Altın 6784.09 %0
BIST 14467.25 %0
Dolar 48.3905 %0
Euro 56.495 %0
Sterlin 65.3952 %0
Şükrü PORTAKAL

Şükrü PORTAKAL

SEHPAYA GİDERKEN BİLE TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNDÜLER

Ama 12 Eylül’ün bir de insan yüzü vardır.

O yüz; annesine son kez bakan bir evladın yüzüdür.

Babasına mektup yazan bir gencin elidir.

Ülküdaşlarından helallik isteyen bir mahkûmun sesidir.

Ve darağacına yürürken bile bayrağını, Kur’an’ını, vatanını düşünen gençlerin yüzüdür.

İşte o yüzden 12 Eylül’ü sadece bir darbe tarihi olarak anlatmak eksik kalır.

Çünkü o tarihin öncesinde de sonrasında da Türkiye, gençlerini kaybetti.

Bugün isimlerini tek tek hatırlamak, yalnızca geçmişe bakmak değildir.

Milletin hafızasına sahip çıkmaktır.

MUSTAFA PEHLİVANOĞLU’NUN SON MEKTUBU

Mustafa Pehlivanoğlu…

Henüz gençliğinin baharındaydı.

İdam sehpasına götürülürken geride yalnızca bir isim bırakmadı.

Bir mektup bıraktı.

Annesine, babasına…

O mektubun satırlarında bir evladın ailesine duyduğu sevgi kadar, ölüm karşısındaki teslimiyeti ve inancı da vardı.

Mustafa'nın son mektubu, bugün hâlâ okunurken insanın boğazını düğümlüyor.

Çünkü orada bir mahkûmun değil, annesinin ve babasının evladı olan bir gencin sesi var.

Ve insan ister istemez düşünüyor:

Bir anne, evladının son mektubunu eline aldığında ne hisseder?

Bir baba, oğlunun kendisine son kez “hakkını helal et” demesini nasıl taşır?

Mustafa Pehlivanoğlu’nun ardından kalan en büyük miraslardan biri de budur:

Bir evladın ailesine bıraktığı son veda…

CEVDET KARAKAŞ’IN SON ARZUSU

Cevdet Karakaş…

O da ölümün kapısında geri dönüp kendisi için büyük şeyler istemedi.

İnsan ölümle yüzleştiğinde hayatın bütün gösterişi anlamını kaybediyor.

Geriye birkaç şey kalıyor:

İnanç…

Vatan…

Bayrak…

Ve insanın sevdikleri.

Cevdet Karakaş’ın son arzuları da bize bunu hatırlatıyor.

Darağacına götürülen gençlerin hikâyesinde en dikkat çekici taraflardan biri, ölüm karşısındaki sükûnetleridir.

Çünkü onlar için asıl mesele kendi hayatlarının devamı değildi yalnızca.

Geride bıraktıkları ülkeydi.

FİKRİ ARIKAN: “VATAN SAĞ OLSUN”

Fikri Arıkan…

İdam sehpasına yürürken arkasında bıraktığı sözlerden biri, yıllar sonra bile hafızalarda kaldı:

“Vatan sağ olsun.”

Bir insanın kendi ölümünü kabullenmesi kolay değildir.

Hele genç yaşta…

Hele önünde daha yaşanacak yıllar varken…

Fakat Fikri Arıkan’ın son arzusu ve son sözleri, onun kendi kaderinden önce vatanını düşündüğünü gösteren bir hatıra olarak kaldı.

Bugün o sözü okuduğumuzda belki iki kelime görüyoruz.

Ama o iki kelimenin arkasında koca bir hayat var.

Vatan sağ olsun.

Bazen bir insanın son sözü, bütün hayatının özeti olur.

CENGİZ BAKTEMUR’UN TEBESSÜMÜ

Cengiz Baktemur…

Onun hikâyesinde insanı en çok düşündüren ayrıntılardan biri, idama giderken gösterdiği metanettir.

Ölümün karşısında tebessüm edebilmek…

Bu, sıradan bir davranış değildir.

Cengiz Baktemur’un son anlarında Kur’an ve bayrak talebi, sabah namazı ve idam sehpasına yürürken gösterdiği sakinlik, 12 Eylül hafızasının en çarpıcı sahnelerinden biri olarak anlatılageldi.

İnsan düşünmeden edemiyor:

Bir genç, ölümün birkaç adım uzağındayken neden yüzünde tebessüm taşır?

Belki cevabı onun inancındadır.

Belki teslimiyetinde…

Belki de arkasında bıraktığı davaya ve arkadaşlarına duyduğu güvende…

Cengiz Baktemur'un hikâyesi bize, insanın bedeninin son bulabileceğini fakat inandığı değerlerin onun hafızasında yaşamaya devam edebileceğini anlatıyor.

ALİ BÜLENT ORKAN VE YARIM KALAN HATMİ

Ali Bülent Orkan…

İdam kararının ertelenmesine sevinen bir insan düşünün.

Ama neden?

Ölümden kurtulduğu için değil.

Yarım kalan hatmini tamamlayabilmek için.

İşte bu ayrıntı, dönemin gençlerinin dünyasını anlamak bakımından çok şey anlatıyor.

Bugünün hızla değişen dünyasında belki anlamakta zorlanacağımız bir ruh hâli…

Bir insanın ölüm karşısında bile ibadetini tamamlamayı düşünmesi…

Ali Bülent Orkan’ın hikâyesinde ölüm korkusunun karşısında inancın nasıl durduğunu görüyoruz.

Ve insan bir kez daha susuyor.

Çünkü bazı hayat hikâyeleri uzun cümlelerle değil, tek bir davranışla anlatılır.

AHMET KERSE’NİN ÜLKÜDAŞLARINA MEKTUBU

Ahmet Kerse…

Onun ardında ailesine olduğu kadar ülküdaşlarına da hitap eden bir veda kaldı.

Bir insanın ölümünden önce arkadaşlarına söyleyecek sözlerinin olması, aslında geride bırakacağı hayata ne kadar bağlı olduğunu gösterir.

Ahmet Kerse’nin mektubunda bir vedadan daha fazlasını aramak gerekir.

Orada bir neslin birbirine olan bağlılığı vardır.

Dostluk vardır.

Ülküdaşlık vardır.

Ve en önemlisi, ölümün bile koparamadığı bir gönül bağı vardır.

Bugün o mektupları okurken belki en çok şunu anlamamız gerekiyor:

Onlar birbirlerini sadece arkadaş olarak değil, aynı kaderi paylaşan yol arkadaşları olarak görüyorlardı.

SELÇUK DURACIK VE HALİL ESENDAĞ

Selçuk Duracık…

Halil Esendağ…

İki genç insan…

İki yarım kalmış hayat…

Ve iki ailenin bitmeyen acısı.

Onların son anlarında öne çıkan en çarpıcı duygu ise helalleşmekti.

İnsanın ölümün eşiğinde bile arkasında bıraktığı insanları düşünmesi…

Anne…

Baba…

Kardeş…

Dost…

Ülküdaş…

İnsan hayatının sonunda geriye makamlar kalmıyor.

Servetler kalmıyor.

Kavgalar kalmıyor.

Geriye insanlar kalıyor.

Ve “Hakkınızı helal edin” sözü…

Belki de ölüm karşısında insanın söyleyebileceği en ağır, en samimi cümlelerden biri budur.

VE KONYA’NIN ŞAHİN’İ…

Bizim bu hikâyemizde Konya’nın ayrı bir yeri var.

Çünkü 12 Eylül’e giden karanlık yıllar Konya’yı da evlatsız bıraktı.

Şahin Buyrukbilen…

19 Ocak 1978…

Konya Ticaret Lisesi öğrencisiydi.

Henüz hayatının başındaydı.

Okul çıkışında uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetti. Dönemin Milliyet arşivinde olayın ardından çok sayıda öğrencinin gözaltına alındığı ve Şahin’in cenazesinin Konya’da kaldırıldığı görülüyor.

Konya Ülkü Ocakları da yıllar sonra düzenlediği anma programlarında Şahin Buyrukbilen’i özellikle andı.

Şahin’in hikâyesini bu yazıya almamızın sebebi şudur:

O, 12 Eylül sonrası idam edilen isimlerden biri değildir.

Ama 12 Eylül’e giden Türkiye’nin hangi acılardan geçtiğini anlatan Konya’daki sembol isimlerden biridir.

Bu ayrım önemlidir.

Çünkü tarih, birbirine karıştırıldığında değil; doğru anlatıldığında anlam kazanır.

Şahin’in geride bıraktığı sözler ise belki bütün bu hikâyenin en acı tarafını anlatıyor:

Arkadaşlarına, ailesinin üzülmemesini ve evine yine gitmelerini söylemesi…

Bir genç, kendi ölümünün acısından önce annesini ve babasını düşünüyordu.

İşte insanın içini yakan da budur.

BİR NESLİN HESABI

12 Eylül’ü konuşurken bugün kimseyi yeniden birbirine düşürmek istemiyoruz.

Bizim derdimiz hesaplaşma değil, hafızadır.

Çünkü o dönemde sağdan da soldan da gençler öldü.

Fakat ülkücü gençlerin yaşadığı idamlar, cezaevleri ve infazlar da tarihin inkâr edilemeyecek bir parçasıdır.

Bu gençlerin isimlerini anmak, başka acıları küçümsemek değildir.

Tam tersine…

Türkiye’nin bütün acılarını aynı adalet duygusuyla hatırlayabilmenin yoludur.

Devlet, geçmişin yaralarını ancak adaletle sarabilir.

Millet ise geçmişini ancak hafızasıyla koruyabilir.

SON SÖZ

Mustafa'nın mektubu kaldı.

Cevdet'in son arzusu kaldı.

Fikri'nin “Vatan sağ olsun” diye özetlenen vedası kaldı.

Cengiz'in darağacına yürürkenki tebessümü kaldı.

Ali Bülent'in yarım kalan hatmini tamamlama arzusu kaldı.

Ahmet Kerse'nin ülküdaşlarına mektubu kaldı.

Selçuk'un ve Halil'in helallikleri kaldı.

Ve Konya'da Şahin Buyrukbilen'in yarım kalan gençliği kaldı.

Onların hayatlarını geri getiremeyiz.

Ama isimlerini yaşatabiliriz.

Onların acısını yeni kavgalara değil, yeni derslere dönüştürebiliriz.

Çünkü Türkiye'nin bir daha gençlerini birbirine kırdırmaya…

Bir daha darbelerin gölgesinde yaşamaya…

Bir daha darağaçlarıyla anılmaya tahammülü yoktur.

Bugün yapılması gereken, geçmişi unutmak değil.

Geçmişten kin üretmek de değil.

Geçmişten ibret almaktır.

Mustafa Pehlivanoğlu'ndan Şahin Buyrukbilen'e…

Cevdet Karakaş'tan Halil Esendağ'a…

Fikri Arıkan'dan Cengiz Baktemur'a…

Ali Bülent Orkan'dan Ahmet Kerse'ye…

Selçuk Duracık'a kadar…

Bu topraklarda hayatını kaybeden bütün gençleri rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Ailelerine sabır diliyorum.

Ve bir kez daha söylüyorum:

Unutmak kolaydır.
Hatırlamak vefadır.

Türkiye'nin geleceği için en büyük sorumluluğumuz ise şudur:

Bir daha hiçbir annenin kapısını, evladının ölüm haberi çalmasın

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Şükrü PORTAKAL Arşivi

KADER’DE GAYRET’E AŞIKTIR.

17 Eylül 2025 Çarşamba 22:01

YA TÜRK OLACAĞIZ yada YOK OLACAĞIZ

09 Eylül 2025 Salı 23:13

SORGULAMAK MI ?

07 Eylül 2025 Pazar 20:19

ANLATABİLDİM Mİ?

27 Ağustos 2025 Çarşamba 23:24

DOSTLAR MERHABA!

26 Ağustos 2025 Salı 23:26

ESKİCİ GELDİ HANIM, ESKİLER ALIRIM

16 Ağustos 2025 Cumartesi 14:48

KİM LİDER? KİM PİYON?

11 Ağustos 2025 Pazartesi 13:14

KİM SAHTE!

08 Ağustos 2025 Cuma 14:24

TÜRK MERHAMETTİR

05 Ağustos 2025 Salı 22:55