Hüseyin ADALAN

Hüseyin ADALAN

“KADINA ŞİDDET” KAVRAMININ ALTINDA YATAN TEHLİKE

Haddi aşan her türlü davranışı genel manada şiddet olarak tanımlayabiliriz. Ancak bizim konumuz ülkemizde sık sık kasıtlı olarak gündeme getirilen “KADINA ŞİDDET” söylemindeki tehlikeyi ortaya koymak olacak.

İnsanların birbirine karşı uygulamış olduğu her türlü haddi aşan davranışın bir nevi şiddet olması hasebiyle, şiddeti sadece fiziksel bir kalıba sokmak eksik bir yaklaşım olmakla birlikte, şiddet sorunlarının artmasına da neden olacaktır. Bununla birlikte, insanlar arasında gerçekleşen şiddet eylemlerini cinsiyetçi bir yaklaşımla ele alma hatası da şiddet sorunlarının artmasına hizmet eden ayrı bir hatalı yaklaşımdır. Zira şiddetin kadına, çocuğa, erkeğe, yaşlıya vb. ayrımcı bir şekilde tasnif edilmesi önyargılara neden olduğu için, şiddeti netice veren kök sebeplerin perdelenmesine neden olmaktadır.

İnsanlar arasında yaşanan şiddet eylemleri genel olarak incelendiğinde, şiddet şikâyetini netice veren olaylarda karşılıklı anlaşmazlıkların büyük bir orana sahip olduğu görülmektedir. Kadın-erkek arasındaki şiddet eylemlerinde ise bu oran daha da yüksektir. Mademki kadın-erkek arasında yaşanan şiddet eylemlerinin en büyük sebeplerinin başında, karşılıklı anlaşmazlıkların netice verdiği kavga ortamı gelir. O halde bu sebepten dolayı yaşanan kavgalarda genelde fiziksel olarak daha güçlü olan tarafın(erkeğin) zarar veriyor olma durumu beklenen bir sonuçtur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, bu tür şiddet vakalarının cinsiyet farklılığıyla alakalı olmadığı, yani erkeklerin kadınlara cinsiyeti nedeniyle uyguladığı bir şiddet türü söz konu olmadığıdır. Bu nedenle bu tür kavgalara “Kadına Şiddet” olarak değil, iki insan arasında yaşanan bir şiddet vakası olarak bakmak lazımdır. Ancak bu sayede çözüme yönelik sağlıklı ve kalıcı yöntemler geliştirilebilir. Aksi halde, cinsiyetçi bir şekilde atılan hiçbir adım çare olmayacak, hatta daha kötü sonuçları netice verecektir.

“Kadına Şiddet” kavramının bir ülkede özellikle gündeme getirilebilmesi için o ülkede erkeklerden kadınlara (kadın oldukları için) yönelik genel şiddet olaylarının yaşanıyor olması gerekir. Mesela Arapların İslam’dan önce kız çocuklarını, sadece kız olukları için diri diri toprağa gömmesi gibi…  Peki, “Bizim ülkemizde kadınlara, sadece kadın oldukları için şiddet uygulanmakta mıdır?” Bu sorunun cevabını verebilmek için şiddet vakalarında şiddete maruz kalanların incelenmesi gerekir. Böyle bir inceleme yaptığımızda, Türkiye’de yaşanan cinayetlerde kadın maktul oranının %18 olduğu, bu oranın medeni olarak gösterilen Avrupa ülkelerine nazaran bile çok daha düşük olduğu görülecektir.  Diğer yandan tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de insanlar arasında şiddet sorunu olduğu bir gerçektir. Bu bilgiler ışığında, ülkemizde insanlar arasında bir şiddet sorunun olduğu ve şiddete maruz kalanlar içinde kadınların oransal anlamda az olması nedeniyle, şiddet mağduru kadınların maruz kaldığı eylemi “KADINA ŞİDDET” olarak tanımlamak yerine “ŞİDDET” olarak tanımlamak gerekir.

Şiddet eylemlerinde cinsiyet ayrımcılığı yapmak toplumun sosyal psikolojisi açısından çok ciddi riskleri beraberinde getirmektedir. Mesela ülkemizde şiddete maruz kalan kadınların genel şiddet olaylarındaki oranı çok az olmasına rağmen, sadece şiddet mağduru kadınlar gündeme getirilir ve çoğunluğu oluşturan diğer şiddet olayları perdelenirse, toplum nazarında şiddete uğrayanların çoğunun kadın olduğu algısı oluşur. Böyle bir algı, yetişen nesil üzerinde çok zararlı bir algının oluşmasına neden olur. Şöyle ki; böyle bir ortamda büyüyen kız çocukları, erkekleri potansiyel bir tehdit olarak görmeye başlar. Erkek çocuklar ise kendi cinsine karşı soğutulmuş hale getirilir. Bu iki faktörün sonuçlarını bir arada değerlendirdiğimizde, özellikle kızlarda erkeklere karşı bir önyargı oluşması ve haliyle evliliğe soğuk bakmaları, evlenseler dahi önyargı nedeniyle evlilik bağının her an risk altına olması gibi sonuçlar kaçınılmaz bir hale gelecektir.

Sonuç itibariyle insanlar arasında gerçekleşen şiddet olaylarıyla etkin bir şekilde mücadele verilebilmesi için şiddet kavramını, sadece “kadına şiddet” başlığıyla gündeme getirmek, hem toplumun sosyal psikolojisi açısından yıkıcı sonuçlar verir, hem de diğer şiddet vakalarının “kadına şiddet” sloganının gölgesinde kalmasına ne olur. Bu durum, şiddet olaylarına neden olan kök unsurların tespiti ve çözüme kavuşturulmasının önünde çok ciddi bir engel teşkil edecektir. Hal böyle iken, “kadına şiddet” kavramının baskın bir şekilde ön plana çıkarılmaması ve şiddet olaylarının her hangi bir ayrımcılık yapılmadan değerlendirilmesi, şiddet olayları ile etkin mücadele açısından hayati bir öneme sahiptir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum