Dr. Osman BÜYÜKKAYA
Şimdi Asıl Sınav Başlıyor
Türkiye uzun zamandır konuşuyor.
Siyaset konuştu, Meclis konuştu, toplum konuştu…
Şimdi konuşma sırası biraz da sonuçlarda.
Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak adlandırılan ve “Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki zeminini oluşturması amacıyla hazırlanan düzenleme, 11 Ağustos’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçti. 12 maddelik kanun, 467 milletvekilinin “evet” oyuyla kabul edildi.
Bu rakamın kendisi bile yasanın siyasi açıdan taşıdığı ağırlığı gösteriyor.
Fakat asıl mesele artık oylama değil.
Asıl mesele bundan sonra ne olacağı.
Çünkü bir ülkenin kaderini bazen Meclis salonunda kullanılan oylar değil, o oyların ardından başlayan uygulama belirler.
“Çerçeve” kelimesi neden bu kadar önemli?
Önce kavramı doğru yere oturtmak gerekiyor.
TBMM’nin kendi parlamento terminolojisine göre çerçeve kanun, mevcut kod kanunlara yeni hükümler ekleyen, bazı hükümleri değiştiren veya yürürlükten kaldıran kanundur. Yani teknik anlamda “çerçeve yasa”, tek başına her şeyi yeniden yazan bir anayasa ya da yeni bir hukuk sistemi değildir.
Ancak bu düzenlemenin siyasi anlamı teknik tanımının çok ötesinde.
Çünkü söz konusu yasa, Türkiye’nin yıllardır çözemediği ağır bir güvenlik ve siyaset probleminin ardından geliyor.
Dolayısıyla vatandaşın beklentisi de sıradan bir kanun değişikliğinin çok üzerinde.
İnsanlar artık şunu soruyor:
Bu yasa gerçekten terörü bitirecek mi?
Silahların susmasının kalıcı olmasını sağlayacak mı?
Toplumsal barışı güçlendirecek mi?
Ve belki de en kritik soru:
Türkiye bunu yaparken hukuk ve adalet dengesini koruyabilecek mi?
Barış değerlidir. Ama barışın da bir hukuku vardır.
Türkiye’nin terörden çok ağır bedeller ödediğini kimse inkâr edemez.
Anneler evlatlarını kaybetti.
Askerler, polisler, güvenlik görevlileri şehitlerimiz.
Siviller hayatlarını kayıp etti.
Köyler, şehirler, ekonomiler ve en önemlisi toplumsal güven duygusu zarar gördü.
Bu nedenle terörün sona ermesi ve silahların tamamen devreden çıkması, Türkiye adına küçümsenecek bir hedef değildir.
Tam tersine…
Bir ülkenin en büyük kazanımlarından biri olabilir.
Fakat burada çok önemli bir çizgi vardır:
Terörün sona ermesi başka, hukukun askıya alınması başkadır.
Devletler barış arayabilir.
Müzakere edebilir.
Toplumsal bütünleşme için yeni mekanizmalar kurabilir.
Ama bütün bunların zemini hukuk olmak zorundadır.
Çünkü hukuk zayıflarsa, bugün barış için kullanılan yöntem yarın başka bir tartışmanın konusu olabilir.
Şimdi herkes aynı sorunun cevabını bekliyor
Yasanın kabul edilmesiyle birlikte bazı önemli mekanizmalar devreye giriyor. Düzenlemede infaz süreçleri, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin hükümler, belirli sürelerde başvuru imkânları ve bir İzleme Komisyonu gibi mekanizmalar yer alıyor. Kasten öldürme gibi bazı suçların kapsam dışında tutulması da düzenlemenin önemli başlıklarından biri.
Fakat kanunun metni kadar uygulama kriterleri de önemli.
Çünkü Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde hep aynı problemle karşılaştık
Bir düzenleme çıkıyor.
Sonra herkes aynı soruyu soruyor:
“Peki bunu kim, nasıl uygulayacak?”
İşte asıl sınav burada.
Devlet güçlü olmak zorunda, ama hukuk daha güçlü olmalı.
Terörle mücadelede devletin güvenlik kapasitesi tartışılmaz bir ihtiyaçtır.
Fakat kalıcı huzur yalnızca güvenlik tedbirleriyle kurulamaz.
Hukuk güvenliği gerekir.
Adalet duygusu gerekir.
Eşitlik gerekir.
Toplumun “Devlet ne yaptığını biliyor ve kurallar herkes için aynı” diyebilmesi gerekir.
Çünkü devletin gücü sadece silahından, bütçesinden veya kurumlarından gelmez.
Devletin en büyük gücü, vatandaşının ona duyduğu güvendir.
Bu nedenle yeni dönemin başarısı yalnızca terör olaylarının azalmasıyla ölçülmemeli.
Toplumdaki güven duygusunun güçlenip güçlenmediğine de bakılmalıdır.
467 oy büyük bir siyasi mesajdır
Yasanın 467 oyla kabul edilmesi, Meclis aritmetiğinin ötesinde bir anlam taşıyor.
Farklı siyasi çevrelerin aynı düzenlemenin arkasında buluşabilmesi, Türkiye açısından başlı başına dikkat çekici bir tablo.
Çünkü terör meselesi yıllardır Türkiye siyasetinin en sert ayrışma başlıklarından biri oldu.
Şimdi ise yeni bir dönem iddiası var.
Bu nedenle siyaset kurumunun bundan sonraki görevi, “Kim kazandı, kim kaybetti?” tartışmasını büyütmek değil; Türkiye ne kazandı? sorusuna cevap vermektir.
Eğer silahlar gerçekten susacaksa, bundan Türkiye kazanır.
Eğer gençler terör örgütlerinin propagandasına değil, geleceğine inanacaksa, bundan Türkiye kazanır.
Eğer Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle herkes kendisini bu devletin eşit vatandaşı hissedecekse, bundan Türkiye kazanır.
Ama bunun için bir şart var:
Hiç kimse hukukun üzerinde olmayacak.
Bundan sonra yapılması gereken
Çerçeve yasa artık çıktı.
Tartışmanın bir bölümünü geride bırakmak gerekiyor.
Şimdi daha zor bir aşamadayız.
Uygulama…
Şeffaflık…
Denetim…
Hukuk güvenliği…
Toplumsal iletişim…
Ve en önemlisi, toplumun ikna edilmesi.
Bu süreç yalnızca Ankara’daki siyasi aktörlerin süreci değildir.
Bu, Türkiye’nin tamamını ilgilendiriyor.
Dolayısıyla toplumun sorularına açık cevaplar verilmesi gerekiyor.
Kim, hangi şartlarda yararlanacak?
Hangi suçlar kapsam dışında?
Hangi kurum neyi denetleyecek?
Kararlar nasıl verilecek?
İtiraz mekanizması nasıl işleyecek?
Bütün bu soruların cevabı ne kadar açık olursa, yasanın toplumsal meşruiyeti de o kadar güçlü olur.
Tarih bize bir şeyi defalarca gösterdi
Silahları susturmak zor olabilir.
Ama barışı kalıcılaştırmak daha zordur.
Çünkü silahların sustuğu gün süreç bitmez.
Asıl süreç o gün başlar.
İnsanların birbirine yeniden güvenmesi gerekir.
Siyasetin dili değişmelidir.
Toplumun travmaları dikkate alınmalıdır.
Adalet duygusu korunmalıdır.
Devletin kurumları aynı hukuk standardı içinde hareket etmelidir.
Ve bütün bunların üzerinde Türkiye’nin ortak geleceği düşünülmelidir.
Çerçeve yasa, bu açıdan bir son değil.
Bir başlangıçtır.
Başarılı olursa Türkiye, yıllardır taşıdığı ağır bir yükten kurtulabilir.
Başarısız olursa yalnızca yeni bir siyasi tartışma ortaya çıkmaz; toplumun barış umutları da ciddi biçimde zarar görebilir.
Bu yüzden artık sloganlardan çok sonuçlara bakmalıyız.
Kim ne dedi?
Kim kime oy verdi?
Kim destekledi?
Kim karşı çıktı?
Bunlar elbette siyasi açıdan önemlidir.
Ama tarih daha sonra başka bir soru soracak:
“Bu yasa Türkiye’yi gerçekten daha huzurlu, daha güvenli ve daha adil bir ülke yaptı mı?”
İşte asıl hesaplaşma o gün yapılacak.
Ve benim kanaatim şu:
Çerçeve yasa çıktı. Şimdi çerçeveyi doldurma zamanı.
O çerçevenin içinde korku değil güven,
intikam değil adalet,
ayrışma değil kardeşlik,
belirsizlik değil hukuk,
ve en önemlisi…
herkes için eşit bir Türkiye olmalı.
Çünkü kalıcı barış, sadece silahların susması değildir.
Kalıcı barış, insanların yarınından korkmamasıdır.
Dr. Osman BÜYÜKKAYA
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.