Öğretmenler, gerçek zaferi siz kazanacaksınız

ATATÜRK’E GÖRE ÖĞRETMENLER VE MİLLİ EĞİTİM -1

Eğitime, özellikle gençliğin eğitimine çok önem veren Atatürk, her fırsatta öğretmenlere bu konuda düşen büyük göreve de işaret etmiştir. Ona göre, ‘gerçek zafer’ öğretmenler tarafından kazanılacaktır: ‘Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordunuzun zaferi için yalnız zemin hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacak, siz sürdüreceksiniz ve mutlaka başarıya ulaşacaksınız.’

Toplumumuzu hakikat hedefine,mutluluk hedefine ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu; öteki, milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu… Asker ordusu, vatanı yok etmeye gelen düşmanı, vatanın harim-i ismetinde (kutsal vatan topraklarında) boğup mahvetti. Yalnız, işimiz bu orduya sahip olmakla bitmiş, gayemiz yalnız bu ordunun başarısıyla gerçekleşmiş değildir. Bir millet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçları ancak irfan ordusu ile ayakta durabilir. Bu ikinci ordu olmadan, birinci ordunun hizmetleri ve kazandıkları yok olur.’  G. M. K. Atatürk (Kütahya, 23 Mart 1923)

EĞİTİMİN ÖNEMİ,ÖĞRETMENLERİN GÖREVİ

Atatürk, büyük bir asker, büyük bir devlet adamı ve büyük bir düşünce adamı olarak Türk milletine hizmet ettiği kadar eğitim alanında da önemli hamlelere imza atmış bir liderdir. Atatürk’ün gözünde Türk Milli Mücadelesi yani ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak, askeri alanda kazanılacak zafer milli kurtuluşun ilk adımı olabilirdi. Zaferden sonra yapılacak işler bağımsızlık savaşı kadar önemliydi. Bu nedenle Atatürk savaş sürerken bile savaş sonrasına hazırlanıyor, bu arada “milli eğitim” konusuna eğiliyordu. Bağımsızlık savaşının en bunalımlı günlerinde, düşman ordularının kesin sonuca ulaşmak için baskılarını arttırdığı, ordumuzun Sakarya’nın doğusuna çekildiği günlerde, 16 Temmuz 1921’de Ankara’da “Maarif Kongresi” (Eğitim Kongresi) toplanmıştır. Atatürk cephedeki şartların ağırlığına rağmen bu kongrenin ertelenmesine razı olmamış, hatta kongreye katılarak açılış konuşmasını kendisi yapmıştır. Bu konuşmasında, “Yüzyıllarca süren derin idari ihmallerin devlet bünyesinde açtığı yaraları iyileştirme yolunda harcanacak çabaların en büyüğünü, hiç şüphesiz, irfan (bilgi ve kültür) yolunda kullanmalıyız.” diyen Atatürk, bir acı gerçeğe de parmak basmıştır:

“Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin, milletimizin gerileme tarihinde, en önemli etken olduğu kanısındayım…” Aynı konuşmada, “ayrıntıları eğitim uzmanlarına bırakmak istediğini” belirterek, bazı genel ilkelere değinen Atatürk, “eski devrin hurafelerinden, boş inançlarından, doğudan ve batıdan gelebilecek zararlı etkilerden uzak, milli karakterimize ve tarihimize uygun bir kültüre muhtaç olduğumuzu” vurgular “Gelecekteki kurtuluşumuzun büyük önderleri” olarak selamladığı öğretmenlere duyduğu derin saygıyı dile getirir. Milletimizin bu konuda da başarılı olacağına olan inancını belirtir: “Silahıyla olduğu gibi, dimağıyla da mücadele zorunda olan milletimizin,birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.” Atatürk’ün yıllar sonra, “Cumhurbaşkanı olamasa idiniz, ne olmak isterdiniz?” şeklindeki bir soruya, “Milli Eğitim Bakanı olarak eğitim davasına hizmet etmek isterdim” diye cevap vermesi bile eğitimi, gençlerin yetiştirilmesi işini millet hayatında ne kadar önemli bir etken olarak gördüğünün işaretidir.

KURTULUŞ, İLİM VE FENDE

Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nun belirttiği gibi, Birinci Dünya Savaşı’nın galibi emperyalist ülkelere ve onların aleti olarak vatanımıza saldıran Yunanlılara karşı kazandığı zaferle Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnız Türklüğün değil, Fas’tan Endonezya’ya kadar bütün İslam âleminin, bütün ezilen, mazlum milletlerin kahramanı olmuştur. Fakat o, bir an bile zafer sarhoşluğuna kapılmadı. Çok iyi biliyordu ki, kültür, eğitim ve iktisat zaferleri ile tamamlanmadıkça askeri zafer ne kadar büyük olursa olsun tek başına milli kurtuluşu sağlamaya yetmeyecekti. Düşmanın İzmir’de denize dökülüşünden (9 Eylül 1922) sadece bir buçuk ay sonra 27 Ekim 1922’de Bursa’da, kendisini ziyarete gelen İstanbul öğretmenlerine söylediği şu sözler, onun bu konuda ne kadar bilinçli olduğunu göstermektedir: “Bugün eriştiğimiz nokta gerçek kurtuluş noktası değildir… Kurtuluş, cemiyetteki hastalığı ortaya çıkartmak ve iyileştirmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi ilim ve fennin gösterdiği yolla olursa hasta kurtulur. Yoksa hastalık müzminleşir ve tedavisi imkansız hale gelir…” Atatürk, aynı konuşmasında orduların yönetilmesinde nasıl ilim ve fen rehber edinilerek zafere ulaşılmış ise, “milletimizi yetiştirmek için kaynak olan okullarımızın ve yüksek öğretim kurumlarımızın kuruluşunda da ilim ve fennin yol gösterici olacağını” belirtmiştir. Eğitime, özellikle gençliğin eğitimine çok önem veren Atatürk her fırsatta öğretmenlere bu konuda düşen büyük göreve de işaret etmiştir. Ona göre “gerçek zafer” öğretmenler tarafından kazanılacaktır:

“Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordunuzun zaferi için yalnız zemin hazırladı… Gerçek zaferi siz kazanacak, siz sürdüreceksiniz ve mutlaka başarıya ulaşacaksınız. ”Büyük Zafer’den az sonra henüz cumhuriyet kurulmadan, Kütahya’da 23 Mart 1923 tarihinde “irfan ordusu” diye nitelendirdiği öğretmenlere hitaben söylediği şu sözler, bu kutsal mesleğin mensuplarına verdiği değeri açıkça gösteriyordu:“… Toplumumuzu hakikat hedefine, mutluluk hedefine ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu; öteki, milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu… Asker ordusu, vatanı yok etmeğe gelen düşmanı, vatanın harim-i ismetinde (kutsal vatan topraklarında) boğup mahvetti. Yalnız, işimiz bu orduya sahip olmakla bitmiş, gayemiz yalnız bu ordunun başarısıyla gerçekleşmiş değildir. Bir millet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçları ancak irfan ordusu ile ayakta durabilir. Bu ikinci ordu olmadan, birinci ordunun hizmetleri ve kazandıkları yok olur.” Atatürk’ün gençliğin eğitimine önem vermesi ve bu bağlamda öğretmenlerin rolünün çok önemli olduğunu vurgulaması Türk milletinin hür ve bağımsız yaşaması hedefine dönüktür. Çünkü milletlerin bağımsız yaşayabilmeleri, kalkınıp güçlene bilmelerinin temelinde eğitim vardır. 22 Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlerle yaptığı bir konuşmada belirttiği üzere Atatürk’e göre; “En önemli, en esaslı nokta eğitim meselesidir.” Çünkü “eğitim, bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder.”

CUMHURİYETİN MUHAFIZLARI

Atatürk’ün milli eğitim konusuna önem vermesinin bir diğer nedeni de cumhuriyetin yaşatılmasının iyi eğitilmiş bir gençlik ile sağlana bileceğine olan inancıdır. Kurulan genç cumhuriyet ve bu cumhuriyetin dayandığı temel esaslar ile ilkeler, yani Türk inkılâbı, ancak yetişecek güçlü, aydınlık kafalı, sağlam karakterli yeni kuşaklarla ayakta durabilirdi. Türk inkılâbı ve cumhuriyet’i koruyacak kuşakları yetiştirmenin yolu da eğitimdi. 25 Ağustos 1924’te Ankara’da toplanan “Muallimler Birliği” (Öğretmenler Birliği) Kongresi’nde Atatürk eğitimin bu görevini şu sözlerle ifade etmiştir: “Sizin başarınız cumhuriyetin başarısı olacaktır… Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, cumhuriyet sizden ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli (karakterli) muhafızlar (koruyucular) ister. ”Atatürk’e göre gençlerin yetiştirilmesi bakımından eğitim ve öğretmenlere düşen bir diğer görev de “millet olma bilinci”ni geliştirmektir. Aynı millete mensup olma duygusunu güçlendirerek, milli birlik ve bütünlüğü pekiştirmek. Anlaşılacağı üzere bu görev de cumhuriyetin yaşatılması açısından son derece önemlidir. O 14 Ekim 1925 tarihinde İzmir Erkek Öğretmen Okulunda şunları söylemiştir: “Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak yeteneğini kazanamamıştır. Ona alelâde bir kütle denir, millet denemez. Bir kütle, millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki, bir toplumu gerçek millet haline getirirler.” Şu halde Atatürk’e göre, kaynaşmış bir millet haline gelebilmenin, çağdaşlaşmanın, kalkınmanın, hür ve demokratik bir toplum olabilmenin en etkili aracı eğitimdi. Eğitim yoluyla gençlerin bu bilinçle yetiştirilmesiydi. Buraya kadar verdiğimiz bilgilerden Atatürk’ün bir devlet adamı olarak eğitim ve gençliğin yetiştirilmesi konusuna ilgi duymasının üç temel nedeni olduğu görülmektedir: 1. Eğitimin kalkınma işindeki önemi, 2. Cumhuriyeti yaşatacak, koruyacak yeni nesillerin yetiştirilmesi, 3. Milletleşme ve milli birlik-bütünlük bilincinin geliştirilmesi.

YARIN: Milli eğitimin amaçları

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.