Türkçe müzik ve radyo dinlemeyi yasakladılar

BARIŞ HAREKÂTININ 45. YILINDA TÜRK-YUNAN SORUNLARINA GENEL BİR BAKIŞ -6

Batı Trakya’da 1970-73 yılları arasında; Türk azınlığa ait birlik ve okul tabelalarındaki “Türk” kelimesi çıkartılmış, Türkçe müzik ve radyo dinlenmesi, TV seyredilmesi ve gazete okunması yasaklanmıştır. 1973’te bu yasaklar kapsamına, Türklerin otomobil alıp-satması da dahil edilmiştir.

BATI Trakya, II. Dünya Savaşı sırasında Almanların desteği ile Bulgaristan tarafından işgal edilmiş, savaş sonrasında tekrar Yunanistan’ın eline geçmiştir. Yunanlılar, “Türklerin savaşta düşmanla işbirliği yaptığı” gibi asılsız bahanelerle Türk azınlığın topraklarını kamulaştırmışlardır. Türkler için asıl büyük felaket, savaş sonrası çıkan iç savaş sırasında yaşanmış; özellikle komünistlerin saldırı ve katliamına maruz kalan Türklerin önemli bir bölümü, Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır.

1950-74 döneminde, özellikle dönemin başlarında gelişen dünya dengeleri ve Türkiye ile Yunanistan’ın bu dengedeki yerleri, hem iki ülke arasındaki ilişkileri, hem de Türk azınlığın durumunu olumlu yönde etkilemiştir. Sovyet tehdit ve tehlikesi altında bulunan iki ülkenin NATO’ya girerek aynı ittifak içinde yer alması bu süreci pekiştirmiştir. Bu süreçte Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerine yönelik politikasında büyük bir değişim olmuş, daha önce sadece “Müslüman” olarak nitelenen azınlığın “Türk kimliği” kabul edilmiştir. Bu hava içinde 1951 yılında iki ülke arasında bir kültür antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile ilk kez Türkiye’den bölgeye Türk öğretmenler gelmesi, iki ülkedeki azınlık öğrencilerine burs verilmesi ve Batı Trakya Türk okullarının yeniden düzenlenerek güncelleştirilmesi gibi uygulamalar mümkün olabilmiştir. Ayrıca bölge, ilk defa bir Türk Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından Aralık 1952’de ziyaret edilmiş ve bu ziyaret sırasında bölgedeki ilk Türk Lisesi (Gümülcine’deki Celal Bayar Lisesi) açılmıştır. Diğer taraftan “Azınlık Okulları Eğitim Kanunu”nun 1954’te yürürlüğe girmesi ile, Türk okullarına “Türk” ibaresini de içeren tabelalar asılabilmiştir.

1967 TARİHİ FELAKET YILI

1950-60 arası iyi seyreden Türk-Yunan ilişkileri, 1963’ten sonra Kıbrıs’ta durumun gerginleştirilmesine paralel olarak kötüleşmiştir. Bu yıllarda yukarıda bahsedildiği gibi, Kıbrıs Türklerinin katliama maruz kalmaları üzerine Türkiye, Yunanistan’la Türkiye arasında imzalanmış olan “Serbest Dolaşım ve İkamet Antlaşması”nı 16 Eylül 1964’te iptal etmiştir. Arkasından da İstanbul’da yaşayan 8.500 civarında Yunan vatandaşı Rum sınır dışı edilmiştir. Bu durum ve Kıbrıs’ta yaşanan olaylar, Batı Trakya Türklerine yönelik Yunan politikalarını daha da sertleştirmiş ve kötüleştirmiştir. Bu dönemde Batı Trakya Türklerine ait malların gasp edilerek, Rumlara dağıtılması, Türklere yönelik terör ve silahlı saldırıların artması ve Türk azınlık okullarında görev yapan formasyonlu öğretmenlerin görevlerine son verilmesi olağan hale gelecektir. Ayrıca 4 Ağustos 1963’te yapılan bir yasal düzenleme ile (ki bu durum bugün de geçerlidir), azınlıkların “gayrimenkul alma veya kiralamasını yasaklama” gibi antlaşmalara aykırı bir uygulama başlatıyordu.

1967 yılında Yunanistan’da Albaylar Cuntasının darbe ile yönetime gelmesi, Batı Trakya Türkleri bakımından tam bir felaket olmuştur. Türk azınlığa ait toprakların çeşitli gerekçeler ile gasp edilmesi, Türklere ait malları satın alacak Yunanlılara düşük faizli ve uzun vadeli krediler verilmesi, Türklere uygulanan çeşitli işkence ve zulümler, bu yıllarda yaşanan olağan olaylar arasındadır. Hatta bu baskı ve zulüm politikası, namus, şeref ve haysiyetine çok düşkün Müslüman Türk kadınlarının bazen polis karakollarına götürülerek tecavüz edilmesi veya orduda görev yapmakta olan Müslüman Türk gençlerinin maddi ve manevi işkence altında sistematik bir şekilde Hristiyanlaştırılması ölçüsünde sapık bir mahiyet kazanabiliyordu.

Bu dönemde Yunanistan’ın başında bulunan cunta yönetimi, bir dizi yeni yasa ve uygulama ile Türk azınlığı olabildiğince zor durumda bırakmaya çalışmıştır. Bu amaçla, 1968 yılında çıkarılan bir kanunla antlaşmalar çerçevesinde oluşturulmuş bulunan “Cemaat Heyetleri” dağıtılmıştır. Aynı yıl Yunan Anayasası’na eklenen bir madde ile de, “Hristiyan olmayanların devlet memuru olamayacağı” hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan, 20 Aralık 1968’de imzalanan ve Batı Trakya Türk azınlığına yeni haklar getiren “Türk-Yunan Karma Kültür Protokolü”de, Yunanistan tarafından işletilmeyecektir.

Bu dönemde yaşanan gelişmeler, cunta yönetiminin zihnindeki “Türk fobisi”, “Türk korkusu” ile yepyeni bir görünüm ve mahiyet kazanmış; 1970-73 yılları arasında; Türk azınlığa ait birlik ve okul tabelalarındaki “Türk” kelimesi çıkartılmış, Türkçe müzik ve radyo dinlenmesi, TV seyredilmesi ve gazete okunması yasaklanmıştır. 1973’te bu yasaklar kapsamına, Türklerin otomobil alıp-satması da dahil edilmiştir. 1974-1982 döneminde Kıbrıs’taki gelişmeler, Batı Trakya Türk azınlığının yeni sıkıntılarla karşı karşıya kalması sonucunu doğurmuştur.

ETNİK TEMİZLİK

Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını amaçlayan 1974 darbesi, arkasından Türkiye’nin duruma müdahale etmesi ve Kıbrıs Barış Harekâtları ile soydaşlarının can ve mal güvenliğini teminat altına alması, Türk-Yunan ilişkilerini yeniden sertleştirmiştir. Kıbrıs’ta düzenlediği darbe ile amacına ulaşamayan Yunanistan, bu hezimetin acısını Batı Trakyalı Türklerden çıkartmaya çalışmıştır. Bu tarihten sonra Batı Trakya Türklerine yönelik “etnik temizlik” işlemi, artık alenen ve resmi bir devlet politikası olarak uygulanmaya başlanmıştır. Bu kapsamda, Batı Trakya’ya giren Yunan tanklarının Türk köylerini kuşatması, Türk esnaflara ait dükkan ve malların yağmalanması, esnafın ödeyemeyeceği oranlarda ağır para cezalarının verilmesi, Türk gençlerinin toplanarak kamplarda tutulması, Türklere ait 3.280 dönüm toprağın kamulaştırılma mazareti ile gasp edilmesi ve 40 bin asker ve 30 bin milisten oluşan yaklaşık 70 bin Yunan silahlı kuvvet mensubunun bölgeye yerleştirilmesi gibi faaliyetler ilk gözlenenler arasındadır.

Bütün bu olayları; bölgedeki tarihi Türk varlığını gösteren cami ve mezarlıklara saldırılar, mahkemelere intikal eden çeşitli davalarda Türkleri suçlu çıkaran kasıtlı kararlar, Türk çocuklarının eğitim hak ve hürriyetlerini engelleme çabaları izlemiştir. 1977’de çıkartılan bir yasa ile azınlıklara ait okul yönetimleri, cemaat mensuplarından alınarak Yunanlı valilere devredilmiş ve böylece Türk çocuklarının kültürel asimilasyonu amaçlanmıştır.

1975 ile 1977 yılları arasında artık Batı Trakya Türklerinin “etnik temizleme” işlemi her yönüyle uygulamaya konulmuştur. Bu amaçla azınlık mensubu bazı Türklere imzasız veya bazı terör örgütlerinin adının yer aldığı tehdit mektupları gönderilerek, “bölgeyi terk etmeleri, aksi halde öldürülecekleri” mesajları iletilmiştir. Bu uyarılara aldırmayan Türklerin çoğu, daha sonra birtakım tuzak ve pusularla öldürülmüşlerdir. Bu tür olayların ne tertipçileri, ne de failleri halen yakalanmış değildir.

Yunan hükümetinin Batı Trakya’da uygulamaya koyduğu bu etnik temizleme işleminin 1974-1982 sürecinde önemli iki durağı vardır. Bunlardan biri Rodop İli’ne bağlı Ambarköy’de gerçekleştirilen ve Yunan polisi tarafından 50 civarında Türk köylüsünün yaralanması ile sonuçlanan olaydır. İkinci olay ise, Mart 1982’de İskeçe İli’ne bağlı İnhanlı Köyü’nde 200 civarında Türk’e ait arazinin tapularının geçersiz sayılması ve ellerinden alınması ile başlamıştır. Köylüler İskeçe şehir merkezinde 17 Mart-2 Nisan 1982 tarihleri arasında üç defa oturma eylemi yapmışlar, 1983 yılı boyunca arazilerini vermemişlerdir. Fakat Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’nin ilanından 5 gün sonra zorla toprakları ellerinden alınarak Yunanlı köylülere verilmiştir. Ayrıca tutuklanan 9 Türk köylüsünden (8’i de 1 Aralık 1983’te 1’er yıl hapis cezasına çarptırılıştır.)

1982 yılından sonra, bu Yunan baskı ve zulümleri karşısında yavaş yavaş örgütlenen Batı Trakya Türkleri, çeşitli uluslararası platformlarda sorunlarını anlatmaya ve kamuoyu oluşturmaya başlamışlar. Avrupa’da yaşayan Batı Trakyalı Türklerin de aktif çabaları ile Yunanistan’ın Türk azınlığa uyguladığı baskılar Avrupa Konseyi ve ABD Parlamentosu’na aksettirilmiştir. Bütün bu çekilen sıkıntılar ve acılar Batı Trakya Türkleri için bir lideri de ortaya çıkaracaktır: Bu lider, azim, kararlılık, yüksek cesaret ve mücadeleci bir kişiliğe sahip olan Dr. Sadık Ahmet’tir. Yunanistan’ın Avrupa Birliği’ne üye olması ve Dr. Sadık Ahmet’in kararlı mücadelesi ile azınlığın haklarının korunması konusunda bazı iyileşmeler sağlanmıştır.

Yunan Hükümeti’nin bütün engellemelerine rağmen Dr. Sadık Ahmet, 18 Haziran 1989 seçimlerinde Rodop İli’nden bağımsız milletvekili seçilmiştir. İktidarın oluşturulmaması üzerine 5 Kasım 1989’da yenilenen seçimlere, eksik belge doldurduğu gerekçesi ile Dr. Sadık Ahmet’in katılması engellenmiştir. Bu seçimlerde Türk adayların seçimi kaybetmesi için sandık başında Türk seçmenlerin dövülmesi de dahil her türlü tertibi yapan Yunanlılar, bu seçimlerde İsmail Rodoplu’nun Rodop İli’nden bağımsız milletvekili seçilmesini engelleyememişlerdir. Bu ikinci seçimin de yenilenmesine karar verildikten sonra Yunanistan 8 Nisan 1990’da tekrar üçüncü kez seçime gitmiştir. Nisan 1990 seçimlerinde Rodop İli’nden Dr. Sadık Ahmet ve İskeçe İli’nden Ahmet Faikoğlu’nun milletvekili seçilmeleri ile Türk azınlık, ilk defa parlamentoda iki bağımsız temsilci elde etmiştir. Ancak yeni iktidar, bağımsız adaylar için de % 3 baraj getirerek bu durumun tekrar etmemesi için hemen tedbir almıştır.

29 OCAK DİRENİŞİ

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen Yunanlıların Batı Trakya Türklerine karşı gerçekleştirdikleri zulümler devam etmiştir. Ve halen de devam etmektedir. Mesela, bazı Yunan memurları ve kilise görevlileri ile yerel radyonun, teşvik ve kışkırtması ile bazı Yunan fanatikler, 29 Ocak 1990 sabahı Gümülcine’deki Türkler ve Türklere ait dükkânlara saldırmışlardır. Gün boyu süren bu olaylarda başta bağımsız milletvekili Ahmet Faikoğlu ve azınlıkça seçilen Müftü Mehmet Emin Ağa olmak üzere birçok Türk, demir çubuk ve bıçak darbeleri ile ağır bir şekilde yaralanmışlardır. Bu duruma Yunan polisi seyirci kalmış ve hatta saldırganlara yardım etmiş ve yol göstermiştir. Benzer olaylar, 23-24 Ağustos 1991 günlerinde İskeçe şehir merkezinde bazı Türk azınlık mensuplarına da tatbik edilecektir.

Türk azınlık, Lozan Antlaşması’ndan doğan haklarına dayanarak 1990 yılında İbrahim Şerif’i ve 1992’de ise, Mehmet Emin Ağa’yı “müftü” seçmiş ve arkasından hükümetten seçilmiş müftülerin tanınmasını istemiştir. Fakat Yunan hükümeti bunu kabul etmemiş, seçilen müftüleri “sahte müftülük iddiasında bulunmak” ithamı ile yargılamış; kendi atadığı müftülerin kabul edilmesini azınlıktan istemiştir. Lozan’a göre Türkiye’deki Rum azınlığın dini lideri olan Patrik Bartholomeos ile aynı statüde olan Türk azınlığın seçilmiş Müftüsü Mehmet Emin Ağa, sadece on iki yıl içinde dahi beş kez sudan sebeplerle yargılanıp, hapse atılmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.