Bir Kurban Bayramı’na daha ulaşmanın huzurunu ve manevi iklimini yaşıyoruz. Bayramlar, sadece takvim yapraklarında yer alan özel günler değildir; aynı zamanda milletlerin hafızasını diri tutan, toplumsal birlik duygusunu güçlendiren ve insanları ortak değerlerde buluşturan en önemli zaman dilimleridir. Kurban Bayramı da bizlere bir kez daha paylaşmanın, dayanışmanın, kardeşliğin ve manevi sorumluluğun önemini hatırlatıyor.
Aslında dini ve milli bayramların ortak noktası tam da burada başlıyor. Her iki bayram türü de toplumsal birlik ruhunu güçlendirir. İnsanları ortak bir duygu etrafında toplar. Milli bayramlar bir milletin bağımsızlık hafızasını canlı tutarken, dini bayramlar vicdan ve merhamet duygularını derinleştirir. Biri devlet olma bilincini kuvvetlendirir, diğeri insan olmanın sorumluluğunu hatırlatır. Bu yüzden bayramlar yalnızca kutlanan günler değil, aynı zamanda toplumların karakterini ortaya koyan aynalardır.
Ne var ki bugün dünyaya baktığımızda bayramların ruhunu gölgeleyen ağır insanlık dramlarıyla karşılaşıyoruz. Gazze’de bombaların gölgesinde bayrama uyanan çocuklar, Doğu Türkistan’da kimliğini korumaya çalışan insanlar, Afrika’da açlıkla mücadele eden milyonlar, savaşın ortasında kalan mazlum coğrafyalar… Tüm bu tablo, bize sadece kendi soframızdaki huzurla yetinmememiz gerektiğini gösteriyor. Çünkü Kurban Bayramı’nın özü yalnızca ibadet değil; aynı zamanda paylaşmak, hatırlamak ve başkasının acısını hissedebilmektir.
Bugün İslâm coğrafyasının en büyük sorunlarından biri, ortak vicdanın zayıflamasıdır. Oysa bayramlar tam da bu vicdanı yeniden ayağa kaldırmak için vardır. Bir çocuğun yüzünü güldürmek, bir ihtiyaç sahibine ulaşmak, yalnız bir yaşlının kapısını çalmak belki de bayramın en gerçek anlamıdır. Bayram sabahında edilen duaların kıymeti kadar, o duaların hayata nasıl yansıdığı da önemlidir.
Türkiye ise son yıllarda sadece kendi vatandaşlarının değil, dünyanın farklı coğrafyalarındaki mazlumların da umut bağladığı ülkelerden biri haline geldi. Türk milletinin tarih boyunca taşıdığı merhamet ve adalet anlayışı, bugün de birçok bölgede hissediliyor. “Türkiye Yüzyılı” vizyonu yalnızca ekonomik büyüme ya da teknolojik kalkınma hedefi olarak okunmamalıdır. Aynı zamanda daha güçlü bir toplumsal dayanışma, daha yüksek bir ahlaki bilinç ve daha büyük bir insanlık sorumluluğu anlamına da gelmelidir.
Türk ve Türkiye Yüzyılı’nda bayramlar da bu anlayışla yaşanmalıdır. Sadece tatil planlarının konuşulduğu günler değil; büyüklerin hatırlandığı, çocukların sevindirildiği, kırgınlıkların sona erdiği, yardımlaşmanın arttığı zamanlar haline gelmelidir. Dijitalleşmenin insan ilişkilerini zayıflattığı ve bireyselliği ön plana çıkardığı bir çağda, bayramlar yeniden gerçek temasın, samimiyetin ve aile bağlarının güçlendiği özel günler olmalıdır.
Özellikle genç nesillerin bayram kültürünü yalnızca sosyal medya mesajlarından ibaret görmemesi gerekiyor. Çünkü bayram; ziyaret etmektir, hâl hatır sormaktır, paylaşmaktır, aynı sofrada buluşmaktır. Bir milletin kültürel devamlılığı da tam olarak bu geleneklerin yaşatılmasıyla mümkündür.
Sonuç olarak Kurban Bayramı, sadece dini bir vecibenin yerine getirildiği bir dönem değil; aynı zamanda insanlığın vicdan muhasebesi yapması gereken önemli bir fırsattır. Dünyanın neresinde olursa olsun acı çeken insanların unutulmadığı, milli ve manevi değerlerin daha güçlü hissedildiği, birlik ve kardeşlik duygularının pekiştiği bayramlar yaşamak hepimizin ortak temennisi olmalıdır.
Şair ne güzel söylemiş:
Can bula cananını, Bayram o bayram ola.
Kul bula sultanını, Bayram o bayram ola.
..... Hüzn ü keder def' ola, Dilde hicab ref' ola.
..... Cümle günah af ola, Bayram o bayram ola.
Bu vesileyle Kurban Bayramı’nın; ülkemize huzur, İslâm âlemine barış, insanlığa vicdan ve merhamet getirmesini diliyor; başta Adanalı hemşehrilerim olmak üzere aziz Türk milletimizin bayramını en kalbi duygularımla kutlarım.