Malazgirt’i Anmak Yetmez, Anlamak Gerekir

.

Malazgirt…

Bir milletin tarihindeki sıradan bir savaşın adı değil. 26 Ağustos 1071, Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığı, tarihin yönünün değiştiği bir dönüm noktasıdır.

Her yıl Malazgirt’te törenler düzenleniyor, bayraklar dalgalanıyor, nutuklar atılıyor, zafer yeniden hatırlanıyor. Elbette bunların hepsi değerlidir. Fakat asıl soru şudur:

Biz Malazgirt’i gerçekten anlıyor muyuz, yoksa sadece kutluyor muyuz?

Çünkü tarih yalnızca sahnelerde anlatılan kahramanlık hikâyelerinden ibaret değildir. Tarih, bugünü inşa etmek için geçmişten alınan derstir.

Alparslan’ın Malazgirt’te kazandığı zafer, yalnızca askeri bir başarı değildi. Farklı toplulukların yaşadığı Anadolu’da yeni bir siyasi ve kültürel dönemin başlangıcıydı. Bu nedenle Malazgirt’i konuşurken sadece kılıçları, orduları ve savaş meydanını değil; adaleti, devlet anlayışını, birlikte yaşama iradesini ve geleceğe bakışı da konuşmalıyız.

Bugün Malazgirt’i kutlayanlara düşen görev, o ruhu yalnızca bir günlüğüne hatırlamak değildir.

Eğer gençler tarihini bilmiyorsa, Malazgirt’in anlamını yeterince anlatamamışız demektir.

Eğer toplum tarihini sloganlardan öğreniyorsa, Malazgirt’i sadece tören alanlarına hapsetmişiz demektir.

Eğer geçmişin zaferleriyle övünüp bugünün sorunlarını çözmekte zorlanıyorsak, tarihten gerekli dersi almamışız demektir.

Malazgirt’in asıl mesajı geçmişte kazanılmış bir zafer değil, geleceğin nasıl kurulacağıdır.

Bugün Anadolu’da özgürce yaşayabiliyorsak, bunun arkasında yüzyıllar boyunca verilen mücadele vardır. Bu mücadeleyi küçümsemek de yanlıştır, onu yalnızca siyasi bir gösteriye dönüştürmek de.

Malazgirt herkesin ortak tarihidir.

Bu nedenle 26 Ağustos geldiğinde birbirimize sadece “Zaferimiz kutlu olsun” demek yetmez.

Şunu da sormalıyız:

1071’in bize bıraktığı mirası 2026’da ne kadar taşıyabiliyoruz?

Çünkü gerçek tarih bilinci, geçmişle övünmekten çok geleceğe karşı sorumluluk duymaktır.

Malazgirt’i büyük yapan yalnızca kazanılmış bir savaş değildir.

Malazgirt’i büyük yapan, o zaferin Anadolu’da yeni bir tarih başlatmış olmasıdır.

Ve bize düşen, o tarihi sadece kutlamak değil; layıkıyla taşımaktır.

Dr. Osman BÜYÜKKAYA

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri