Altın 6128.35 %1.39
BIST 14079.97 %-0.09
Dolar 47.0283 %-0.06
Euro 53.702 %0.05
Sterlin 62.9604 %0.25

15 Temmuz’un 10’uncu Yılında FETÖ ile Mücadele

15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe teşebbüsü, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır güvenlik krizlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Aradan geçen on yılda FETÖ ile mücadelede önemli mesafeler alındığı inkâr edilemez. Ancak devletlerin güvenlik anlayışı, yalnızca geçmişte kazanılan mücadelelerle değil, gelecekte oluşabilecek tehditleri öngörebilme kabiliyetiyle de ölçülür. Bu nedenle bugün sorulması gereken asıl soru şudur: FETÖ gerçekten tasfiye edildi mi, yoksa farklı yöntemlerle varlığını sürdürmeye devam mı ediyor?

Darbe girişiminin hemen ardından devlet, güvenlik bürokrasisinden yargıya, eğitimden kamu yönetimine kadar geniş kapsamlı bir mücadele başlattı. On binlerce kişi hakkında adli ve idari işlem yapıldı, örgütün finans kaynakları hedef alındı, yurt içindeki yapılanmasının önemli ölçüde dağıtıldığı değerlendirildi. Bununla birlikte FETÖ gibi hücre tipi yapılanmaların yalnızca görünen kadrolardan ibaret olmadığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle istihbarat faaliyetleri, örgütün yeniden yapılanma girişimlerinin engellenmesinde bugün de en kritik unsurlardan biridir.

FETÖ "ibadet, ticaret ve ihanet" şeklinde üç farklı katmanda yapılanmıştır. Örgüte sempati duyanlarla ekonomik ilişki kuranlar ve doğrudan örgütsel faaliyet yürütenler aynı hukuki zeminde ele alınmamıştır. Ancak kamuoyunda uzun süredir tartışılan konulardan biri, cezai yaptırımların hangi kesimler üzerinde yoğunlaştığıdır. Özellikle alt kadrolarda bulunan çok sayıda kamu görevlisinin ihraç edildiği, buna karşılık örgütün üst düzey siyasi veya ekonomik bağlantılarının yeterince ortaya çıkarılamadığı yönünde farklı değerlendirmeler yapılmaktadır.

Bu tartışmalar, "örgütün siyasi ayağı" söylemini de yıllardır gündemde tutmaktadır. Konuyla ilgili farklı siyasi görüşler bulunsa da bu konuda kesin hükümlere ulaşabilmek ancak somut yargı kararları ve hukuki delillerle mümkün olabilecektir. Geçmişte Sayın Erdoğan’ın, bugün de Sayın Kılıçdaroğlu’nun aldatıldık-yanıldık ifadeleri, FETÖ’nün ne kadar sinsi ve haince hareket ederek kamu kurumlarının yanı sıra siyasi partilere de nüfuz etmeye çalıştığının en önemli göstergelerinden birisidir. Bugün kamuoyunda FETÖ’cü olduğu genel kabul görmüş aktif veya emekli bazı siyasilerin eylem ve söylemleri bu kanaatin oluşmasında önemli etkendir.

Mücadele sürecinde yaşanan en önemli sosyal tartışmalardan biri de Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edilen kamu görevlilerinin durumudur. İhraç edilenlerin büyük bölümü kamu görevlerine döndürülmedi. Bunun yanında bazı meslek grupları arasında uygulama farklılıkları dikkat çekmektedir. Örneğin bazı ihraç edilmiş tıp doktorlarının özel sağlık kuruluşlarında çalışabilmesine imkân tanınırken, öğretmenlerin özel okullarda görev alamaması bir çelişki olarak değerlendirilmektedir.

Devletin güvenlik hassasiyetini korurken bireysel mağduriyet iddialarını da hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirmesi, toplumsal vicdan açısından önem taşımaktadır. Yapılacak bir yasal düzenleme ile aradan geçen 10 yıllık süre zarfında FETÖ ile herhangi bir irtibatı, iltisakı tespit edilemeyenlerin kurulacak OHAL Komisyonu benzeri bir komisyon marifetiyle kamu görevine iade edilmeleri toplamsal barış ve iç cephenin güçlendirilmesi bakımından önemli bir adım olacaktır.

Örgütün üst düzey yöneticilerinin önemli bir bölümünün yurt dışına kaçtığı bilinmektedir. Bugün FETÖ'nün faaliyetlerini büyük ölçüde Avrupa, Kuzey Amerika ve bazı üçüncü ülkelerde sürdürmeye çalıştığı apaçık ortada ve bilinen bir gerçektir. Türkiye'nin birçok ülkeyle yürüttüğü diplomatik girişimler sonucunda çeşitli iade ve eğitim kurumlarının devrine ilişkin gelişmeler yaşansa da süreç tüm ülkelerde aynı hızda ilerlememektedir.

FETÖ ile ilgili olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yaptığı açıklamalar da siyasi hafızada önemli bir yer tutmaktadır. Bahçeli, uzun yıllar boyunca devlet kurumlarına sızan yapılanmalar konusunda dikkatli olunması gerektiğini savunmuş, darbe girişiminin ardından ise milli birlik vurgusunu öne çıkararak FETÖ ile mücadelenin siyasi hesapların ötesinde bir devlet meselesi olduğunu dile getirmiştir. Bu yaklaşım, Cumhur İttifakı döneminde güvenlik politikalarının şekillenmesinde etkili unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir.

Lider Devlet Bahçeli 14 Temmuz 2026 günü grup toplantısında yapmış olduğu konuşmada FETÖ’nün dünü, bugüne ve geleceği hakkında veciz ifadeler kullanmıştır: “15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içeriden çökertilmek, milli egemenliğin gasp edilmek ve Türk milletinin iradesinin zincire vurulmak istendiği çok katmanlı bir işgal teşebbüsüdür. Bu nedenle 15 Temmuz’u doğru okumak, yalnızca geçmişi anlamak bakımından değil, geleceği korumak bakımından da milli bir mecburiyettir. Milletimizin temiz duygularını sömürmüş, devletimizin imkânlarını kullanmış, kurumlarımızın içine sızmış ve nihayet fırsatını bulduğunu düşündüğü anda Türk devletine silah doğrultmuştur.

FETÖ ile mücadele geçmişte kalmış bir mesele değildir. FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek ciddi bir yanılgıdır. İhanetin yöntem değiştirmesi, ihanetin sona erdiği anlamına gelmez. Tehdidin görünmez hale gelmesi, tehdidin yok olduğu anlamına gelmez. Devlet hafızasının diri tutulması, kurumsal tedbirlerin tavizsiz sürdürülmesi ve milli şuurun canlı tutulması hayati önemdedir.

Türkiye’nin bekası günlük siyasi hesapların üzerindedir. Devletin varlığı geçici tartışmaların üzerindedir. Milli güvenlik, partiler üstü bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı her türlü görüş ayrılığının üzerindedir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin yarım asrı aşan siyasi mücadelesi de işte bu anlayış üzerine kurulmuştur. Bizim için Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası günlük hesaplara kurban edilemeyecek kadar büyük bir emanettir.

Türk milleti bir oldukça, Türk devleti güçlü oldukça, milli birlik ve kardeşlik ruhu yaşadıkça, hiçbir karanlık odağın, hiçbir ihanet şebekesinin, hiçbir emperyal projenin, Türkiye üzerinde başarı şansı olmayacaktır. Çünkü başka Türkiye yoktur!”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da siyasi hayatının en önemli güvenlik başlıklarından biri, hiç şüphesiz FETÖ ile mücadele olmuştur. Özellikle 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından Cumhur İttifakına dâhil partilerin de desteği ile devletin tüm kurumlarında başlatılan kapsamlı operasyonlar, Türkiye'nin yakın tarihindeki en geniş çaplı güvenlik süreçlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir.

Erdoğan liderliğinde yürütülen mücadelede, örgütün kamu kurumlarındaki yapılanmasının tasfiye edilmesi, finans kaynaklarının hedef alınması ve yurt dışındaki faaliyetlerinin sınırlandırılması temel öncelikler arasında yer aldığı görülmektedir. Aynı zamanda istihbarat ve güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılmasıyla devletin benzer tehditlere karşı direncinin artırıldığı görülmektedir. Bunların yanında kapatılmasını yanlık olarak değerlendirdiğimiz Asker Hastaneleri ile Askerî Liseler acilen açılmalıdır.

Öte yandan bir takım siyasi partiler de darbe girişiminin "tiyatro" olduğu yönündeki iddiaları yıllardır tartışma konusu yapmışlardır. Resmî makamlar, yargı kararları ve gözlemlerimiz, 15 Temmuz'un FETÖ tarafından gerçekleştirilen silahlı bir darbe teşebbüsü olduğu yönündedir. Buna karşılık farklı siyasi çevrelerde çeşitli yorumlar dile getirilmeye devam etmektedir. Bu konuda özellikle yurtdışında bulunan FETÖ’cülerin sosyal medya üzerinden yaptıkları kara propagandaya itibar etmemek lazımdır.

Uluslararası boyutta bakıldığında ise darbe girişimi sonrasında bazı ülkelerin Türkiye ile yakın iş birliği yürüttüğü, bazılarının ise FETÖ mensuplarına yönelik iade taleplerine mesafeli yaklaştığı görülmektedir. Bu durum, örgütün uluslararası yapılanmasının tamamen sona ermediğini göstermektedir.

Sonuç olarak, 15 Temmuz'un üzerinden geçen on yıl Türkiye'ye önemli dersler vermiştir. Devlet kurumlarında liyakat, şeffaflık, denetim ve güçlü istihbarat mekanizmaları, benzer yapıların yeniden oluşmasını önlemenin temel şartlarıdır. FETÖ ile mücadele yalnızca geçmişte işlenen suçların cezalandırılması değil; aynı zamanda gelecekte benzer tehditlerin ortaya çıkmasını engelleyecek kurumsal kapasitenin sürekli güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.

Onuncu yılın sonunda söylenebilecek en önemli gerçek şudur: Devletler için güvenlik, belirli bir tarihte tamamlanan bir operasyon değil; hukuk, demokrasi, milli birlik ve güçlü kurumlar üzerine inşa edilen kesintisiz bir süreçtir. 15 Temmuz'un en büyük mirası da bu bilinç ve hafızanın gelecek nesillere doğru aktarılabilmesidir diyebiliriz.

Bu vesile ile şehitlerimize ve ebediyete irtihal eden gazilerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, hayatta olan gazilerimize sağlıklı bir ömür dilerim.

Ali TÜRKMEN

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali TÜRKMEN Arşivi