Dr. Abdullah BUKSUR

Dr. Abdullah BUKSUR

YUNANİSTAN ŞİMDİ DE PAPAZINI KONUŞTURDU

Yunanistan içerisinde Yunan devletine Lozan Antlaşmasından kaynaklanan özel koşullarla emanet edilmiş Türk Azınlık mensuplarına, 1923 yılında vatandaşlık hakları ve azınlık statüsü ile birlikte tanınan eğitim, dini ve hukuki özerlik içeren bir statü ile hem Lozan Antlaşması bağlamında hem de ikili anlaşmalarla güvence altına alınmıştır.

1950’li yıllara kadar bu haklarını bazı eksikler olsa da daha sonraki yıllardan günümüze kadar kademeli olarak ellerinden alınmıştır. Milli kimliklerinin kullanılması tamamen yasaklanmakla kalınmamış, Türk kimlikleri hatırlatan hiç bir şeyin kullanılmasına izin verilmemiştir. Bu konuya itiraz eden Liderler, itirazlarının bedelini canları ile ödemiştir. Yunan yönetimleri değişse de, her zaman baskı devam etmiştir. Yunan yönetimi Türk-Yunan ilişkilerinde yaşanan her gerginlikte burada bulunan Türk azınlığa fatura kesmektedir.

Yunanistan’da yaşayan Türk kimliğine yapılan saldırı aynı zamanda Müslümanlara ve İslam dünyasına yapılan bir saldırı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Yaşananlar sadece Türkiye Yunanistan probleminden çoktan çıkmış, resmen bir insanlık suçu haline gelmiştir.

Türk kelimesini her yerden silmek için, gösterilen, zorla asimilasyon amaçlı olağanüstü baskıcı bir politikalara, inanç temelli hakaretler de eklenmiştir. Camilere saldırılar, seçilmiş müftüleri tanımamalar, vakıf mallarına el koymalar, Mezarlarımızı, mezarlıklarımızı talan etmeler, Dernek tabelalarımızdaki Türk kelimesine tahammül edemedikleri için indirmek, Okullara ve öğretmenlere saldırmak; 90 yılda 330 okuldan sadece 110 tanesinin açık kalmasına izin verenler, medreselerdeki okul tabelalarında azınlık kelimesini gece yarısı silenler, Batı Trakya Türklerinin tüm değerlerine her zaman saldıran Yunan devleti, şimdi de bizim kardeşlerimize inanç temelli saldırıya geçtiler.

Yunanistan'da yaşayan tüm Müslümanlara ve İslam dünyasına yapılan bu saldırı bu gün Yunan Ortodoks kilisesi temsilcisi olan bir kişiye yaptırıyorlar. İslamiyeti yok sayıp bunlar siyasi görüş, yayılmacı politika güden şiddet siyasetinin taraftarları diyerek Müslümanları yaftalayanların bu yaptıkları insanlık suçudur. Yunan yargısı ve AİHM, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ve Türkiye ile arasındaki sözleşmeleri temelinde hesap sormalıdır.

Biz buradan herkesi, hakka, hukuka adalete davet ediyoruz.

İnsan Hakları savunacaklara buradan sesleniyorum, insanlar arasında ayrımcılığı körükleyen böyle bir açıklamanın sahibi olan piskoposun yargılanması için yaptığımız bu çağrıya destek verin. Bu resmen bir insanlık suçudur, cezalandırılmalıdır.

Bütün bunlara, iki ay önce de Batı Trakya’daki sorunların “Türk Milliyetçiliğinden” kaynaklandığına ilişkin bir söylemde bulunan ve Yunanistan "Yeni Demokrasi Partisi" (NEA) Rodop Milletvekili Evripidis Stilyanidis'in, 12 Ocak 2021 tarihinde Hronos Radyosu’na verdiği mülakatı eklersek, “Batı Trakya’ya gelen Rum göçmenleri yerleşik hale getirerek Türk nüfusla dengelemek gerek” şeklindeki Batı Trakya Türklerini ötekileştiren ifadelerini eklersek, Faşist anlayışın Yunanistan meclisinde nasıl yer bulduğunu anlarız. Türklerin olduğu bölge ekonomik olarak geri kalsın diye bölge fakirleştirildiği için bölgede iş aş yoktur. O nedenle bölgeye gelenler geri gitmiştir. Yunan derin devletinin 1950 yılından sonra Batı Trakya Türklerine uyguladığı vatandaşlık kanunundaki ırkçı 19. maddede zaten bu amaca yönelik olarak 50 yıl boyunca uyguladılar. Uygulama nedeni bölgedeki demografiyi değiştirmek ve sayıca üstün hale gelmektir. Bu madde 60.004 Batı Trakya Türküne Yunan vatandaşlığını kaybettirdi. Baş edemediler 90’lı yıllarda bölgeye göçmen getirdiler. Bölgede uygulanan demografik değişimi amaçlayan, Milli ve Manevi kimliklerine hakaret eden baskı ve huzuru kaçıran politikalarla yetinmeyen, Yunanlar, zorunlu iskanla başlattıkları fiziki asimilasyona, Papazlarına "İslam'ın" din olmadığı iddialarıyla devam etmeleri, hadsizliktir.

Batı Trakya’nın demografik yapısına yönelik bu yapay değişiklik bölgede suç işlenme oranlarını artırmış, kumarhaneler kurulmuş, bu mekanlarda kadın ticareti ve uyuşturucu ticareti yapılmaya başlamıştır.

Bütün bunlar Türk Müslüman azınlığın maddi manevi olarak yok etmektir. Ancak bitirmeyi, yok etmeyi başaramadılar. Getirdikleri göçmenler de bölgede kalmadı. Çünkü dolayısıyla çoğu büyük şehirlere gitti. Yine hedeflerine ulaşamadılar. Demografi değişmedi. O yüzden kasaba politikacısı Stilyanidis, boyundan büyük laflar etmiş onun orada ne göçmenleri tutma şansı vardır ne de Türkleri ötekileştirecek kadar gücü. Sıra geldi bakan bile oldu. Azınlıkla çoğunluğa eşit hizmet etmesi gereken bir konumdayken azınlığa düşmanlık yaptığı ortada. Tek beslendikleri Türk Müslüman düşmanlığıdır. Azınlıktan bugüne kadar Yunan devletinin veya Yunanistan'da bir vatandaşın zarar gördüğü bir tek olay yoktur. Yunan devletinin siyasetçilerinin Türk - Müslüman azınlık üzerindeki kirli oyunlarından ve yaklaşımlarından vazgeçmedikleri ortadadır.

Bu zihniyetin, eninde sonunda siyaset ve bürokrasiden temizlenmesi, vatandaşından korkan siyasetçiler, Yunanistan'ın ve bölgenin huzuru ve barışı için bir an önce hesap vermelidir.

Tüm baskı ve saldırılara karşı direne direne, barış içinde yaşamak için, dimdik duran bu insanları, insanlık adına kutluyoruz. Gasp edilen haklarını, eninde sonunda geriye almaları için hak, hürriyetten ve insanlıktan yana olan herkes sizinledir.

Stilyanidis eğer ülkesine ve seçim bölgesine hizmet etmek istiyorsa birilerini o bölgeye yerleştirmeyi hak görüyorsa, önce bölgeden sildikleri 60.004 Batı Trakya Türkü ve ailesini bölgeye davet etmelidir.

Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti
(İHAF) İnsan Hakları Avrasya Formu Gn. Sek.

Önceki ve Sonraki Yazılar