Tarım Politikalarında İletişim ve Zamanlama Dinamikleri

.

Tarım politikaları, biyolojik süreçlerden makroekonomik dengelere kadar uzanan ve “hasılı uzmanlık” gerektiren teknik bir disiplindir. Ancak günümüzde bu politikaların kamuoyuna arzında ciddi bir iletişim ve zamanlama krizi yaşanmaktadır. Sektör paydaşlarının ve yetkililerin dışındaki isimlerin yaptığı dezenformasyon nitelikli açıklamalar, tarımı sadece bitkisel üretim parantezine hapseden sığ yaklaşımlar, tarımda teknoloji, tarımda ekonomi ve hayvansal üretim ile gıda güvenliğini birbirinden kopuk gören bakış açısı, piyasalarda derin bir “bilgi kirliliği” yaratmaktadır.

Tarıma geniş açıdan bakıldığında, eksik veya geç yapılan resmî açıklamalar piyasa tansiyonunu düşürmek yerine, bilerek ya da bilmeyerek “spekülatif etki” yaratmaktadır. Bu durumun yarattığı ekonomik maliyet, fiyat oynaklığı ve belirsizlik olarak doğrudan üretici ve tüketiciye fatura edilmektedir. İletişimsel süreçlerdeki bu yapısal uyumsuzluk, 2027 yılı itibarıyla yürürlüğe girecek yasal düzenlemelerin başarısı önündeki en büyük psikolojik bariyerdir. Nitekim iletişimsel başarısızlıklar gürültü yaratırken, asıl yapısal uyumsuzluk 2027 mevzuat çerçevesi ile tarla gerçekleri arasındaki derin boşluklar oluşturmaktadır.

2027-2029 Üretim Planlaması Modeli

Türkiye, tarımsal üretimde “arz güvenliğini” tesis etmek amacıyla Üretim Planlamasında son iki yılda yoğun bir mevzuat hazırlığı içerisine girmiştir. 5 Nisan 2023 tarihinde 5488 sayılı Tarım Kanunu’nda yapılan kritik değişiklikle, Bakanlığa üretime başlanmadan önce “izin alma zorunluluğu” getirme yetkisi verilmiştir. Bu yasal zemin, 2027-2029 dönemini kapsayan yeni üretim planlamasının yönünü oluşturmaktadır.

Tarımsal Üretim Planlaması ve Destekleme Modelinin Stratejik Bileşenleri

Unsur

Yasal Dayanak ve Tarih

Getirilen Zorunluluklar ve Ekonomik Leventler

Planlama Kriterleri ve Kritik Veri

Üretim İzni Sistemi

5488 Sayılı Kanun (5 Nisan 2023)

Havza bazlı ürün deseni dışındaki üretime izin verilmemesi; Bakanlıktan ön onay şartı.

Münavebe kurallarına tam uyum; yıllık asgari/azami üretim miktarlarına göre üretim

3 Yıllık Destekleme Modeli

Bitkisel: 29 Ağustos 2024 Hayvansal: 26 Temmuz 2024

Katsayı Sistemi: Temel, planlı üretim ve verimlilik katsayıları üzerinden ödeme.

Su Kısıtı: Su stresli bölgelerde plan dışı üretime kısıtlama.

Veri Temelli Yönetim

TÜİK & Bakanlık Protokolü

22 yıl sonra yapılacak olan Tarım Sayımı ile kayıtlılığın tesisi.

Saha verisi ile Bakanlık verilerinin eşleştirilmesi.

Bu yeni modelin “gıda arz güvenliği” üzerindeki potansiyel etkisi, kâğıt üzerinde rasyonel görünse de 22 yıllık bir veri boşluğu üzerine inşa edilen bu planlamanın saha yansıması soru işaretleri barındırmaktadır. Bakanlık izin sisteminin başarısı, çiftçiyi sadece “kısıtlayan” değil, ekonomik olarak “ikna eden” bir modele dönüşmesine bağlıdır. Önemli olan karar almak değil, alınan kararların saha gerçeklerine göre uygulanabilmesidir. “Sorun Uygulamada.”

Alınan Kararlar; “Ankara Elbisesi” ve Tarla Gerçekleri

Tarımsal kamu politikalarında en büyük risk, merkezden alınan kararların yerel dinamiklerle doku uyuşmazlığı yaşamasıdır. Bugün Ankara’da biçilen “planlama elbisesi”, tarladaki çiftçiye, fabrikadaki sanayiciye ve limandaki ihracatçıya dar veya bol gelmektedir. Bu yukarıdan aşağıya yaklaşım, piyasa dinamiklerini göz ardı eden bir uygulama krizini tetiklemektedir.

Sık Yaşanan Net Örnek; Kuru Soğan ve İthalat: Planlama kapsamındaki kuru soğan yılların yaşanan gerçeğini planlama kapsamında gözler önüne sermektedir. 2024 yılında fiyatlar yerlerde sürünürken ve üretici maliyetin altında ezilirken hiçbir müdahale yapılmamış; ancak fiyatlar bir nebze yükseldiğinde çözüm olarak anında “ithalat” kapıları açılmıştır. Bu yaklaşım, üreticiyi “ithalatla terbiye etme” mantığıdır ve arz güvenliğini bizzat tehdit etmektedir. Benzer bir trajediyi dünyada üretim lideri olduğumuz fındık, kayısı ve incirde de yaşıyoruz; üreticisi olduğumuz ürünü vatandaşımız tüketemez hale gelmiştir. Ayrıca, baskılanan döviz kuru karşısında artan girdi maliyetleri ve Ticaret Bakanlığı’nın ani ihracat kısıtlamaları, sanayicinin rekabet gücünü eritmektedir. İthalat kararları ve ihracat yasakları, pazar kayıplarına yol açarak yerli üretimin sürdürülebilirliğini zorlamaktadır.

Kurumsal Temsiliyet ve Denetim Eksikliği

Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu’nun mevcut yapısı, Bakanlık temsilcilerinin toplantısı görünümündedir. Kurulda üreticinin, sanayicinin, ihracatçının ve ticaret borsalarının yer almaması, alınan kararların uygulanabilirliğini saha gerçeklerinden uzak tutmaktadır. Üretimi planlamak çok önemli ama bu planlama üreticinin, tüketicinin ülkenin yararına olmalı. Günübirlik kararlarla ülke kaynakları heba edilmemeli. Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu keşke yeni planlamaya son 3 yılın analizini yaparak başlasaydı. 2024-2026 dönemindeki planlama uygulamasında neler yaşandı. Neler doğru yapıldı? 2027 planlarına geçmeden önce 2024-2026 döneminin “etki analizi” ve muhasebesi yapılmamıştır. Hangi kararların neden başarısız olduğu, yapılan planlamanın ne faydalar getirdiği analiz edilmeden yeni planlara geçmek, stratejik bir hatadır.

İklim değişikliği etkisi, yağış rejimlerinin değişmesi, ülkemizde kar yağışlarının azalması ile su kaynaklarının azalması sonucu “Suya Göre Tarım” ana fikri yerine “Tarıma Göre Su Kaynakları Temini” başlığı öncelemeli, üretim planlamasının ana fikri su kısıtı üzerine kurulmamalıdır. Ismarlama iklim yaşadığımız 2026 tarımsal üretim yılı her yıl aynı olacak değil, tüm şartlarda üretimin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Bunun için üretim planlaması ile birlikte havzalar arası su transferleri de plana dahil edilerek sulanabilir tüm tarım alanlarının sulu tarıma geçilmesi seferberliği başlatılmalıdır. Orta Anadolu başta olmak üzere Türk çiftçisinin bu haklı talebi günümüzde ihtiyaç önümüzdeki on yıllarda sürdürülebilir tarımsal üretim ve gıda güvenliği için mecburiyet haline gelecektir.

Karar mekanizmasında sanayicinin hammadde ihtiyacı ve ihracatçının dış pazar dinamikleri temsil edilmemektedir. Bu durum, “Ben yaptım oldu” mantığının sektörde karşılık bulmamasına neden olmaktadır. Saha gerçeklerinden uzak alınan kararlar sadece bir sonraki alınacak karara kadar, karar almakla kalacaktır.

Karar vericilerin, tarımı sadece bürokratik bir süreç olarak görmesi, tarımsal işletmelerin birer “şirket” gibi yönetilmesi gereken ekonomik gerçekliğiyle çelişmektedir.

Adı olan birçok sivil toplum kuruluşunu aktif olarak işin içine çekmemiz gerekiyor. Her işletme, şirket, kooperatif işletme ekonomisi ve hukuki işlemleri için bağlı olduğu kuruluşlardan destek almalı, bu kuruluşlarda sadece üye aidatı yerine destek ve hizmet vermelidir. Tarım ve Orman Bakanlığı etkin denetim ve desteklemelerini bu kuruluşlar üzerinden yapmalıdır. Böylece Bakanlığımız üzerindeki birçok yükü sadece denetim yaparak görevleri kanunla belirlenen çiftçi kuruluşlarına devretmiş olacaktır.

En küçük tarımsal işletme de bile İşletme Analizi, Üretim Analizi ve Yatırım analizi yapılması konusunda Tarım Orman Bakanlığı denetiminde Üniversitelerimiz, tarımsal kurum ve kuruluşlarımızın aktif sorumluluk almasını sağlanmalıdır.

“Çalışanlar kötülük etmeye vakit bulamazlar, çalışmayanlar ise kendilerini kötülüklerden kurtaramazlar.” demiş Hz. Ali Efendimiz.

Kurumsal ve Ekonomik Dönüşüm

Tarımsal işletmelerin sürdürülebilirliği için Bakanlığın rolü “icracı” olmaktan çıkıp “üst denetleyici” ve “regülatör” olmaya yön almalıdır.

Bu dönüşüm için;

  • İşletme Analizi ve Şirketleşme Modeli: Her tarımsal işletme; üniversiteler ve ilgili kurumların iş birliğiyle “Üretim, Yatırım ve Hukuk Analizleri “ne tabi tutulmalıdır. İşletmelerin rasyonel ekonomik yapılar olarak kurgulanması, rüzgârın yönüne göre karar verilmesini engelleyecektir.
  • Sivil Toplumun Fonksiyonel Dönüşümü: Kooperatifler ve STK’lar, sadece üye aidatı toplayan hantal yapılardan; işletme ekonomisi, pazarlama ve hukuk desteği sunan “aktif hizmet birimlerine” dönüşmelidir.
  • Stratejik Yetki Devri: Bakanlık, üzerindeki operasyonel yükü hafifletmek adına destekleme ve denetim görevlerini kanunla belirlenmiş yetkin çiftçi kuruluşlarına devretmeli, kendisi ise sadece denetim mekanizmasını işletmelidir.

“Önce bizim çiftçimiz” ilkesi, bir slogandan öte; fiyatlar yükseldiğinde ithalata sarılmayan, aksine üretim maliyetini düşüren politikalarla mümkündür. Hz. Ali’nin “Çalışanlar kötülük etmeye vakit bulamazlar” felsefesiyle, üreticinin harici işlerle değil sadece verimlilikle uğraştığı bir sistem inşa edilmelidir.

Sürdürülebilir Tarım Ekonomisi İçin Yol Haritası

Bakanlığın hazırladığı planlama kararlarının tarlada karşılık bulması için “tümden gelim” (Emir-komuta) yöntemi yerine, tabandaki gerçekleri yukarıya taşıyan “tüme varım” yaklaşımı tek çıkış yoludur. Düşünülen 2027-2029 üretim planlaması ve destekleme vizyonu, eğer paydaş katılımı ve etki analizleriyle desteklenmezse, sadece kâğıt üzerinde kalan bir bürokratik metin olarak kalma riskiyle karşı karşıyadır.

Geleceğin dünyasında tarım, en keskin milli güç unsurudur. Türkiye’nin bu gücü koruması için üretimin planlı, denetimli ve üretici refahını merkeze alan bir yapıya kavuşması şarttır.

Kendi kaynaklarımızı etkin kullanarak, önce kendi insanımızı ve çiftçimizi önceleyen bir model; gıda güvenliğimizin ve ekonomik bağımsızlığımızın teminatıdır.

Celil ÇALIŞ
Ziraat Yüksek Mühendisi

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri