kimlik vermeyen Esad, şimdi PYD'yle arasını iyi tutuyordu!

"Sünni" görünümlü vahşilerin yaptığı kan içme, ciğer yeme eylemleri Türkiye'deki protest Alevi damarı tahrik ediyor, Solcu Alevi gençler, Kobani'ye oyuncak götürürken Suruç'ta karanlık eller tarafından öldürülüyordu!

Suruç yeterli olmayınca 10 Ekim 2015'te Ankara'da ilave bir katliam daha yapıldı.

Suruç'ta ölen 31 kişinin de Ankara Garı patlamasında ölen 102 kişinin de büyük bir çoğunluğu Alevi vatandaşlarımızdı.

Suruç bombası, Kıbrıs Barış Harekâtının 41. yıl dönümü olan "20 TEMMUZ 2015'te patlamıştı.

Bu işaretlerin "tesadüf" olma ihtimali "sıfır"dı.

Hedef, 40 yıllık Abdullah Öcalan-Mihraç Ural arkadaşlığını tabana yayarak Alevileri, Suriye'de Sünni Osmanlı görüntüsü veren Türkiye Cumhuriyetinden koparmaktı.

Koparmak ve Şam'da El Muhaberat tarafından beslenip büyütülmüş olan PKK hareketine bağlamaktı.

Yani "Serhildan" başlayınca Kürtlerle birlikte Aleviler de ayaklanacak; Suriye tipi bir iç savaş da Türkiye'de çıkacaktı.

***

VE BİR TANIDIK TARİH DAHA!..

Bu arada Türkiye'yi Suriye'de etkisiz kılma misyonu çerçevesinde 24 Kasım 2015'te bir Rus jeti, şaibeli bir şekilde vuruldu.

Hava desteğinden yoksun kalan TSK, Fırat'ın doğusundaki Münbiç'i kaybetti, El Bab operasyonu da 6 aydır harekât masasında bekliyordu.

PYD, yani PKK, 90 kilometrelik Münbiç-Afrin boşluğunu doldurmak için gece gündüz ilerliyordu.

Hainlerin sesi daha gür çıkmaya başladı.

Demirtaş Ankara'ya dönüp: "PKK işte böyle Fırat'ın batısına geçer siz de mal mal bakarsınız" diyerek, Türkiye'yle dalgasını geçiyordu.

Suriye iç savaşı ABD'nin Wilson Planına uygun ilerliyor; güney sınırımızda FETÖ çalıyor, PKK oynuyordu!..

"12 Mart 2016" günü PKK Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Duran Kalkan, 10 Marksist örgütün "Halkların Birleşik Devrim Hareketi" çatısı altında birleştiğini açıkladı.

Zamanlama yine "manidar"dı!

12 Mart 1971 Muhtırası, Türkiye'de BAAS tipi bir Sosyalist rejim kurmaya hazırlanan 9 Mart Cuntasına karşı yapılmıştı.

Darbelerin, zaferlerin, muhtıraların yıl dönümlerini kodlayarak, biri bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Türkiye "15 Temmuz"a doğru ilerliyordu.

"Makro -Mikro Ekonomi" ikilisi gibi insanların siyaset kurumuna bakışı da "büyük-küçük" şeklinde formatlanmış durumda…

Ülkücüler genellikle siyasete "büyük" bakarlar hatta Ülkücülük biraz da "büyük ötesi" düşünmek, hedefi, ufukta görünenden büyük tutmaktır.

"Milliyetçi Türkiye" siyasette "büyük" düşünmeyi "Turan" ise "büyük ötesi"ni ifade eder.

Peki, bir Ülkücü mikro siyaseti, yani partizanlığı veya parti içi hizipleşmeyi Ülkülerinin önünde tutabilir mi?

Hatta süfli çıkarlar için "mikro siyasi hedefler"e yönelebilir mi?

Ülkücü şuurunu kaybederse bütün bunlar olabilir.

Bu yüzden de biz devletin iç ve dış kumpaslara karşı acilen güçlendirilmesinden bahsederken bunları hiç umursamayan,bazı kendini Ülkücü zanneden insanlarla da mücadele ediyoruz.

Devlet Bey'in "makro" bakış gerektiren "milli beka siyaseti"ni, nefis marifetiyle "mikro" frekansa geçmiş beyinlere anlatmakta zorlanıyoruz.

***

Yeni Bir Fitne Şekli!..

Yeni fitne, "seçimler erkene alındı; yerel seçimdeki belirsizlikten şimdilik kurtulduk ama biz bunlara nasıl güveneceğiz?" sorusuyla başlıyor.

"Ya biz oyumuzu verip de Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı yaptıktan sonra Türkiye yine eski haline dönerse?.." diye devam ediyor.

"Oyumu kırk yıllık partime, MHP'ye veririm ama Erdoğan'a güvenmiyorum!" diye de bitiyor.

Önce hemen şunu söyleyeyim. Böyle bir "MHP'lilik" yok.

MHP'li olmak, sadece sandığa gidip oy vermek değildir.

MHP'li olmak, partisiyle birlikte yürümek, partisiyle birlikte konuşmak, partisiyle birlikte ağlamak, partisiyle birlikte gülmektir.

Milletvekili seçiminde verdiniz oyunuzu MHP'ye ve MHP güzel bir oran yakaladı.

Diyelim ki kendi rekorunu kırarak % 19 oy aldı.

Erdoğan'a "Evet" demediniz ve seçim ikinci tura kaldı.

Erdoğan'ın AKP'deki Milliyetçi kesimden, MHP'den ve BBP'den başka kimsesi yok ki…

Karşı tarafta CHP, HDP, İP, VP, SP, onların arkasında FETÖ, PKK, DHKP-C'dan DEAŞ'a, Hiizbullah'tan Devrimci Karargah'a kadar herkes var.

Hiçbir MHP'li, Erdoğan'a oy vermeyince oyunun bunlara gideceğini düşünemeyecek kadar aptal değildir.

Öyleyse bu: "MHP'ye Evet; ama Erdoğan'a Hayır" söylemi, bariz bir fitnedir.

Cumhurbaşkanlığı seçimini, maazallah "cümbüş ittifakı"nın kazanması, yeni Hükümet Sisteminin bu makama tanıdığı olağanüstü yetkilerden sonra Milliyetçi Türkiye hayalinin sonu olacaktır.

Devlet Bey'in Avantajları

Yurakırda bazı tarihler verdik ve uluslararası ilişkilerde ciddi mesajlar vermek için bir tür "tarih düşürme" geleneği olduğunu anlatmaya çalıştık.

Devlet Bey'in son 15 yılı diğer liderlerden daha iyi okumasının üç önemli sebebi var.

1- Milliyetçi Tarih bilinci,

2- Elli yıllık Ülkücü konsantrasyon…

3- 1997'den beri aktif siyasetin içinde olan tek lider olması…

Çünkü birincisi Türkiye'nin içinde bulunduğu "beka problemleri" tarihten geliyor.

İkincisi Türkiye'de hiçbir siyasetçi, memleket meselelerini elli yıllık bir kondisyonla takip etme fırsatına sahip değil,

Üçüncüsü, 57. Hükümet döneminde 11 Eylül saldırılarıyla ve Kemal Derviş faktörüyle başlayan Dünya Bankası, IMF - BOP operasyonlarının Devlet Bey dışında üst düzey siyasi tanığı ve takipçisi bulunmuyor.

Bütün bunlara Devlet Bey'in temiz mazisini, güçlü karakterini ve siyasi dehasını ve liderlik tecrübesini de ekleyince ortaya işte içinde bulunduğumuz bu "Milliyetçi Türkiye'ye doğru gidiş" tablosu çıkıyor.

11 Eylül 2001'den beri, Yahudi petrol baronlarının Ortadoğu'daki yeni "Siyonist Petrol üssü"nü yani "Büyük Kürdistan"ı kurma çalışmaları Devlet Bey tarafından askıya alınmıştır.

Ve… Bir "Lafın Tamamı" Vakası!

Biz, atasözlerine bağlı kalarak her şeyi anlatmıyoruz.

İttifakın bekasına zarar verecek bir "kurumsal enâniyet"e düşmemeye gayret ediyoruz.

AKP seçmeninde tepki yaratılmasına ve fitne üretilmesine fırsat vermek istemiyoruz.

Ama isterseniz bu "Lafın Tamamı" yazısını bu yönde bir alıntı yaparak tamamlayalım:

"Bir ülkede hangi öznenin gerçek anlamda iktidar olduğunu anlamak için, kritik dönemeçlerde kimin isteğinin uygulandığına, kimin iradesinin siyaseti belirlediğine bakmak gerekir…"

Eski Zaman yazarı ve Agos yazı işleri müdürü Mahcupyan, AKP'li seçmeni tahrik etmek için sözlerine biraz abartı katmış olabilir.

Ama bize göre bu yazılanlar, bizim Türk Milleti'nin aklına duyduğumuz saygıdan dolayı yazmaktan imtina ettiğimiz "lafın tamamı"dır:

"Proaktif olan, hedeflerini hayata geçiren, ortağını uyum göstermek zorunda bırakan Bahçeli idi…

Bu da gerçek iktidarın kim olduğunu ortaya koyarken, bu denge ve ilişki biçiminin seçimden sonra da devamı halinde Türkiye'nin kimin iktidarında olacağını gözler önüne seriyor."

Mahcupyan'ın dünkü köşesindel af uzayıpgidiyor.

Bize göre zaten herkes her şeyi görüyor.

Gerçekten de "lafın tamamı" deliye söyleniyor.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.