Ali TÜRKMEN
Geçmişin Acılarından Geleceğin İradesine: Kıbrıs Türklüğü
Kıbrıs meselesi, yalnızca Doğu Akdeniz'in değil, Türk milletinin son iki asırlık siyasi hafızasının da en önemli başlıklarından biridir. Bu dava, sadece bir toprak meselesi değil; can güvenliği, milli kimlik, egemenlik ve uluslararası hukuk mücadelesidir. Bugün Avrupa Birliği'nin yayımladığı Kıbrıs raporları, Rum yönetiminin tek taraflı tezlerini destekleyen yaklaşımı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) uluslararası alanda karşı karşıya kaldığı haksızlıklar, meselenin hâlâ çözülmediğinin en önemli göstergesidir.
Kıbrıs'ta Türk varlığı 1571 yılında Osmanlı Devleti'nin adayı fethetmesiyle başlamış, üç buçuk asır boyunca adada farklı din ve milletler barış içinde yaşamıştır. Ancak 1878'de Osmanlı Devleti'nin adanın yönetimini geçici olarak İngiltere'ye bırakması, ilerleyen yıllarda Kıbrıs Türkleri açısından zorlu bir dönemin başlangıcı olmuştur. İngiltere'nin 1914'te adayı tek taraflı ilhak etmesi ve sonrasında Rum milliyetçiliğini teşvik eden politikalar, adadaki dengeyi bozmuştur.
1950'li yıllarda EOKA terör örgütünün Enosis hedefi doğrultusunda başlattığı saldırılar, Kıbrıs Türklerini sistematik bir baskı ve katliam süreciyle karşı karşıya bırakmıştır. Kanlı Noel olarak tarihe geçen 1963 olayları, köy baskınları, toplu katliamlar ve zorunlu göçler, Kıbrıs Türklerinin hafızasında silinmeyecek izler bırakmıştır. Bu süreçte birçok Türk köyü kuşatılmış, binlerce insan evinden edilmiş ve yüzlerce masum hayatını kaybetmiştir.
Doç.Dr. Emete Gözügüzelli de çalışmalarında Kıbrıs meselesinin yalnızca geçmişte yaşanan acılarla değil, Doğu Akdeniz'in enerji güvenliği, jeopolitik rekabeti ve uluslararası hukuk boyutuyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Gözügüzelli'ye göre Kıbrıs, yalnızca bir ada değil; Doğu Akdeniz'in güvenlik mimarisini belirleyen stratejik bir merkezdir. Bu nedenle KKTC'nin güçlenmesi, yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye'nin de milli güvenlik meselesidir.
20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı, Kıbrıs Türk halkının varlığını koruyan tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahale etmiş ve olası yeni katliamların önüne geçmiştir. O tarihten bu yana adanın kuzeyinde güvenlik ve istikrar sağlanmış, Kıbrıs Türkleri kendi devletlerini kurmuş, kurumlarını oluşturmuş ve demokratik bir yönetim tesis etmiştir.
Buna rağmen uluslararası toplumun önemli bir bölümü, 2004 yılında Annan Planı'na "evet" diyen Kıbrıs Türklerini değil, plana "hayır" diyen Rum yönetimini ödüllendirerek Güney Kıbrıs'ı Avrupa Birliği'ne tam üye yapmıştır. Cari uluslararası anlaşmalar ve Avrupa Birliği teamüllerine açık bir şekilde aykırı olan bu karar, AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsız olmadığını, açıkça Rum tarafını desteklediği görülmektedir. Son yıllarda yayımlanan Avrupa Birliği raporlarında da KKTC'nin tanınmasına yönelik girişimlere karşı çıkılması ve federasyon tezinin sürdürülmesi, çözüm arayışlarını zorlaştırmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın Devlet Bahçeli, yıllardır Kıbrıs konusunda iki devletli çözüm modelini savunmaktadır. Bahçeli'nin, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bağımsız, egemen ve eşit bir Türk devletidir; bundan geri adım atılması düşünülemez." yönündeki değerlendirmeleri, Türkiye'nin son dönemde benimsediği iki devletli çözüm anlayışıyla da örtüşmektedir. Bahçeli ayrıca, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve KKTC'nin haklarından taviz verilmesinin kabul edilemeyeceğini birçok kez ifade etmiştir.
Lider Bahçeli son olarak dün (19 Temmuz 2026) yaptığı açıklamada Kıbrıs'ın Türkiye'nin milli güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki haklarının ayrılmaz parçası olduğunu vurgulayarak iki devletli çözümden taviz verilmeyeceğini belirtti. Bahçeli açıklamasında “Kıbrıs Türkü, Ada’nın asli sahibidir. 1571’de Mağusa’nın fethiyle Türk varlığının Ada’da kök saldığı günden bugüne Kıbrıs Türkü; kendi kaderini tayin etme iradesine sahip egemen bir halk, büyük Türk milletinin koparılamaz ve vazgeçilemez bir parçasıdır. Helenist yayılmacılığın Kıbrıs Türkünün canına, malına, namusuna ve milli kimliğine kastettiği yıllarda; köyler kuşatılmış, ocaklar söndürülmek istenmiş, kadın ve çocuk demeden siviller hedef alınmış, Ada’da Türk milleti soykırıma uğratılmıştır. 1974’te Türk askeri, Rum-Yunan zihniyetinin asırlık ilhak saplantısını tarihin karanlık sayfalarına hapsetmiş; miadı dolmuş Enosis hülyasını ve yayılmacı emellerini Akdeniz’in sularına gömmüştür. Avrupa Parlamentosu’nun 17 Haziran 2026 tarihinde kabul ettiği 2025 Yılı Türkiye Raporu, Avrupa’nın Kıbrıs meselesinde ne derece taraflı, tarihi gerçeklerden kopuk ve Rum-Yunan tezlerinin tesiri altında ikiyüzlülük yarışında ne kadar ileri gidebileceğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Kıbrıs Türklüğünün müktesep haklarını, egemen ve eşit statüsünü yok sayan hiçbir yaklaşımın adil ve kalıcı bir çözüme hizmet etmesi mümkün değildir. Kıbrıs Türk’tür, Türk’ün öz yurdudur ve ilelebet Türk kalacaktır!” ifadelerini kullanmak suretiyle Kıbrıs Türküne verdiği desteği belirtmiştir.
Bugün gelinen noktada federasyon modelinin onlarca yıllık müzakerelere rağmen sonuç vermediği açıktır. Bu nedenle KKTC'nin uluslararası görünürlüğünün artırılması, Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere dost ve kardeş ülkelerle siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerinin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Aynı zamanda yükseköğretim, turizm, teknoloji ve savunma sanayii yatırımlarıyla KKTC'nin ekonomik bağımsızlığının güçlendirilmesi de stratejik bir gerekliliktir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin garantörlük haklarından taviz vermemesi, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarını kararlılıkla koruması ve KKTC'nin uluslararası tanınması için diplomatik girişimlerini sürdürmesi büyük önem taşımaktadır. Kıbrıs Türk halkının ise birlik ve beraberliğini koruyarak devlet kurumlarını güçlendirmesi, genç nüfusun adaya bağlılığını artıracak ekonomik ve sosyal politikaların desteklenmesi gerekmektedir.
Kıbrıs davası, geçmişin acılarından beslenen bir intikam meselesi değil; geleceğin güvenliğini inşa etme sorumluluğudur. Tarih göstermiştir ki güçlü devletler, yalnızca sınırlarını değil, tarihî sorumluluklarını da koruyabilen devletlerdir. KKTC'nin yaşaması, güçlenmesi ve uluslararası alanda hak ettiği yeri alması; yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye'nin milli güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki stratejik dengeler açısından da vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bu nedenle Kıbrıs meselesi, günübirlik siyasi hesapların değil, uzun vadeli milli stratejinin konusu olmaya devam edecektir.
Devletin adından Kuzey’in çıkarılarak Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olmasının vakti gelmiş, hatta geçmektedir.
Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52’nci yıl dönümünü ve 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlu olsun. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük başta olmak üzere Kıbrıs Türklüğünün özgürlüğü için mücadele edenleri, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyorum.
Ali TÜRKMEN
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.