Bir Dava Olarak Ülkücülük
Ülkücülük, bu topraklarda yalnızca bir siyasi duruşun adı değildir; Türkiye’nin milli ve manevi değerlerini ayakta tutma iradesiyle şekillenmiş köklü bir ülküdür. Türk gençliğinin milli şuurla yetişmesi ve ülkenin geleceğini bu bilinçle inşa etmesi hedefi, Ülkücü Hareket’in temel omurgasını oluşturur. Zorlu dönemlerden geçerek bugüne ulaşan bu hareket, milli birlik, vatan sevgisi ve Türk-İslam sentezi ekseninde varlığını sürdürmüştür.
Alparslan Türkeş ve Ülkücü Fikir Dünyası
Bu davanın fikir babası ve kurucu lideri Alparslan Türkeş’tir. Türkeş, Ülkücü Hareket’i yalnızca teşkilatlandırmakla kalmamış, aynı zamanda bir dünya görüşü hâline getirmiştir. Onun liderliğinde yetişen gençler, “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” anlayışıyla milli hedeflere yönlendirilmiştir. Bugün hâlâ cevap aranan soru şudur: Ülkücü Hareket nasıl doğmuş, hangi mücadelelerden geçmiş ve topluma ne kazandırmıştır?
Milli Şuur, Birlik ve Devlet Anlayışı
Ülkücülük, Türk milletinin milli ve manevi değerlerini koruma sorumluluğunu esas alan bir ideolojidir. Türk-İslam sentezine dayanan bu düşünce sistemi, güçlü bir devletin ancak birlik ve bütünlük içinde ayakta kalabileceğini savunur. Ülkücüler için devlet, milletin güvenliği ve refahı adına vazgeçilmez bir unsurdur. Bu anlayış, hareketin hem siyasi hem de toplumsal alandaki kalıcılığını sağlamıştır.
Tarihi Kökler ve Fikrî Zemin
Ülkücü düşüncenin kökleri, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine kadar uzanır. 1908’de kurulan Türk Derneği ve ardından 1912’de faaliyete geçen Türk Ocakları, milli bilincin yeniden canlandırılması adına atılan önemli adımlardır. Bu süreç, Kurtuluş Savaşı’nın fikrî zeminini de hazırlamıştır.
1965 yılında CKMP Genel Başkanlığına gelen Alparslan Türkeş, Ülkücü Hareket’in yapı taşlarını sistemli biçimde inşa etmiştir. Gençliğin teşkilatlandırılması ve milli-manevi değerlerle yetiştirilmesi bu dönemde öncelik kazanmıştır. Türkeş’in veciz ifadesi, hareketin özünü en sade hâliyle anlatır.
Ülkücülüğün Temel İlkeleri
Ülkücülük, milli şuur ve sadakat etrafında şekillenen bir duruştur. Vatan sevgisi her şeyin üzerindedir. Bu inanç, ülkücülerin her türlü fedakârlığı göze alabilmesini sağlar. Gençliğin eğitimi ise bu davanın en temel dayanak noktalarından biridir. Ülkü Ocakları, bu bilincin aktarıldığı en önemli yapılar arasında yer alır.
Mücadele Yılları ve Bedeller
Hareket, özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda ağır bedeller ödemiştir. 3 Mayıs 1944 Türkçülük-Turancılık davası, milliyetçi aydınların uğradığı baskıların simgesi olmuştur. 1968’de Ruhi Kılıçkıran’ın şehadeti, Ülkücü Hareket’in ilk acı kaybı olarak hafızalara kazınmıştır. Ardından gelen yıllarda Süleyman Özmen, Yusuf İmamoğlu ve Dursun Önkuzu gibi isimler, bu davanın bedelini canlarıyla ödemiştir.
Ülkü Ocakları ve Teşkilat Ruhu
Ülkü Ocakları, 1966 yılında Ankara’da kurularak kısa sürede ülke geneline yayılmıştır. Bu ocaklar, gençlere tarih bilinci, milliyetçilik ve manevi değerler kazandırmayı amaçlamıştır. Dündar Taşer’in gençliğe çizdiği ufuk, bu anlayışın derinliğini açıkça ortaya koymuştur.
Toplumsal Sorumluluk ve Kültürel Etki
Ülkücü Hareket, yalnızca siyasi bir yapı değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk anlayışıdır. Milli kültürün korunması, birlik ve beraberliğin sağlanması bu hareketin temel görevleri arasında yer alır. Ülkücü gençlik, Türk milletinin yaşama iradesinin bir yansıması olarak görülür.
Türkeş’in Mirası ve Bugüne Yansıması
Alparslan Türkeş, ülkücülüğü bir uyanış hareketi olarak değerlendirmiştir. Gençliğe verdiği mesaj nettir: Milli ideallerden sapmadan vatana hizmet etmek. Bugün Ülkü Ocakları, bu mirası ve bu anlayışı yaşatmaya devam etmektedir.
Dün, Bugün Ve Yarın
Ülkücü Hareket, geçmişte olduğu gibi bugün de Türk milletinin kimliğini ve değerlerini koruma iddiasını sürdürmektedir. Bu dava, geçmişte kalmış bir hatıra değil; süreklilik taşıyan bir ülküdür.