Suriye devriminin başlamasından bu yana ülke, siyasal, toplumsal ve ekonomik düzlemlerde derin dönüşümler yaşamış; bu süreç, ülke içindeki toplumsal yapının yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Bu dönüşümler çerçevesinde, Suriye toplumunu oluşturan farklı bileşenlerin yalnızca marjinal aktörler olarak değil, çatışma sonrası dönemin inşasında aktif rol üstlenebilecek temel unsurlar olarak ele alınması zorunlu hâle gelmiştir. Bu bağlamda, Suriye Türkmenleri; ülkedeki köklü tarihsel varlıkları, stratejik bölgelerdeki coğrafi dağılımları ve toplumun diğer bileşenleriyle kurdukları güçlü ve iç içe geçmiş ilişkiler sayesinde özel bir konumda yer almaktadır.
Savaş süreci, Türkmenlerin yaşadığı bölgeleri ülke genelinde farklı düzeylerde etkilemiştir. Devrik rejim, savaş öncesi ve savaş süresince altyapıyı büyük ölçüde tahrip etmiş, uzun yıllar boyunca temel hizmetlere erişimi engellemiştir. Bunun yanı sıra, Esad ailesi döneminde Suriye Türkmenleri, sosyal ve ekonomik alanlarda ciddi baskılara maruz kalmış; farklı siyasal ve askerî aktörlerin uygulamaları, Türkmenlerin uzun yıllar boyunca etkili ve örgütlü bir temsil mekanizması geliştirmesini zorlaştırmıştır. Ancak çatışma sonrası dönemde yaşanan yapısal dönüşümler ışığında, Suriye Türkmenleri; devletin yeniden inşasına denge ve bütünleşme ilkeleri temelinde katkı sunabilecek gerçek potansiyele sahip bir ulusal bileşen olarak öne çıkmaktadır.
Türkmenlerin tarihsel varlığı, geniş coğrafi yayılımı ve çatışmacı olmayan siyasal-toplumsal konumlanışı, onları bir çatışma tarafı olmaktan ziyade bir istikrar unsuru ve farklı ulusal bileşenler arasında bir iletişim köprüsü hâline getirmektedir. Bu nedenle, Türkmenlerin siyasal ve anayasal sürece dâhil edilmesi ve adil, etkin bir temsille güçlendirilmesi; dar ve parçacı talepler çerçevesinde değil, devletin birliği ve toplumsal bütünlüğü açısından stratejik bir yatırım olarak değerlendirilmelidir. Yeni Suriye’nin, merkeziyetçilik ve dışlayıcılık mirasını aşabilmesi için çoğulculuğu tanıyan ve bu çoğulculuğu bir ayrışma unsuru değil, bir güç kaynağına dönüştüren bir yönetişim modeline ihtiyaç vardır. Dolayısıyla Suriye’de kalıcı istikrar, yalnızca geçici güvenlik düzenlemeleri ya da kısa vadeli siyasal uzlaşılarla değil; Türkmenlerin de diğer bileşenlerle birlikte yer aldığı gerçek bir ulusal ortaklık yoluyla mümkün olacaktır. Böyle bir ortaklık, devlete yeniden denge kazandıracak ve vatandaşlık, adalet ve toplumsal bütünleşme temelli yeni bir dönemin önünü açacaktır.
Toplumsal rol bağlamında ise Türkmen toplumu; sosyal uyumun güçlendirilmesine, sosyal ağların yeniden inşasına, yerel kalkınmanın desteklenmesine ve eğitim ile kimlik alanlarının güçlendirilmesine katkı sunabilir. Bu alanlardaki çabalar, Türkmenlerin ulusal geleceğin şekillendirilmesine gerçek ve etkin bir biçimde katılımını mümkün kılacak; devlet kurumlarına entegre olma, reform süreçlerine katkı sunma ve kalkınma temelli ortaklıklar kurma fırsatlarını artıracaktır.
Sonuç olarak, çatışma sonrası dönemde Suriye Türkmenlerinin siyasal ve toplumsal rolü bir entelektüel tercih değil, Suriye’de ulusal dengenin yeniden tesis edilmesi açısından nesnel bir gerekliliktir. Devlet kurumları ve karar alma mekanizmalarında farklı toplumsal bileşenlerin etkin katılımına açık bir yaklaşım, kalıcı istikrar ve barışçıl birlikte yaşama ihtimalini güçlendirecektir. Bu çerçevede Türkmen toplumu, ulusal dokunun güçlendirilmesine katkı sunabilecek önemli bir aktör olarak, demokratik, çoğulcu ve adil bir Suriye’nin inşasında anlamlı bir rol oynayabilir.
Suriye Türkmenleri, ülkenin toplumsal dokusunun hayati bir parçasını oluşturmaktadır ve çatışma sonrası dönemde hiçbir kapsayıcı ulusal projenin bu rolü göz ardı etmesi mümkün değildir. Türkmenlerin siyasal sürece ve devlet kurumlarına dâhil edilmesi, istikrarı güçlendirecek, toplumsal içe kapanmayı önleyecek ve çeşitlilik ile bütünleşmeye dayalı ortak bir ulusal vizyonun inşasına katkı sağlayacaktır. Yeni Suriye’nin başarısı, tüm bileşenlerini dışlayıcı kota anlayışları ya da hegemonik yaklaşımlar olmaksızın, ortak bir gelecek inşasına ne ölçüde dâhil edebildiğiyle ölçülecektir.