• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C
  • Yozgat 12 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 21 °C
  • Bursa 15 °C

MHP'li Celal Adan: MHP'yi Kürt ve Alevi karşıtı göstermek vatan hainliğidir

MHP'li Celal Adan: MHP'yi Kürt ve Alevi karşıtı göstermek vatan hainliğidir
"Otoriter bir insanın yüzde 50’nin üzerinde oy alması mümkün değildir" diyen MHP'li Celal Adan, "Yüzde 50’nin üzerinde oyla bir diktatörün seçilmesine Türk milleti müsaade etmez" ifadelerini kullandı

Bu hafta Devlet Bahçeli’nin tartışma yaratan açıklamalarını ve MHP’nin “Evet” kararının arkasında yatan sebepleri ise MHP Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan YardımcısıCelal Adan ile konuştuk. Teklif Meclis’e geldiği günden bugüne basına pek konuşmamayı tercih eden Adan, sessizliğini ilk kez bu röportajda bozdu. Hem Barzani ziyaretine tepkilerine hem de Cumhurbaşkanlığı sistemine neden destek verdiklerine açıklık getirdi...

* Geçtiğimiz yıllarda MHP başkanlık sistemine karşıydı. Teklifin Meclis’e gelmesi tartışılırken de sizden hep “Parlamenter sistemden yanayız” açıklamasını duyuyorduk ama Meclis’e geldiği andan itibaren bu modeli sahiplendiniz. MHP neden bu modeli destekliyor?

15 Temmuz çok tehlikeli bir kalkışmaydı. Türkiye tarihinde askerin polisi, polisin askeri vurduğu veya askerin askeri vurduğu bir döneme rastlanmamıştır. Dışarıdan ve içeriden işbirliği sonucunda yapılan 15 Temmuz, devletin geleceğini tehlikeye sokmuştur. MHP bu perspektiften bakarak, 15 Temmuz sonrasında duyduğu endişe sebebiyle kendi stratejisini Türkiye’nin bekası üzerine kurmuştur ve Türkiye’nin birliğini ve beraberliğini ön plana çıkaran bir stratejiye öncülük yapmıştır. Sayın genel başkanımız, ilk yaptığı açıklamada, devletin başında bulunan Cumhurbaşkanı’nın işlediği fiillerin bugünkü Anayasa’ya göre doğru olmadığını, düzeltilmesi gerektiğini söyledi. Bunun çözümü için yargının, parlamentonun, o da olmazsa milletin devreye girmesi noktasında bir irade ortaya koydu. Türkiye’nin yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı var. 2007’de 367 krizini yaşadık. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine karar verildi. Cumhurbaşkanı’nın yetkileri 1982 Anayasası’na göre belirlenmiş yetkilerdir ve çok güçlüdür. Fakat halk Cumhurbaşkanı’nı seçtikten sonra işleyiş değişti. Bu sistemle Türkiye’nin yeterince dayanıklı olmadığını 15 Temmuz’da da gördük.

* Darbe tehlikesi ile hükümet modelini değiştirme arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Darbelere karşı gelebilmek için birtakım tartışmaları geride bırakmaya ve birlikberaberlik içinde Türkiye’nin geleceğini inşa etmeye ihtiyacımız var. Devletin her tarafına sızmış 100 bine aşkın insanın tasfiye edildiği bir olaydan bahsediyoruz. Dolayısıyla Türkiye çok büyük bir olayla yüz yüzedir. Bu tehlike karşısında MHP bir başka gediğe sebebiyet verecek bir çıkış yapamazdı. Birlik-beraberlik içerisinde bu meselenin tanzimi konusunda bir irade ortaya koyduk. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, bu Anayasa taslağının hazırlanması aşamasında CHP’nin de olmasını istedi. Keşke CHP de olsaydı.

* “Başkanlık gündemden düşmüşken MHP neden gündeme getirdi?” eleştirisine ne diyorsunuz?

Bunu sanki biz gündeme getirmişiz gibi bir kanaat yanlış. Adalet ve Kalkınma Partisi, başkanlık sisteminden hiç vazgeçmemişti. Cumhurbaşkanı, 1 Kasım sonrası Meclis’teki ilk açılış konuşmasında başkanlık sistemi vurgusu yaptı. Cumhurbaşkanlığı başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanı halk tarafından seçildikten sonra inşa edildi. Devam eden bu fiili durumun bizi çatışmaya, bölünmeye götürmemesi lazım. Bir mucizeden bahsetmiyoruz. MHP, milletin birliği ve devletin zaafa uğramaması için bir irade ortaya koymuştur. Bugün Türkiye dünden daha güçlüdür. Bu duygularla demokratik bir seçime gidilmektedir. Milletimiz takdirini kullanacaktır. “Evet” de “Hayır” da milletimizin vereceği karar doğrultusunda ortaya çıkacak. “Evet” veren vatandaşımız da “Hayır” veren vatandaşımız da saygındır. Her ikisine de saygı duymak mecburiyetindeyiz. Kutuplaşmadan, kavga etmeden, bu sürecin iyi bir şekilde tamamlanması gerektiğini düşünüyoruz.

"ÜLKÜCÜLER BİRBİRİNİ ANLAR, DEĞİŞİK PLATFORMLAR KABUL GÖRMEZ"

* Nasıl bir kampanya yürüteceksiniz?

MHP’nin kendi geleneklerine göre oluşturduğu bir kampanya sistemi var. Devletin bekası için, birlikberaberlik için, kutuplaşmaya mani olan bir program çerçevesinde Türkiye’nin her tarafını dolaşacağız. Ülkücü ülkücüyle hiçbir zaman karşı karşıya gelmez. Ülkücüler birbirini anlar. İdam sehpalarından geçmiş olan camiamızı kimse bölemez. MHP Türk milliyetçiliğinin kalesidir, değişik platformlar kabul göremez.

* Referandum sürecinde tabandan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Kararsızların ya da “Hayır” diyeceklerin ağırlıkta olduğu iddia ediliyor... Hayatında bir gün MHP’ye oy vermemiş, MHP ile ilgili yanlış algıların oluşmasına öncülük yapmış bir sürü insa, MHP adına konuşuyor. Bunların hepsi palavradır. MHP Türk milletinin birliği için her iradenin altına imza koyacaktır. Kampanyamız yakında başlıyor. Türkiye’nin her yanını dolaşacağız.

* CHP’nin kampanyasını nasıl buluyorsunuz?

MHP aleyhine yaptıkları düşmanlık onların aleyhine işliyor. MHP’ye yönelik milliyetçi söylemler geliştirerek izledikleri strateji, son derece yanlış. CHP’ye önerim, bizden uzak durmasıdır. Zaman zaman grup başkanvekilleri çok çirkin ifadeler kullanıyorlar. Her hafta bir rüzgârın tesirinde politikalar üreterek sonuç alması mümkün değildir. CHP son derece dağınık bir parti. Türkiye’nin her vilayetinde ayrı konuşuyorlar. Biz Diyarbakır’da da Edirne’de de aynı şeyi söyleriz.

"MESUD BARZANİ MEŞRULAŞTIRILAMAZ"

* Bahçeli, geçtiğimiz günlerde Mesud Barzani’nin Türkiye ziyareti sırasında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bayrağının asılmasına tepki gösterdi. Bu mesele AK Parti ile aranızda gerilime neden oldu mu?

Bizim “Evet” kararımızı bozacak hiçbir güç yoktur. Milletimize söz verdik, “Evet”te ısrarcı olacağız. Ama kimse MHP’nin Türkiye’nin birliği-beraberliği adına duyarlılıklarını disipline etmeye de kalkamaz. Bugün Barzani bölgesinde 5 yıldızlı villalarda yaşayan PKK terör örgütünün liderleri var. Bu millete her an ihanet edebilecek olan, her fırsatta, her zayıf düşüldüğünü hissettiği anda Türk devletine, Türk milletine hainlik yapacak bir karakteri meşrulaştırmaya itirazımız oldu. Bu itiraz doğru bir itirazdır. Türkmenler çok büyük sıkıntı içinde ama Türk devleti bir karar aldı. El Bab’a girdi ve PYD’nin oluşturacağı koridoru yok etti. Bizim bir duruşa ihtiyacımız var. Türk milleti Barzani ile hiçbir sonuç alamaz. Barzani kim yani? Türk devleti bu coğrafyada kendi haklarını, kendinden güç alarak koruyabilecek kapasitedir.

"DEVLET BAHÇELİ, 'ŞAH İSMAİL DE BİZİM, YAVUZ DA BİZİM' DİYOR"

* "Refarandumda ‘Evet’ veren de ‘Hayır’ veren de saygındır” dediniz. MHP kampanya sürecinde yapıcı, yumuşak bir dil mi kullanacak?

MHP her zaman birlik ve beraberlikten yanadır. Son birkaç gündür televizyonlarda, gazetelerde MHP’yi Kürt karşıtı göstermek isteyenlere karşı, genel başkanımız çok sert bir tavır ortaya koymuştur. Türkiye’de eğer MHP’nin politikaları olmasaydı belki iç savaş olurdu. İç savaşı durduracak en büyük güç, Türkiye’nin çimentosu olan MHP’dir. MHP var olduğu müddetçe Türkiye’de Türk-Kürt kardeşliği bozulamaz. AleviSünni çatışmasına girilemez.

* Ama Bahçeli’nin Abdülkadir Selvi’nin yazısına ilişkin sözleri, özellikle de ‘kılıç artığı’ ifadesi tartışma yarattı...

Türkiye’nin birliği-beraberliği konusunda en büyük iradeyi ortaya koyan MHP’yi ‘Kürt karşıtı’, ‘Alevi karşıtı’ göstermek vatan hainliğidir. Bahçeli, “Şah İsmail de bizim, Yavuz da bizim” diyor. Türkiye ilk defa bunu diyen bir devlet adamına rastlamıştır. Aleviler ve Kürtler ile MHP’yi karşı karşıya getirmek hainliktir, alçaklıktır, namussuzluktur. Ama son zamanlarda MHP’nin almış olduğu inisiyatife zarar vermek ve milletin birliğini-beraberliğini tahrip etmek için haince pusu kuranların, MHP’yi bunun üzerinden kurgulamalarına müsaade etmeyeceğiz. Bunlardan hukuken hesap soracağız. Milliyetçi Hareket Partisi Alevi düşmanı değildir, Kürt düşmanı değildir. Genel başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye karşı gösterilen bu dikkatsizlik dikkatimizden kaçmamaktadır. Türk milletinin defter-i kebirine not düşülmektedir. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın.

"FETÖ VE HDP DESTEKLİ BİR CHP-MHP HÜKÜMETİ KURULSAYDI BUGÜN TÜRKİYE NEREDE OLURDU?"

* Başkanlık sistemlerinde seçim yarışı genellikle en büyük 2 partinin arasında geçiyor. “Bu model MHP’yi yutabilir” yorumuna ne diyorsunuz?

MHP’ye karşı lobilerin, özellikle dışarıyla irtibatlı kesimlerin kasıtlı olarak yürüttükleri bir gündem var. MHP elbette tartışılmalı ama doğru tartışılmalı. Devlet Bahçeli’nin öngörüleri tarih önünde haklılık kazandı. “Çözüm süreci bir yıkım sürecidir” dediğimizde bizi sanık sandalyesine oturttular. “Hendekler kazılıyor, yarın öbür gün bela olur” dediğimizde üzerimize saldırdılar. “Akiller bir safsatadır” dediğimizde bizi demokrasi düşmanı gösterdiler. MHP’nin o günkü öngörüleri doğru çıktı. Devlet bugün Milliyetçi Hareket Partisi’nin ortaya koyduğu değerlere sıkı sıkıya bağlanarak atlatıyor bu meseleyi. Bu, MHP’nin öngörülerinin gücünü ortaya koyuyor. 7 Haziran’dan sonra FETÖ, CHP’yi de etkileyerek HDP destekli bir MHP-CHP koalisyonu kurulması önerisi getirdi. Biz “HDP’nin olduğu, FETÖ’nün tanzim ettiği yerde olmayız” diyerek bunu reddettik. Peki soruyorum şimdi, FETÖ ve HDP destekli bir CHP-MHP hükümeti olsaydı bugün Türkiye nerede olurdu? MHP’yi menfaatçilikle ilişkilendirmek isteyenlere verilecek en büyük cevap budur.

"TSK’NIN YIPRATILMASI SON DERECE YANLIŞTIR"

* “Karargâh rahatsız” haberi tartışma yarattı. Siz bir darbe tehlikesi görüyor musunuz?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yıpratılmasına karşıyız. Bu coğrafyada güçlü bir orduya ihtiyaç var. Önüne gelenin TSK’yı hırpaladığı bir ortam var, bu son derece tehlikelidir. TSK’nın belli bir kesimi 15 Temmuz darbe girişimine karşı çok onurluca durmuştur, onları kutluyorum. Bugün Kuzey Irak’ta, Suriye’de büyük mücadele veren TSK’nın yıpratılması son derece yanlıştır.

* Genelkurmay’ın yanıt verdiği 7 eleştiri başlığı hakkında ne düşündünüz?

Kardak’a asker çıkarılması ve Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı ile birlikte ziyaretlere katılması gibi başlıklardaki eleştirilere ne diyorsunuz? Bütün bunları sulandırmak son derece yanlıştır. Eski alışkanlıkların devam etmesini doğru bulmuyorum. TSK ile siyasi iradeyi karşı karşıya getirecek ifadelerden kaçınılması gerekir. Birlik ve beraberliği teşvik edecek bir dil kullanmak mecburiyetindeyiz. Hürriyet Gazetesi de özeleştiri yapıp başlığı doğru bulmadıklarını ifade etti. Bu özeleştiri yerindedir, dikkatli olmalıyız, TSK’yı yıpratmamalıyız.

"OTORİTER BİR İNSANIN YÜZDE 50'NİN ÜZERİNDE OY ALMASI MÜMKÜN DEĞİL"

* Önerilen modelin Türkiye’de daha otoriter bir yönetime neden olacağı kaygısı taşıyanlar var. Yeterince denge-fren mekanizmalarının olmadığı düşünülüyor. Bu endişelere ne diyorsunuz?
Bakın Kübra Hanım, Cumhurbaşkanı’nın yüzde 50’nin üzerinde oy alması lazım. Otoriter bir insanın yüzde 50’nin üzerinde oy alması mümkün değildir. Toplumun her kesimininden; Diyarbakır’dan da Edirne’den de Trabzon’dan da oy almak mecburiyetindedir. Yüzde 50’nin üzerinde oyla bir diktatörün seçilmesine Türk milleti müsaade etmez. Türk milleti güçlüdür. TRT işgal edilip darbe bildirisi okunurken herkesin demokrasiye sahip çıktığına şahit olduk. Türkiye’nin sosyolojisinin darbeleri durduracak güçte olduğunu gördük. Dolayısıyla Türkiye’ye güvenmeliyiz. Seçmene güvenmeliyiz. Türkiye’de en büyük tehlike, Türk milletine güvenmemekten kaynaklanır. Halka gitmekten korkmamak gerekir. Halkın vereceği karara saygı duymak gerekir. Türk milletinin bir otoriter seçeceğini düşünmek yersizdir.

"ÖZAL VE DEMİREL DE TARAFSIZ DEĞİLDİ"

* Ya Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı meselesi? Yeni modelde Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda parti genel başkanı olabilmesi de eleştiriliyor...
Rahmetli Turgut Özal Cumhurbaşkanı’yken, hanımı Semra Özal ANAP’ın il başkanı oldu. Yani tarafsızlık o zaman da yoktu. Eski Başbakan’ımız Sayın Tansu Çiller Hanımefendi 281 milletvekilinin imzasını alıp Süleyman Demirel’e gitti ama Demirel hükümeti kurma yetkisini Tansu Hanım’a değil, Mesut Yılmaz’a verdi; çünkü o dönem Demirel ile Tansu Hanım’ın arası açıktı. Bu durum Celal Bayar ile Adnan Menderes arasında ve Mustafa Kemal ile İsmet Paşa arasında da yaşanmış. Ahmet Necdet Sezer de hiç tarafsız değildi. Dolayısıyla bu meselenin gerçekçi bir şekilde analiz edilmesi lazım. Geçenlerde yabancı bir gazetecinin çıkardığı bir kitabı okudum. “Gerçekleri araştırmak en yüksek ahlaktır” diyor. Bu sözden çok etkilendim. Türkiye, birtakım olguları fazla sorgulamadan kabul eden bir yapıya sahip. Doğru dürüst sorgulama yaptığımızda hem kutuplaşmayı engellemiş oluruz hem de birbirimizi daha iyi anlarız. Referanduma giderken Türk toplumunun bu meseleyi araştırarak, anlayarak, en sağlıklı oyu kullanacağına inanıyorum.

"İŞ HAYATININ DÜZELMESİNİ İSTEYENLER ‘EVET’ DİYECEKTİR"

* Referandum sonucunu nasıl görüyorsunuz?

“Hayır” çıkacağından endişeniz var mı? Benim görebildiğim kadarıyla istikrarı düşünen, iş hayatının düzelmesini isteyen kesimler bu süreçte “Evet” diyecektir. Sokakta gördüğüm eğilim, “Evet” çıkacağı yolunda. Ama sonuçta milletimiz karar verecek, çıkan karara saygı göstereceğiz.

Kübra PAR / GAZETE HABERTÜRK

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.