Suriye Türkmenleri ne söylüyor? Sahadan yanıtlayan Suriyeli bir Türkmen araştırmacı

Vesim TOKATLI

Suriye Türkmenlerinin meseleleri ve Türk-Türkmen-Suriye ilişkileri ekseninde çalışan bir aktivist olarak, uzun süreler boyunca marjinalleştirme, dışlanma ve bazı kişilerce kötü temsil gibi sorunlar yaşamış bir bileşen adına konuşmanın kolay olmadığını belirtmeliyim. Oysa Suriye’de Türkmen bileşeninin tarihsel ve coğrafi varlığı belirgindir. Çoğu zaman sahadaki siyasal, eğitsel ve toplumsal gerçekliğe bakılmaksızın söylemlerle yetinilmektedir. Bu noktadan hareketle, Suriye Türkmenleri hakkında dile getirilmeyenleri; daha doğrusu bir bileşen olarak onların bizzat iletmek ve söylemek istediklerini, sahaya dayalı araştırmacı bir okumayla ele almak istedim. Zira Türkmenler, Suriye’de ikinci bir bileşen olarak varlık göstermektedir.

Suriye Türkmen toplumu her sahnede, ulusal birleştirici temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. İçlerinde ulusal birlik fikri ve bölünme taleplerini reddetme iradesi barındırırlar. Bileşenin tüm zihinlerinde tekrarlanan şu ifade bunun özüdür: “Biz, tüm bileşenleri kapsayan tek ve birleşik bir devlet istiyoruz; biz onlar gibiyiz, onlar da bizim gibidir.” Bu yalın cümle, Suriye Türkmen bileşeninin vatanın birliğine olan derin bağlılığını ve Suriye davasına başlangıcından itibaren—eski rejimin devrilmesiyle sonuçlanan süreçten sonra da—kesintisiz desteğini açıkça ortaya koymaktadır. Devlete yönelik bu sadakat, rastlantıların ya da tekil bir tarihsel olayın ürünü değildir; bizzat Türkmen bileşeninin kendi tarihsel sürekliliğiyle ilişkilidir.

Suriye Türkmen meselesi, çift yönlü bazı sorunlarla karşı karşıyadır. Bunlardan biri temsil zayıflığı, diğeri ise bileşen adına temsil iddiasında bulunan fırsatçıların çokluğudur. Bu iki sorun arasında, gerçek Türkmen toplumsal tabanının sesi kaybolmakta; çoğu zaman sahadaki gerçeklikten uzak ve kopuk söylemler öne çıkmaktadır. Sahneyi domine eden elitlerle, temsil etmeleri gereken toplumsal çevre arasındaki uçurum giderek derinleşmektedir. Zira açıklanan pek çok siyasal tutum, gerçek bir iç istişareden beslenmemektedir.

Değerli okurlar, mesele yalnızca Türkmen temsilinde düğümlenmemektedir. Türkmenler çoğu zaman ihtiyaç anlarında hatırlanmakta; adları siyasal dengelerde ve diğer ilişkilerde anılmakta, ancak karar alma süreçlerinde görüşleri göz ardı edilmektedir. Son dönemlerde yaptığım gözlemler, bu durumu açık biçimde teyit etmektedir.

Ben, bu kadim bileşenin bir ferdi olarak, Türkmen bileşeninin tamamını temsil ettiğimi iddia etmiyorum. Aksine, Suriyeli Türkmenlerin söylemek istediklerini kalemim aracılığıyla aktarmayı amaçlıyorum. Suriyeli Türkmenler üzerine çalışan bir araştırmacı olarak temel görevim budur. Çünkü sahaya dayalı gerçekliğin esası, tüm bileşenlerin hakiki sesidir.

Bugün Suriyeli Türkmenlerin söyledikleri, bölünmeyi savunan bazı blokların söylemlerinden bütünüyle farklıdır. Suriyeli Türkmenler şunları istemektedir: “Gerçek ve adil bir ortaklık, tarih boyunca üstlendikleri role yaraşır adil bir temsil ve kapsayıcı bir vatan içinde korunan bir kimlik.” Ne var ki, bu özgünlük meselesinde sesleri hâlâ duyulmamakta ve görülmemektedir. Belki de bunu değiştirmek gerekmektedir. Zira Suriyeli Türkmen toplumu içinde, vatanına hizmet etmek ve Suriye’yi layıkıyla temsil etmek için gözyaşı döken yüzlerce yetkin insan bulunmaktadır.

Son ziyaretlerimde ortaya koyduğum bulgular, kopuşu ya da gerilimi değil; yalnızca bir muhasebeyi gerekli kılmaktadır. Suriyeli Türkmen bileşeninin temsiline ve bileşenin ihtiyaçlarının mahiyetine dair sakin bir muhasebe... Zira meseleler, ayrıştırıcı yaklaşımlarla değil; kapsayıcı çerçeveler içinde ve içeriden beslenen, Suriyeli Türkmen bileşeniyle etkileşim kuran net bir siyasal vizyonla çözülebilir. Suriye’nin içinden geçtiği bu dönüşüm anında, sesleri dinlemek ahlaki bir lüks değil, siyasal bir zorunluluktur. Tarihsel ve toplumsal birikimleriyle Suriyeli Türkmenler, bölgede bir denge unsuru olma kapasitesine sahiptir.

Bu çerçevede, Suriyeli Türkmen bileşeni için gerçek ve etkili temsile giden yol, salt temsil iddiasından değil; onun kendi adına konuşabileceği alanların açılmasından geçmektedir. Bu da çeşitliliği bir bölünme unsuru değil, bir güç kaynağı olarak yeniden değerleyen kapsayıcı bir ulusal proje içinde mümkün olacaktır.

Vesim TOKATLI

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.