"HÜKÜMETİMİZE SESLENİYORUM..."
Dün analar ağlamayacak diyorlardı, bugün bir millet hüngür hüngür ağlamaktadır. Ne çözüm oldu, ne barışın sesi duyuldu. 15 Temmuz'dan itibaren FETÖ ile amansız mücadele edilmektedir. Son derece doğru şekilde FETÖ'cülerin üzerine gidilmektedir. Olağanüstü şartlarda emek ve çaba sarf edilmektedir. Bu sürece destek veriyoruz ancak FETÖ ile yapılan mücadelenin, aynısının PKK'lılara da uygulanmasını bekliyoruz. Hakkari'de, Şırnak'ta, Diyarbakır'da, İstanbul'da patlayan bombalara tezahürat yapanlara hak ettiği desteği vermek hükümetin namus borcudur. PKK'ya destek veren memurlar, işadamları, medya organları ne zaman hak ettiğini bulacaktır? PKK'lı diye açığa alınan öğretmenlerin devletle bağının kesilmesi için ne beklenmektedir. FETÖ ile mücadele edenler PKK ile niye sus pustur. Bunlar Türkiye'yi yıkmaya çalışanların maşalarıdır.
PKK, FETÖ'nün başaramadığı çözülmeyi sağlamak için çırpınmaktadır. Hükümete sesleniyorum; arkanızda milletin duası, MHP'nin desteği vardır? O zaman niye duruyorsunuz? Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan elinizi çabuk tutunuz. Türk milletini infazla görevlendirilmiş terör cellatlarını, bunları pışpışlayan arkalarında güçleri rezil etmek vatan görevidir. Kan tüccarlarını tepeleme zamanı gelmiştir, korku tüccarlarına tam bir kenetlenmeyle hadleri bildirilmelidir. Gün bugündür. Dünyanın 5'ten büyük olduğunu söyleyelim ama Türkiye'nin terörden daha büyük olduğunu dünyaya söyletelim ve yüzlerine vuralım.
Doğu ve güneydoğudaki 181 aşiret temsilcilerini de içtenlikle kutluyorum. Bölgenin ileri gelenlerini kucaklıyorum. Kürt kökenli kardeşlerim, PKK'dan en fazla şikayetçi olan insanlarımızdır. PKK, emperyalizmin tetikçisidir, 7 düvelin kokuşmuş taşeronudur. Kürt kardeşlerim Hak yolundan dönmez, oyuna gelmez. Zulmetin ateşinin göğsümüzde söndüreceğiz. Vatanı böldürmeyeceğiz, biz bir olacağız. Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki kandır. Türk milleti tarih boyunca bağımsızlığının bedelini muhteşem mücadelelerle sürdürmüştür.
İç ve dış güvenlik sorunları giderek ağırlaşmaktadır. Bu kuşatmayı kırmak hepimizin temel önceliği olmalıdır. Milli birlik ve beraberliğin korunması gereken dönemdeyiz. Vatan ve millet sevdasıyla hareket edebilmeyi gösterebilmeliyiz. Türkiye hepimizin ortak vatanıdır. Temel sorunları bu anlayışla ele almak ve geleceği planlamak zorundayız.
SİSTEM TARTIŞMASI VE YENİ ANAYASA
Sistem tartışmaları siyaseti tıkarsa rejim krizine dönebilecektir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle, yetki ve sınırları tartışma konusu yapılmıştır. Çok yoğun fikri münakaşalar gündeme gelmiştir. Yeni anayasa süreci, başkanlık sistemiyle ilgili anlaşmazlıktan dolayı akamete uğramıştır. Hukukun üstünlüğü herkes için kapsayıcı ve bağlacıdır. Hiç kimse kendisini hukuktan üstün göremeyecektir. Kanunların önünde herkes eşittir. Suç ve suçluyla mücadele edilirken, yegane referans kaynağı hukuk kurallarıdır. Bu kurallar ihlal edilirse, en başta devleti ayakta tutan dinamikler laçkalaşacaktır.
Türkiye'nin yeni bir toplum sözleşmesine ihtiyacı vardır. 15 Temmuz'dan sonra bu ihtiyaç acil bir hal almıştır. Türkiye'de hiçbir şey 14 Temmuz'daki gibi olamayacaktır. Kulağımızın üstüne yatamayız. MHP anayasanın tadilatına veya yeniden yazımına olumlu bakmaktadır. Bizim anayasaya bakışımızda sapma veya savrulma yoktur. Dün ne söylediysek bugün de aynı çizgideyiz. Anayasanın ilk 4 maddesinin değişmemesindeki ısrarımızı kayıtsız şartsız muhafaza ediyoruz. Bu irademizi yıllardır koruyor ve sürdürüyoruz.
Daha önce üzerinde uzlaşılan 60 maddelik değişiklik de göze alındığında önemli aşamaya gelindiği görüşülecektir. MHP, uzlaşmadan, konuşmadan yanadır. Söz düellolarının son bulmasını, karşılıklı hoşgörü ve saygı dahilinde sonuçlandırılmasını amaçlamaktayız.
"ANAYASA ÇİĞNENMEKTE, SUÇ İŞLENMEKTE"
Cumhurbaşkanı millet tarafından seçildiği gerekçesiyle fiili başkanlığı dayatmakta, görevinin sınırlarından taşmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren anayasanın hükümlerini yorumlamış, verilmeyen yetkileri hak görmüş, tarafsızlığına gölge düşürmüş, AKP lehine oy istemiş, polemiklere katılmıştır. Cumhurbaşkanının bu tutumu fiili bir durum yaratmıştır.
AKP'nin ikinci olağanüstü kongresinde genel başkanlığa seçilen Binali Yıldırım'ın örtülü şekilde rahatsızlığını ilan edilen konuşması da çok yenidir. "Bugün yapmamız gereken fiili durumu yasal hale getirmektir. Bunun yolu da yeni anayasadır, yeni anayasada başkanlık sistemidir." Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve Bakanlar Kurulu görev, yetki ve sorumlulukları iç içe geçmiş ve birbirine karışmıştır. Anayasa üzerinde zorla oynama yapılmıştır. Net olarak söylemek isterim ki şu anda anayasa çiğnenmekte ve suç işlenmektedir. Parlamenter sistemin bekleme odasına alındığını, ayak bağı olduğunu AKP milletvekilleri ve Sayın Erdoğan ileri sürmüştür. Türkiye'nin mukavemeti esnemekte ve zayıflamaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı anayasanın kendisine verdiği yetki ve sorumlulukları az bulmaktadır. Anayasanın nasıl değiştirileceği anayasa hükümleri ile belirlenmiştir. Fiili durumla anayasanın değişeceğini iddia etmek sinsi bir tezgahtır.
AK PARTİ'YE ÇAĞRI
Hükümet sistemi belirlenirken, tarihsel tecrübeler, sosyo-ekonomik yapı, toplumsal eğilim dikkate alınmalıdır. Oldu bitti ile sistem değişikliği görüşmüş şey değildir. Türkiye'nin bekaa mücadelesi verdiği bu günlerde, Cumhurbaşkanının hukukla ters düşmesi geleceğimiz için çok tehlikelidir. Karşımızda iki alternatif yol vardır. Biri bizim için de en doğru olanı Sayın Cumhurbaşkanının yasal ve anayasal sınırlara çekilmesidir. Bu olmayacaksa, ikinci yol fiili durumun hukuki yol aranmasıdır. Bu durum karşısında AKP başkanlık sistemiyle ilgili inadını sürdürecekse karşımıza iki seçenecek çıkacaktır. AKP bir anayasa hazırlığı varsa, mutabık kalınan diğer maddelerle birlikte TBMM'ye getirmelidir. Vekiller vicdanlarıyla oy kullanacaklardır. Bu anayasa değişiklik teklifi ya 367'yi aşarak kanunlaşacak, ya da 330'un üzerinde kalarak referanduma sunulacaktır. MHP her karara saygılıdır. Bizim düşüncemiz mevcut sistemin güçlendirilmesidir. Milletimiz aksini söylecek olursa buna da diyeceğimiz bulunmayacaktır."