İran İslam Cumhuriyeti’nin 1989 yılından bu yana en yüksek otoritesi olan Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in 28 Şubat 2026’daki ölümü, kırılma noktalarından birini oluşturmuştur.
Ali Hamaney'in ardından oğlu Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçilmesi, rejimin ideolojik sürekliliği sağlama çabasını gösterse de ülkede askeri-güvenlik bürokrasisinin, Hamaney’in ölümünün iç siyasi dengeler, toplumsal dinamikler ve "Direniş Ekseni" üzerindeki stratejik etkilerini analiz edelim:
1. İran siyasal mimarisinde "Veli-yi Fakih" makamı, sadece dini bir otorite değil; dış politikadan orduya, yargıdan ekonomiye kadar son sözü söyleyen mutlak güç olduğunu biliyoruz. Ali Hamaney, 37 yıllık görev süresi boyunca ülkeyi Batı karşıtlığı, "direniş ekonomisi" ve bölgesel vekil güçler ağı üzerine inşa etmiştir. Bu nedenle Hamaney’in ölümü, sadece bir lider değişimi değil, kurumsallaşmış bir devlet aklının test edildiği tarihi bir dönemeçtir.
2. İran’ın iç siyaseti açısından; rejimin şoku nasıl atlatacağı ve halefin kim olacağı önemli soruların başındaydı. İran Uzmanlar Meclisi tarafından Mücteba Hamaney'in yeni dini lider olarak seçilmesi, sistemin radikal bir kırılma yerine "güvenli ve tanıdık" bir geçişi tercih ettiğini gözlemledik.
Yeni dönemde sivil/dini elitler ile Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) arasındaki ittifak daha da sıkılaşmıştır. Rejim, dış tehditler ve iç huzursuzluk riskine karşı bir zafiyet görüntüsü vermemek adına güvenlik odaklı bir yönetim modeline sarılmıştır.
3. Şii Kutsallık Kültü Muhafazakâr taban, Hamaney'in ölümünü Şii teolojisindeki tarihi fedakarlıklar ve Kerbela anlatılarıyla ilişkilendirerek yeni lidere dini bir meşruiyet zemini hazırlamaya çalışmaktadır. İran toplumundaki liderin ölümü büyük bir yas ve sadakat tazeleme anı olarak görmekte, sistemin bekası için kenetlenmektedir. Muhalif kesimler değişim olarak değerlendirilmesine rağmen, güvenlik bürokrasisinin sert önlemleri, kitlesel bir sivil hareketin alanını daraltması olarak tanımlamıştır.
4. Dış Politika ve Jeopolitik olarak Tahran’ın Lübnan, Yemen, Suriye ve Irak’taki etkisini koordine eden "Direniş Ekseni"nin mimarı ve en büyük ideolojik birleştiricisiydi.
Orta Doğu mahallesinde Hamaney’in karizması ve dogmatik liderliğinin eksikliği, Hizbullah ve Husiler gibi vekil yapıların Tahran ile koordinasyonunda kısa vadeli yönetim krizleri doğurma potansiyeline sahipti, şimdi süreç devam eder mi. Küresel Güç Hamaney’in ölümünden sonra ABD-İsrail askeri baskısının zirve yaptığı bir dönemde gerçekleşmesi, küresel siyasette önemli bir mesaj olarak okundu. Bu durum, Rusya ve Çin gibi müttefiklerin koruyucu şemsiyesinin sınırlarını tartışmaya açarken, ABD ve Batı blokunun askeri-stratejik üstünlüğünü yeniden tescillemiştir.
Hamaney'in savunduğu içe kapalı "direniş ekonomisi" modeli halkta büyük bir yorgunluk yaratmış olsa da Mücteba Hamaney liderliğindeki yeni yönetimin Batı ile köklü bir yaptırım karşıtı müzakereye girmesi, ideolojik bagajlar sebebiyle kısa vadede uzak bir ihtimal olarak görünmektedir.
5. Ali Hamaney’in ölümü, İran’da rejim değişmeyecek mi? Yabancı analistler tam aksine rejimin kendini koruma güdüsüyle daha otoriter, militarist ve monarşik bir yapı evrilecektir diyorlar. Bu durum Mücteba Hamaney dönemi, İran'ın ideolojik sınırlarını koruma çalışmaları ve karizmatik liderlik eksikliği ve ekonomik krizler nedeniyle içeride ve dışarıda daha kırılgan olmasını istemeyiz. Bunun bedelini başta İran halkı öder.
Sonuç: İran’da etnik ayrışmanın nereye varacağını belirleyecek çarpan dış müdahaledir. ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri, Tahran’ın bölgesel gücünü çökertmek için etnik fay hatlarını bir manivela olarak kullanmaktadır. Öte yandan etnik örgütlere (Kürt gruplar ve Beluç gruplar) yapılacak lojistik ve askeri destek, İran'ın bir iç güvenlik girdabına girmesine neden olabilir. Özet olarak; İran'da etnik ayrışma, rejimin baskı mekanizmalarının gücü yettiği sürece kontrol altında tutulacaktır. Ancak ekonomik çöküş ve liderlik krizleri derinleştikçe, bu ayrışma merkeziyetçi yapıya karşı bölgesel özerklik taleplerinin yükseldiği, sınır hatlarında ise silahlı çatışmaların kronikleştiği istikrarsız bir coğrafi kırılmaya doğru gidebilir.
Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti