Altın 6535.39 %0.09
BIST 11478.13 %0
Dolar 50.0094 %0.01
Euro 56.2038 %0
Sterlin 67.3681 %-0.02

Terörsüz Türkiye Diyorsak, Önce Devletin Bütün Kurumlarıyla Arınmasını İstiyoruz!

FETÖ ile mücadele, yalnızca bir örgütün tasfiyesi değil; devletin, siyasetin, bürokrasinin ve toplumsal yapının hukuk temelinde yeniden güvence altına alınmasıdır.

Türkiye bugün önemli bir kavramı tartışıyor: Terörsüz Türkiye.

Peki, terörsüz Türkiye ne demektir? Yalnızca silahların susması mı? Sınırlarımızın güvenliği mi? Terör örgütlerinin eylem yapamaz hâle getirilmesi mi?

Elbette bunların tamamı önemlidir. Ancak bizim sorumuz daha büyük, daha kapsamlı ve daha hayatidir:

Devletin içinde, siyasetin gölgesinde, bürokrasinin koridorlarında, ticaretin ve kamunun imkânları arasında varlığını sürdürdüğü iddia edilen örgütsel yapılanmalarla hesaplaşmadan terörsüz Türkiye mümkün müdür?

Biz devletin arınmasını istiyoruz!

Siyasetin içerisinden, kamunun içerisinden, bürokrasinin içerisinden, askeriyenin içerisinden, ticaretin içerisinden ve devletin imkânlarını kullanarak kendisine güç devşiren bütün karanlık yapılanmalardan arınmış bir Türkiye istiyoruz.

Çünkü devlet, herhangi bir siyasi grubun, cemaatin, vakfın, derneğin veya çıkar çevresinin malı değildir. Devlet milletindir. Devletin makamları emanettir. O makamlara oturanlar ise milletin hukukuna ve anayasal düzene bağlı kalmak zorundadır.

FETÖ İLE MÜCADELE SADECE BİR DÖNEMİN HESABI DEĞİLDİR

15 Temmuz 2016 gecesi bu millet yalnızca bir darbe girişimiyle karşılaşmadı. Devletin içerisine sızmış bir yapılanmanın, devletin silahını, üniformasını, makamını ve imkânlarını kullanarak millete nasıl silah doğrultabileceğini gördü.

O gece 251 vatandaşımız şehit oldu, binlerce insanımız yaralandı.

Tankların önüne yatanlar, kurşunların karşısında duranlar, meydanlara koşanlar bu ülkenin sıradan vatandaşlarıydı. Onların arkasında makam, mevki, siyasi hesap veya kişisel menfaat yoktu. Onların arkasında vatan sevgisi vardı.

Peki, bugün o insanların ailelerine, gazilerimize ve bu milletin hafızasına karşı sorumluluğumuz nedir?

Unutmak mı?

Gündem değiştirmek mi?

Yoksa FETÖ yapılanmasının devlet içerisinde hangi imkânlarla büyüdüğünü, kimlerin önünü açtığını, kimlerin göz yumduğunu ve hangi denetim mekanizmalarının çalışmadığını sonuna kadar araştırmak mı?

Bizim cevabımız açıktır: Sonuna kadar araştırmak!

FETÖ ile mücadele, yalnızca örgütün alt kademelerinde yer alan kişilerle sınırlı tutulamaz. Hukuk çerçevesinde, örgütün finans kaynakları, siyasi bağlantıları, bürokratik ilişkileri, kamu içerisindeki yapılanmaları ve varsa koruyucu mekanizmaları da ortaya çıkarılmalıdır.

Ancak burada bir hususun altını çizmek gerekiyor: Hiç kimse yalnızca siyasi görüşü, geçmişteki tanışıklığı, bir cemaatle ilişkisi veya bir kişiyle aynı ortamda bulunması nedeniyle suçlu ilan edilemez. Hesap sorulacaksa delille sorulmalı, yargılama yapılacaksa hukukla yapılmalıdır.

Devletin arınması, hukukun çiğnenmesiyle değil, hukukun herkese eşit uygulanmasıyla mümkündür.

SİYASETİN FETÖ İLE HESAPLAŞMASI NEDEN YETERSİZ GÖRÜNÜYOR?

Kamuoyunun cevabını beklediği önemli meselelerden biri de siyasetin geçmişteki sorumluluğudur.

Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Haşim Kılıç gibi devletin en üst makamlarında bulunmuş isimlerin geçmişteki siyasi ve idari dönemleri, kamuoyu tarafından elbette sorgulanabilir. Eski bakanlar, genel başkan yardımcıları, il başkanları ve dönemin karar vericileri de bu sorgulamanın dışında tutulamaz.

Burada sorulması gereken soru şudur:

Geçmişte devlet yönetiminde görev alanların, FETÖ yapılanmasının büyümesine ilişkin siyasi ve idari sorumlulukları hangi ölçüde araştırılmıştır?

Kim hangi kararı vermiştir?

Kim hangi atamayı yapmıştır?

Kim hangi uyarıyı dikkate almamıştır?

Kimlerin hangi ilişkileri devletin denetim mekanizmalarının dışında kalmıştır?

Bunlar siyasi polemiklerle geçiştirilecek sorular değildir.

Bir dönem devletin en önemli makamlarında bulunmuş kişilerin geçmişteki kararları, açıklamaları ve siyasi ilişkileri araştırılabilir. Bu araştırmaların sonucunda hukuki sorumluluk doğuyorsa bunun gereği yerine getirilmelidir.

Hiçbir makam, hiçbir unvan ve hiçbir siyasi geçmiş kimseye dokunulmazlık sağlamamalıdır.

BÜLENT ARINÇ'IN AÇIKLAMALARI VE KAMUOYUNUN BEKLEDİĞİ CEVAPLAR

Özellikle Bülent Arınç'ın geçmişteki açıklamaları ve FETÖ davaları etrafındaki değerlendirmeleri kamuoyunda tartışılmıştır.

Burada mesele bir kişinin konuşma hakkını sorgulamak değildir. Herkesin hukuki görüşünü açıklama hakkı vardır. Ancak aynı hassasiyetin 15 Temmuz şehitlerine, gazilerine ve ailelerine gösterilip gösterilmediği de kamuoyunun değerlendirmesine açıktır.

Şunu sormak istiyoruz:

FETÖ davalarında yargılanan kişilerin hukuki hakları savunulurken 15 Temmuz'da hayatını kaybedenlerin ailelerinin adalet beklentisi ne kadar gündeme getirilmiştir?

Bir insanın adil yargılanma hakkını savunmak başka, örgütsel yapılanmaların siyasi ve toplumsal etkilerini görmezden gelmek başkadır.

Hukuk herkese lazımdır. Şehit yakınlarına da, gazilere de, sanıklara da...

Ancak milletin vicdanında açılan yaraların kapanması için adaletin hiçbir kesime ayrıcalık tanımadan işlemesi gerekir.

ANA MUHALEFET DE KENDİ EVİNİN ÖNÜNÜ TEMİZLEMELİDİR

Bir başka önemli mesele ana muhalefetin durumudur.

Ana muhalefet, iktidarı denetlemekle görevli olduğu kadar kendi siyasi yapısının da demokratik, şeffaf ve hesap verebilir olmasını sağlamak zorundadır.

İktidarın yanlışını eleştiren bir siyasi parti, kendi içerisindeki tartışmalı ilişkileri, kadrolaşma iddialarını ve siyasi yönlendirmeleri de sorgulayabilmelidir.

Kamuoyunda Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Haşim Kılıç gibi isimlerin ana muhalefet üzerindeki değerlendirmeleri, görüşmeleri ve siyasi tavsiyeleri de tartışma konusu olmuştur.

Elbette bir siyasetçinin başka bir partiyle görüşmesi veya görüş bildirmesi tek başına suç ya da yanlış değildir. Fakat ana muhalefetin kendi iradesiyle mi hareket ettiği, yoksa farklı siyasi çevrelerin etkisine mi açık olduğu sorusu demokratik siyasetin meşru bir tartışma alanıdır.

Ana muhalefet, milletin kendisine verdiği görevi yerine getirmek istiyorsa önce kendi siyasi iradesini korumalıdır.

Kimsenin siyasi projesinin uygulama alanı hâline gelmemelidir.

Ne iktidarın gölgesinde ne de geçmişin tartışmalı siyasi ilişkilerinin etkisinde kalmalıdır.

Milletin beklentisi açıktır: Temiz siyaset, şeffaf yönetim, hesap verebilir kadrolar!

CEMAATLER, DERNEKLER VE VAKIFLAR DEVLETİN DENETİMİNDEN MUAF OLMAMALIDIR

Şimdi gelelim meselenin belki de en önemli toplumsal boyutuna.

Türkiye'de cami dernekleri, vakıflar, sivil toplum kuruluşları ve çeşitli topluluklar belli mevzuat çerçevesinde denetlenirken, bazı dini yapılanmaların faaliyetlerinin ne ölçüde şeffaf olduğu da sorgulanmalıdır.

Burada açık konuşalım:

Biz inanca karşı değiliz. Biz insanların bir araya gelerek dini eğitim almasına, yardımlaşmasına, hayır faaliyetleri yürütmesine karşı değiliz.

Tam tersine, inancın samimiyetle yaşanmasını, dini değerlerin korunmasını ve gençlerin doğru kaynaklardan eğitim almasını istiyoruz.

Ancak din üzerinden güç devşirilmesine, insanların sorgusuz sualsiz bir otoriteye bağlanmasına, mali kaynakların belirsizliğine ve kamu imkânlarının denetimsiz kullanılmasına karşıyız.

Bir cemaatin, vakfın veya derneğin faaliyet alanı ne olursa olsun, hukuk karşısında sorumluluğu bulunmalıdır.

Kimlerden bağış toplanıyor?

Bu paralar nerelerde kullanılıyor?

Eğitim faaliyetleri hangi mevzuata göre yürütülüyor?

Çocuklar ve gençler kimlerin gözetiminde bulunuyor?

Kamu kurumlarıyla ilişkiler hangi usullerle gerçekleştiriliyor?

Bunlar sorulması gereken meşru sorulardır.

Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur'an kursları başta olmak üzere bütün dini eğitim faaliyetlerinde de denetim, ehliyet, şeffaflık ve çocukların güvenliği esas alınmalıdır.

Hiçbir kurum, hiçbir dini unvan ve hiçbir manevi otorite denetim dışında kalmamalıdır.

Unutulmamalıdır ki FETÖ tecrübesi bize bir gerçeği göstermiştir: Devletin denetiminden uzaklaşan, kapalı hiyerarşiler oluşturan ve mensuplarından sorgusuz itaat isteyen yapılanmalar, zaman içerisinde ciddi toplumsal ve kurumsal riskler doğurabilir.

Bu nedenle geçmişte yaşananlardan ders çıkarmak zorundayız.

DEVLETİN İÇİNDE DEVLET OLMAZ!

Devletin içerisinde başka bir devlet, ordunun içerisinde başka bir emir zinciri, bürokrasinin içerisinde başka bir sadakat düzeni olamaz.

Bir asker önce anayasal düzene ve hukuka bağlıdır.

Bir polis önce kanuna bağlıdır.

Bir hâkim önce adalete bağlıdır.

Bir bürokrat önce devlete ve millete karşı sorumludur.

Bir siyasetçi ise önce kendisini seçen millete hesap vermek zorundadır.

Hiçbir cemaat lideri, hiçbir siyasi ağ, hiçbir kapalı grup, hiçbir şahıs devlet memurunun asli sadakat makamı hâline getirilemez.

Devletin kadroları liyakatle oluşturulmalıdır. Atamalar akrabalık, yakınlık, siyasi sadakat veya herhangi bir yapılanmanın referansıyla değil, ehliyet ve hukukla yapılmalıdır.

Kamu kaynakları şahsi menfaatlere dönüştürülemez.

Devletin ihaleleri, ticari ilişkileri ve ekonomik imkânları belli çevrelerin zenginleşme aracı hâline getirilemez.

Ticaretin içerisinde de hukuk dışı örgütlenmeler, kayıt dışı finansman ve kamu gücünü kullanarak haksız avantaj sağlayan ilişkiler varsa bunların üzerine gidilmelidir.

Devletin arınması yalnızca askeriyede veya bürokraside değil, ekonomik hayatta da gerçekleşmelidir.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE'NİN BİR DE VİCDAN BOYUTU VARDIR

Bugün terörsüz Türkiye hedefini konuşuyorsak geçmişte yaşanan acıları da unutmadan konuşmalıyız.

Bir tarafta yıllarca terörle mücadelede evlatlarını kaybetmiş aileler, diğer tarafta 15 Temmuz gecesi kendi devletinin silahıyla vurulmuş vatandaşlar var.

Bu milletin acısı birbiriyle yarıştırılamaz.

Şehidin de gazinin de ailesinin de hakkı korunmalıdır.

Terör örgütlerinin isimleri, yöntemleri ve siyasi bağlantıları farklı olabilir. Ancak devletin bağımsızlığına, milletin birliğine ve anayasal düzene yönelik her türlü örgütlü tehdide karşı aynı kararlılık gösterilmelidir.

FETÖ ile mücadele de bu kararlılığın ayrılmaz bir parçasıdır.

Terörsüz Türkiye hedefi, herhangi bir örgütle yapılan mücadelenin siyasi konjonktüre göre hatırlanıp unutulduğu bir süreç olmamalıdır.

Bir örgütle mücadele ederken diğerini görmezden gelmek, bir yapılanmanın mensuplarını sorgularken diğerinin siyasi bağlantılarını korumak, milletin adalet duygusuna zarar verir.

Hukuk seçici olamaz.

Adalet kişiye göre değişemez.

Devletin güvenliği siyasi hesaplara kurban edilemez.

ARTIK SORULARIN CEVAPLANMASI GEREKİYOR

Millet adına soruyoruz:

1. FETÖ'nün devlet içerisinde nasıl bu kadar güç kazandığı bütün yönleriyle araştırılmış mıdır?
2. Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan geçmiş dönem yöneticilerinin kararları yeterince incelenmiş midir?
3. Kamu kurumlarında örgütsel yapılanmaların devam edip etmediği hangi denetimlerle tespit edilmektedir?
4. Kamu ihalelerinde, ticari ilişkilerde ve finansal kaynaklarda örgütsel bağlantı iddiaları nasıl araştırılmaktadır?
5. Cemaat, vakıf ve derneklerin mali faaliyetleri ve eğitim çalışmaları aynı şeffaflık ilkelerine tabi midir?
6. Ana muhalefet dâhil bütün siyasi partiler, kendi içlerindeki tartışmalı ilişkileri ve kadrolaşma iddialarını şeffaf biçimde araştırmaya hazır mıdır?
7. 15 Temmuz şehitlerinin yakınları ve gazilerimizin adalet beklentileri yeterince karşılanmış mıdır?

Bu soruların hiçbirisi bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek için sorulmuyor. Bunlar devletin şeffaflığı ve milletin güveni için cevaplanması gereken sorulardır.

SON SÖZ: DEVLETİ ARINDIRMADAN TÜRKİYE'Yİ TERÖRDEN ARINDIRAMAZSINIZ!

Bizim istediğimiz intikam değil, adalettir.

Bizim istediğimiz siyasi tasfiye değil, hukuk içerisinde devletin arındırılmasıdır.

Bizim istediğimiz bir partinin kazanması, diğerinin kaybetmesi değildir.

Bizim istediğimiz; devletin hiçbir cemaatin, hiçbir siyasi grubun, hiçbir çıkar çevresinin ve hiçbir kapalı yapılanmanın nüfuz alanı hâline gelmemesidir.

FETÖ ile mücadele, yalnızca geçmişin hesabını kapatmak değildir. Gelecekte benzer yapılanmaların ortaya çıkmasını engelleyecek güçlü, şeffaf ve denetlenebilir bir devlet düzeni kurmaktır.

15 Temmuz'da bu ülke için can verenlerin hatırası, siyasi tartışmaların arasında unutulacak bir hatıra değildir.

O gece meydanlara çıkan millet, devleti birilerine teslim etmek için değil, devletine sahip çıkmak için oradaydı.

Bugün de aynı millet devletten aynı şeyi bekliyor: Adalet, liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik!

Terörsüz Türkiye istiyorsak, devletin bütün kurumlarında hukuk hâkim olmalıdır.

FETÖ ile mücadele istiyorsak, yalnızca görünenlerle değil, delilleriyle ortaya konulan bütün örgütsel bağlantılarla hesaplaşmalıyız.

Devletin arınmasını istiyorsak, bu arınma siyasi görüşe, makama, mevkiye ve yakınlığa göre değişmemelidir.

Çünkü devletin sahibi siyasetçiler değil, millettir.

Ve unutulmasın:

Devletin kapısından içeri giren herkesin bir makamı olabilir ama hiç kimsenin devletten büyük bir makamı olamaz!

Terörsüz Türkiye'nin yolu; güçlü hukuk, temiz siyaset, liyakatli bürokrasi, denetlenebilir kurumlar ve milletin vicdanından geçer.

Bizim talebimiz budur.

Devlet arınsın, siyaset arınsın, kamu arınsın, adalet ayağa kalksın!

Çünkü bu devlet kimsenin şahsi mülkü değil, şehitlerin kanıyla yoğrulmuş bir milletin ortak emanetidir.

Selam ve dua ile...

Ozan Derdivar

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ozan Derdivar Arşivi

AN BE AN

22 Haziran 2026 Pazartesi 19:02