Irak 2003’ten beri iki büyük soruyla boğuşuyor: Devleti kim yönetecek? Ve bu devlet bireye ne kadar alan bırakacak?
Bugün Bağdat’ta konuşulan "imza problemi" ve Tahran’dan gelen "Velayet-i Fakih" modeli, iki farklı yüzü ortaya çıkmış.
KARARI KİM VERİYOR?
Başbakan Muhammed Sudani, büyük bir koalisyonun desteğiyle iş başında. Bu koalisyonun içinde İran’a yakın siyasi ve silahlı gruplar da var.
Sonuç ne oldu? Büyükelçi ataması, enerji anlaşması, milyar dolarlık ihale... Neredeyse her kritik kararda Sudani’nin önce koalisyon ortaklarına danışması gerekiyor.
Siyasette buna "imza problemi" deniyor. Yani imza Bağdat’ta atılıyor ama metin başka masalarda yazılıyor.
Yönetim nasıl etkiliyor?
- Temsil Hakkı: Oy verdiğin kişi değil, dini mekanizma onun arkasındaki grup olarak yönetmeye başlıyor.
- Eşitlik Hakkı: İhale ve işe alımlarda liyakat yerine "yakınlık" öne çıkıyor.
- Şeffaflık: Kararlar kapalı kapılar ardında alınınca yolsuzluk riski artıyor.
OKDUKLARIM VE DİNLEDİKLERİM TAHRAN MODELİ KENDİNİ "VELAYET-İ FAKİH" VE TOPLUM OLARAK TANIMLIYOR.
İran’da devletin resmî ideolojisi "Velayet-i Fakih". Yani en üst düzey din adamının hem dini hem siyasi lider olması.
İran devleti toplumu bu ideoloji etrafında bir arada tutmaya çalışıyor. Okullar, medya, hukuk... Her alanda dini otorite var.
Ama bedeli ne?
Bireyin "inanç özgürlüğü", "yaşam tarzı seçme hakkı" ve "ifade özgürlüğü" devlet tarafından belirleniyor. Devlet "istikrar" sağlıyor ama bireysel özgürlük alanı daralıyor.
IRAK ŞİASI NEDEN MESAFELİ?
İran "bizim modelimizi alın" diyor. Peki Irak Şii’si ne diyor?
Halk Büyük ölçüde "hayır" diyor.
Neden? Çünkü Irak’ın en büyük dini otoritesi Necef’teki Ayetullah Sistani’nin çizgisi farklıdır; İnsan Disiplini Açısından kararlar siyasi iktidara aittir. Din, devlete nasihat eder. Kararı siyasetçiler verir. Sorumlu olan siyasi kişilerdir.
Önce Irak vatandaşlık kabulü: "Önce Iraklıyız, sonra mezhep" anlayışı hakim diye anladım.
Daha geniş özgürlük alanı: Camiler, partiler, sivil toplum devletten daha bağımsız.
Yani Irak Şii’si "mezhep birliği = siyaset birliği" demek zorunda değil. Bu, Irak için çok önemli bir sosyolojik ayrışma.
İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN TABLO DURUM NEDİR?
İster Bağdat’taki koalisyon, ister Tahran’daki velayet olsun. Ortak soru şu: Devlet bireye ne kadar alan bırakıyor?
- Özgürlük: Protesto eden, yazan, eleştiren korkuyorsa o toplum özgür değildir.
- Egemenlik: Kararları başka bir ülkenin gündemi belirliyorsa "ulusal egemenlik" zedelenir.
- Yaşam Kalitesi: Elektrik İran’a bağlıysa, her yaptırımda bizim evimiz kararır. Bu da "insanca yaşama hakkı"dır.
IRAK NE İSTİYOR?
Irak’ın derdi ne İran modeli ne de tam kaos. Irak, "vatandaş devleti" arıyor.
Ne koalisyonların rehin aldığı ne de dinin doğrudan yönettiği bir devlet.
Karar alabilen, hesap verebilen, bireyin haklarını koruyan bir devlet.
"İmza problemi" aslında bir meşruiyet problemidir.
"Velayet" tartışması ise bir kimlik problemidir.
Irak, bu iki yol arasında büyük ihtimalle "biz Iraklıyız" diyecektir.
Özgürlük ne bir imzada ne de bir fetvada saklı. Özgürlük, "benim adıma kim karar veriyor?" sorusuna cevapta saklı verebilen sistemde.
Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti