Altın 7120.73 %0.2
BIST 14514.82 %0
Dolar 48.0559 %0
Euro 56.1419 %0.01
Sterlin 65.3049 %-0.21

İkili Anlaşmalar, Mekke İttifakı ve Türkiye’nin Gönül Coğrafyası

Bir ülkenin dış politikadaki gücü yalnızca sahip olduğu tank, uçak veya ekonomik büyüklükle ölçülmez. Asıl güç; dostluklarını koruyabilmekte, çıkarlarını ortak hedeflerle birleştirebilmekte ve gerektiğinde tek başına değil, güçlü ortaklarla hareket edebilmektedir. Bugünün dünyasında devletler için mesele artık yalnızca “kiminle dostuz?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: “Kiminle, hangi amaçla ve hangi geleceği kurmak için birlikteyiz?”

İkili anlaşma, iki devletin karşılıklı menfaatlerini belirli alanlarda korumak ve geliştirmek amacıyla yaptığı hukuki ve siyasi mutabakattır. Savunma, güvenlik, ticaret, enerji, ulaştırma, eğitim, teknoloji, sağlık, istihbarat ve kültür alanları ikili anlaşmaların başlıca konularıdır. İttifak ise daha geniş ve daha uzun vadeli bir ortaklık iradesidir. Ortak tehditlere karşı birlikte hareket etmeyi, ortak güvenlik anlayışı geliştirmeyi ve çoğu zaman siyasi, askerî veya ekonomik dayanışmayı içerir.

NATO, bunun en bilinen örneğidir. Avrupa ve Kuzey Amerika güvenliğini ortak savunma anlayışıyla bir araya getiren NATO’nun yanında, farklı coğrafyalarda başka iş birliği modelleri de bulunmaktadır. AUKUS savunma ve teknoloji eksenli bir ortaklık iken, Şanghay İş Birliği Örgütü daha geniş bir güvenlik ve siyasi iş birliği zemini oluşturmaktadır. Her yapının amacı farklıdır; ancak hepsinin arkasında aynı gerçek vardır: Devletler, tek başlarına taşıyamayacakları riskleri ortaklıklarla azaltmaya çalışmaktadır.

Türkiye son yıllarda yalnızca mevcut ittifakların içinde kalmayı değil, aynı zamanda kendi bölgesinde yeni iş birliği alanları oluşturmayı da önceleyen bir politika izlemektedir. NATO üyeliği devam ederken Türk Devletleri Teşkilatı içindeki bağların güçlendirilmesi, Irak ile güvenlik ve Kalkınma Yolu eksenli ilişkiler, Mısır ve Körfez ülkeleriyle yeniden gelişen diplomasi bu yaklaşımın parçalarıdır. Dışişleri Bakanlığınca yapılan çeşitli açıklamalarda da Türkiye’nin geniş bir coğrafyada inisiyatif alma ve mevcut ortaklıkları güçlendirme hedefi vurgulanmaktadır.

Bu arayışın son ve en dikkat çekici adımı ise 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması oldu. Resmî açıklamalara göre anlaşma; ortak caydırıcılığı, savunma iş birliğini ve bölgesel istikrarı güçlendirmeyi amaçlıyor. Herhangi bir ülke veya ittifakın hedef alınmadığı açıkça ifade ediliyor.

Mekke İttifakı sadece askerî bir proje mi yoksa çeşitli alanlarda iş birliğini mi amaçlıyor? Mekke İttifakı'nın asıl öneminin burada başladığını söyleyebiliriz. Çünkü bu anlaşma yalnızca askerî bir dayanışma metni olarak kalırsa gerçek potansiyeline ulaşamaz. Kalıcı ittifakların arkasında güvenlik kadar ekonomi, ekonomi kadar da toplumların birbirine duyduğu güven vardır.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da ifade ettiği gibi, bölge ülkelerinin güvenlik ve ekonomik istikrarlarını daha fazla “bölgesel sahiplenme” anlayışıyla kurmaları gerekiyor. Başkalarının gelip bölgenin sorunlarını çözmesini beklemek yerine, bölge ülkelerinin kendi geleceğine sahip çıkması esas olmalıdır.

Mekke İttifakı'nın gelecekte Irak, Ürdün, Mısır ve diğer bölge ülkeleriyle ekonomik ve diplomatik iş birliğini destekleyen daha geniş bir güvenlik mimarisine dönüşüp dönüşmeyeceği ise zamanla görülecektir. Burada aceleci davranmak yerine, ittifakın kurumsal yapısını güçlendirmek gerekir. Çeşitli kriz anlarında ittifak üyelerinin gösterdikleri birlik ve dayanışma ittifakın genişlemesinde en önemli kriterlerden biri olacaktır.

Bu noktada MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin önceki yıllardaki “Kudüs Paktı” önerisi dikkat çekicidir. Bahçeli, Türkiye, Suriye, Irak ve başta olmak üzere bölge ülkelerinin girişimiyle daha güçlü bir Kudüs merkezli dayanışma mekanizması kurulması gerektiğini savunmuş ve bunu birçok kez dile getirmiştir.

Sayın Bahçeli 2 Haziran 2026 tarihinde partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada “Bir kez daha, İslam dünyasının ayağa kalkabilmesi, Müslüman feryadına son verilebilmesi, kalıcı barış ve istikrar için ‘Kudüs Paktı’ teklifimizin ciddiyetle ele almasının gerektiğini önemle hatırlatıyorum. İslam ülkeleriyle Kudüs Paktı oluşturulmalı, ekonomik, siyasi ve askeri yeni bir birlik kurulmalıdır.” demek suretiyle konunun önemini bir kez daha vurgulamıştır.

Kudüs İttifakı'nın gerçekleşmesi bugün için elbette kolay değildir. Bölge ülkelerinin birbirleriyle olan tarihî rekabetleri, farklı dış politika öncelikleri ve güven sorunları bulunmaktadır. Ancak Mekke İttifakı, imkânsız görünen bölgesel dayanışmaların doğru zamanda ve şartlarda mümkün olabileceğini göstermesi bakımından önemli bir örnek oluşturmuştur. Umarız ve bekleriz ki üç ülke ile kurulan Mekke İttifakı ilerleyen yıllarda yeni üyelerle birlikte 40’lı, 50’li rakamlara ulaşır. Böylece önemli bir bölgesel ve küresel güç haline gelmiş olur.

Sıkça kullandığımız “Gönül coğrafyası” deyimi siyasi sınırlarla çizilen bir harita değildir. Ortak tarih, dil, din, kültür, akrabalık ve medeniyet bağlarıyla oluşan geniş bir hafızadır. Balkanlar'dan Kafkaslara, Türkistan'dan Ortadoğu'ya, Kuzey Afrika'dan Güney Asya'ya kadar uzanır.

Anlayışımıza göre gönül coğrafyası, başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmek anlamına gelmemektedir. Gönül coğrafyamızda ülkelerin egemenliklerine saygı duyarken tarihî ve kültürel bağlarımızı ekonomik, diplomatik ve insani iş birliğine dönüştürmek esas gayemizdir.

ABD/İsrail - İran arasında halen devam etmekte olan savaş ve Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz, bölgesel savaşların artık sadece o bölge ile sınırlı kalmadığını bir kez daha göstermiştir. Ateşkes ve müzakere girişimlerine rağmen gerilimin yeniden yükselmesi, enerji fiyatlarını ve küresel ticareti doğrudan etkilemiştir.

Bizim buradan çıkarmamız gereken en önemli ders şudur: Güvenlik başkasına emanet edilemeyecek kadar hayati, ekonomi savaştan ayrı düşünülemeyecek kadar kırılgan, diplomasi ise silahlar konuşurken bile terk edilemeyecek kadar değerlidir.

Türkiye, ikili anlaşmalarını çoğaltırken ittifaklarını da çeşitlendirmelidir. Fakat asıl hedefimiz, herkesle savaşabilecek bir Türkiye değil; savaşı kendi sınırlarımızdan uzak tutabilecek kadar güçlü, dostlarıyla birlikte hareket edebilecek kadar güvenilir ve gönül coğrafyamızda sözü dinlenebilecek kadar itibarlı bir Türkiye olmalıdır.

Çünkü geleceğin güçlü devletleri, yalnızca sınırlarını koruyanlar değil; dostluklarını, çıkarlarını ve gönüllerini aynı istikamette birleştirebilenler olacaktır.

Ali TÜRKMEN

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali TÜRKMEN Arşivi