Türk Milletinin Zafer Tacı: Ağustos Ayı

.

Neden Ağustos?

Ağustos ayının Türk milli hayatında apayrı bir yeri ve çehresi vardır. Birçok büyük Türk zaferi, kati neticeleriyle millet hayatımızda yepyeni ufukların açılmasına vesile olmuştur. Ağustos'u anlamak, yaşamak ve ufkumuza ışık tutması için duygularımızı yenileyip, göğsümüzü kabartalım istedik. Okusak, dinlesek de elbette tarihi bir yazıyı kaleme almak bizim için zor bir iş olacaktır.

Türk milli kültüründe ağustos ayı, takvim yapraklarındaki alelade bir zaman dilimi değil; bir milletin makûs talihinin yenildiği, “ufuk açıcı” ve “duygu yenileyici” bir semboldür. Toprak, emekle bereketlense de ancak uğruna kan döküldüğünde ve can verildiğinde “vatan” hüviyeti kazanır. Ağustos, bu topraklarda Türk mührünün vurulduğu, ardından o mührün parlatıldığı bir “final” ayıdır: 1071’de Anadolu’nun kapılarının kesin olarak açılması ve 1922’de bu kapıların düşman yüzüne ebediyen kapatılması bu kutlu ayda vuku bulmuştur.

Tarihimizin bu muazzam ritmini şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu şu ebedi dizelerle gönüllerimize nakşeder:

“Aylardan Ağustos günlerden Cuma,
Gün doğmadan evvel iklim-i Rum’a,
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma,
Yeni bir şevk ile gürledi gökler,
Ya Allah bismillah Allah u Ekber…”

Bu zaferler zincirinin ilk ve en parlak halkası olan, Anadolu’nun tapusunun alındığı 1071 Malazgirt ruhuna hep birlikte tanıklık edelim.

Anadolu’nun Tapusu: 26 Ağustos 1071 Malazgirt

Sultan Alparslan liderliğindeki Selçuklu ordusu, 26 Ağustos 1071’de kendisinden sayıca fersah fersah üstün olan Bizans ordusuyla karşılaştığında, mesele sadece bir toprak kazanımı değil, bir vatan inşasıydı. Sultan Alparslan, savaş meydanına bembeyaz bir elbise ile çıkarak, bunun şehit düştüğü takdirde kefeni olacağını ilan etmiştir. Bu hareket, ordusuna “ölümü hiçe sayan bir iradenin karşısında hiçbir gücün duramayacağı” mesajını vermiştir.

Ordusuna hitabındaki “Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur. Zira bugün ben de ancak sizlerden biriyim, sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim” vurgusu, Türk askeri dehasının temelindeki “topyekûn inanç” ilkesini temsil eder. Bu sarsılmaz azim, sayısal dezavantajı bir zafer destanına dönüştürmüş ve Alparslan’ın şu tarihi müjdesiyle taçlanmıştır:

Size öyle bir vatan aldık ki! Ebediyen sizin olacaktır.

Malazgirt, Anadolu üzerine vurulmuş “Türk mührü “dür. Bu mühür, yüzyıllar boyunca yeni zaferlerle perçinlenerek bir cihan imparatorluğuna giden yolu açacaktır.

Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu yukarıdaki müthiş dizeleriyle Malazgirt Savaşı’nı adeta gönüllerimize nakşetmişti.

İmparatorluk Yolunda Ağustos Zaferleri

Malazgirt ile açılan o kapıdan giren irade, 16. yüzyılda ağustos ayını bir “zaferler geçidi” haline getirerek Osmanlı Devleti’ni küresel bir süper güç konumuna taşımıştır. Malazgirt ve Büyük Taarruz den başka tarihimize yön veren önemli zaferlerimiz;

Savaş AdıTarihLider/ PadişahTemel Sonuç/Önem (Eğitimci Notu)
Çaldıran Savaşı23 Ağustos 1514Yavuz Sultan SelimDoğu Anadolu’nun güvenliği kesinleşmiş, Safevi tehdidi bertaraf edilerek devletin doğu sınırları emniyete alınmıştır.
Mercidabık Savaşı24 Ağustos 1516Yavuz Sultan SelimOrtadoğu’nun kapıları açılmış, Osmanlı’nın İslam dünyasındaki liderliği ve hilafet yolu perçinlenmiştir.
Mohaç Savaşı29 Ağustos 1526Kanuni Sultan Süleymanİki saat gibi kısa bir sürede kazanılan bu zaferle Macar Krallığı çökmüş, Osmanlı Avrupa’nın mutlak hâkimi olmuştur.

Bu görkemli tarihin ardından, Türk milletinin var olma mücadelesi verdiği modern zamanların en kritik durağına, Sakarya’ya odaklanalım.

Geri Çekilmenin Durduğu Nokta: Sakarya Meydan Muharebesi

23 Ağustos 1921’de başlayan Sakarya Meydan Muharebesi, sadece bir askeri çarpışma değil; 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatmasından beri tam 238 yıldır süregelen trajik geri çekilmenin durdurulduğu mukaddes bir kalkış noktasıdır. Yunan ordusunun Ankara’yı işgal ederek Sevr hayallerini gerçekleştirme çabası, Sakarya’nın sularında boğulmuştur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, her karış toprağın kanla vatanlaştığını şu abidevi emirle formüle etmiştir:

Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı şehit kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.

Atatürk’ün bu savaşı “Sakarya Melhame-i Kübrası” (En Büyük Kanlı Savaş) olarak adlandırması, mücadelenin şiddetini gösterir. Necip Fazıl Kısakürek’in şu dizeleri bu dirilişi özetler:

“Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
***
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..”

Son Mühür: Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi

Atatürk’ün “Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür” felsefesiyle bir yıl boyunca ilmek ilmek ördüğü hazırlık süreci, Türk stratejik zekasının zirvesidir. Düşmanı yanıltmak için düzenlenen “futbol maçı” bahanesi altındaki komutanlar toplantısı, askeri dehanın ve istihbarat disiplininin bir göstergesidir.

26 Ağustos sabahı Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta zaferle taçlanmıştır. Atatürk’ün zafer sonrası verdiği şu söz, Türk milletinin ebedi kararlılığını simgeler: “Bazı zaferler sonsuza dek kutlanır.

ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ!

Bu zaferin sonunda Yunan Başkomutanı Trikopis esir alınırken, Türk’ün gücü karşısında “bambaşka hayaller” kuranların hüsranı tarihe not düşülmüştür. Nutuk’ta bu zafer, “Türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesi” olarak tanımlanmıştır.

Zaferin Bedeli ve Karakter: Albay Reşat Bey Örneği

Türk zaferleri sadece silahla değil, sarsılmaz bir sorumluluk ahlakıyla kazanılmıştır. 57. Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’in, Çiğiltepe’yi yarım saat içinde alma sözünü yerine getiremediği için “tepenin alınmasına sadece 15 dakika kala” hayatına son vermesi, Türk subayının “sözünü namusu bilme” onurunun en sarsıcı örneğidir. Reşat Bey’in bu fedakarlığı, 1071’den 1922’ye uzanan o aynı damardaki asil kanın, vatan sevgisi karşısındaki şahsi varlığını nasıl hiç saydığının kanıtıdır.

Değişmeyen Kan ve Ebedi Vatan

1071 Malazgirt ile Anadolu’ya vurulan o kadim “Türk mührü”, 1922’de Millî Mücadele ile bir kez daha cilalanmış ve bu toprakların ebedi Türk yurdu olduğu tüm dünyaya ilan edilmiştir. Sultan Alparslan’ın manevi mirası, yüzyıllar sonra Mustafa Kemal Paşa’nın stratejisinde hayat bulmuştur.

Namık Kemal’in dediği gibi: “Ecdâdımızın heybeti ma’rûf-ı cihândır, Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır.”

Ağustos Zaferlerinden Çıkarılacak Eğitim Kazanımları

  • Stratejik Hazırlık ve Sabır: Büyük hedeflere ulaşmak; anlık heyecanlarla değil, “Büyük Taarruz” hazırlığında olduğu gibi sabırla ve eksiksiz bir planlama ile mümkündür.
  • Manevi ve Moral Güç: İmkansızlıklar ve sayısal azlık, Malazgirt’te ve Sakarya’da görüldüğü üzere, “Hatt-ı müdafaa yoktur” diyen sarsılmaz bir milli irade karşısında yenilmeye mahkûmdur.
  • Etik Sorumluluk ve Onur: Başarının temel şartı, Albay Reşat Bey örneğinde olduğu gibi, üstlenilen görevde “sözünü namus bilmek” ve toplumsal sorumluluğu her şeyin üzerinde tutmaktır.

Biz topraktan üretmeye çalışırken, tarihin yazılmasına vesile olan cennet mekân atalarımız toprağı kanlarıyla sulayarak o toprakları VATAN yaptılar.

Tüm şehitlerimize ve kahraman gazilerimize sonsuz saygı ve rahmetle…

Celil ÇALIŞ

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Köşe Yazıları Haberleri