Ali TÜRKMEN
Terörsüz Türkiye’de Üçüncü Yıl: Güvenlik, Siyaset ve Bölgenin Geleceği
Türkiye’nin yaklaşık yarım asırdır mücadele ettiği terör sorunu, binlerce insanın hayatına mal olmuş, ekonomik kaynakları tüketmiş, toplumsal hafızada derin yaralar açmış ve bölgesel ilişkileri doğrudan etkilemiştir. Bu nedenle Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca bir güvenlik meselesi değil; hukuk, ekonomi, toplumsal barış ve bölgesel istikrar bakımından da dikkatle ele alınması gereken stratejik bir süreçtir.
1 Ekim 2024’te TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşması, yeni bir dönemin başlangıcıydı. Sonrasında yaşanan siyasi açıklamalar, silah bırakma çağrıları ve Meclis çalışmaları, süreci Türkiye’nin iç gündeminin ötesine taşıyarak Suriye, Irak ve İran hattındaki gelişmelerle birlikte değerlendirmeyi gerekli kıldı.
Ancak bu süreçte temel ölçü, yalnızca verilen mesajlar veya yapılan açıklamalar değil, terörün fiilen sona ermesi ve elde edilen güvenlik kazanımlarının kalıcı hâle gelmesidir.
Siyasi İrade Hukuki Çerçeveyle Buluşuyor
Sürecin ilk aşamasında Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki silah bırakma ve fesih çağrısı, PKK’nın Mayıs 2025’te açıkladığı fesih kararı ve Temmuz 2025’te Süleymaniye’de gerçekleştirilen sembolik silah imha töreni öne çıktı. Ancak sembolik silah imhası, örgütün bütün unsurlarının silahsızlandığını tek başına göstermiyordu.
10 Ağustos 2026’da TBMM’de kabul edilerek yasalaşan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, sürecin hukuki boyutunda önemli bir aşama oluşturdu. Düzenlemede, ilgili hukuki sonuçların uygulanması örgütün fiilî varlığının sona erdiğinin, silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi şartına bağlandı.
Bundan sonraki temel mesele, silahsızlanmanın kapsamının ve doğruluğunun denetlenmesi, örgütsel yapıların tasfiye edilmesi ve hukuki adımların açık ölçütlerle uygulanmasıdır. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un 24 Eylül 2026’da vurguladığı izleme, denetim ve gerektiğinde yeni düzenlemeleri mutabakatla ele alma sorumluluğu da bu bakımdan önem taşıyor.
Suriye, Irak ve İran: Bölgesel Boyutun Belirleyiciliği
Terörsüz Türkiye hedefinin kalıcı olabilmesi, Türkiye sınırlarının ötesindeki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Suriye’de SDG’nin merkezi devlet kurumlarına entegrasyonu yönündeki açıklamalar, Ankara tarafından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13 Eylül 2026’da entegrasyon deklarasyonunun sahada uygulanması gerektiğini vurguladı.
Irak cephesinde ise 23 Eylül 2026’da Türkiye ile Irak arasında güvenlik iş birliğini derinleştirme, Sincar’da devlet otoritesini tesis etme ve Başika-Zelikan yerleşkesini belirlenen takvim çerçevesinde Irak Federal Hükümetine devretme konusunda mutabakata varıldı. Bu arada ABD dün (30 Eylül 2026) itibariyle Irak’taki askerlerinin tamamını çekti. IKBY tarafından ABD’nin ülkelerinden çekilmesini utanç verici buldukları ifade edildi.
İran bakımından PJAK meselesi, sınır güvenliği ve bölgesel örgütsel bağlantılar çerçevesinde önemini koruyor. İran’dan beklentimiz PJAK’ın silah bırakmasının sağlanmasıdır. ABD ve İsrail’in saldırıları sırasında PJAK’ı İran’a karşı kullanmak istemelerinden bir ders çıkarılması ve İran devletinin Türkiye ile iş birliği yaparak Terörsüz Bölge’ye destek vermeleri kendileri için de uygun ve çıkar yoldur.
Türkiye’nin temel beklentisi açıktır: Silahlı yapılar farklı isimlerle varlıklarını sürdürmemeli; Suriye, Irak ve İran toprakları Türkiye’ye yönelik saldırıların planlandığı veya desteklendiği alanlara dönüşmemelidir. Aynı zamanda bu ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğü korunmalı, güvenlik sorunları mümkün olduğunca karşılıklı iş birliğiyle çözülmelidir.
2027 Sonuna Kadar Hangi Sonuçlar Beklenebilir?
2027 yılı sonuna kadar bütün silahlı yapıların, özellikle İran kesiminin, kesin biçimde ortadan kalkacağını şimdiden söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte, sürecin başarısı açısından şu gelişmelerin olacağı beklenibilir:
- PKK’nın silahsızlanma ve tasfiye sürecinin doğrulanabilir biçimde tamamlanması,
- Suriye’de entegrasyon kararlarının yalnızca açıklamalarda kalmayıp güvenlik ve yönetim yapısında uygulanması,
- Irak’ta merkezi otoritenin güçlenmesi ve silahlı grupların faaliyet alanlarının daraltılması,
- İran’la sınır güvenliği ve PJAK kaynaklı riskler konusunda somut iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi,
- Sürecin gelişimine göre yeni yasal düzenlemeler yapılabilir.
Bunlar bizim beklentilerimiz olup, sürecin başarısını değerlendirmek için kullanılabilecek ölçütlerdir.
Uluslararası Kamuoyunun Beklentileri ve Türkiye’nin Kazanımları
Uluslararası aktörlerin yaklaşımı farklılık göstermekle birlikte, bölgesel istikrarın güçlenmesi, silahlı çatışmaların azalması, Irak ve Suriye’nin egemenliklerinin pekişmesi ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarının siyasi ve diplomatik yollarla yönetilmesi ortak beklentiler arasında sayılabilir.
Sürecin hedeflendiği şekilde sonuçlanması hâlinde Türkiye; güvenlik harcamaları üzerindeki baskının azalması, yatırım ortamının iyileşmesi, sınır bölgelerinde ekonomik hareketliliğin artması ve bölgesel ticaret projelerinin gelişmesi gibi kazanımlar elde edebilir. Terör tehdidinin azalması, kamu kaynaklarının eğitim, teknoloji, üretim ve sosyal refah gibi alanlara daha fazla yönlendirilmesine de imkân sağlayacaktır.
Ancak bu kazanımlar kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır. Kalıcı güvenlik, ekonomik kalkınma ve toplumsal güven birbirini destekleyen politikalarla güçlendirilmelidir.
Açıklamalarda Sorumluluk, Toplumda Sağduyu
DEM Partili siyasetçilerin ve PKK yöneticilerinin açıklamaları, sürecin seyrini etkileyebilecek önemdedir. Silahsızlanma ve fesih konusunda verilen mesajların açık, tutarlı ve sahadaki uygulamayla uyumlu olması gerekir. Çelişkili açıklamalar, tehdit dili veya örgütsel varlığın başka biçimlerde sürdürülmesini çağrıştıran söylemler güveni zedelenmektedir.
Bununla birlikte, süreci engellemeye yönelik girişimler değerlendirilirken somut kanıtlarla hareket edilmelidir. Silahlı yapıların devamını isteyen çevrelerin, bölgesel güç mücadelelerinin, siyasi kutuplaşmanın ve dezenformasyonun süreci zorlaştırma ihtimali vardır. Fakat her eleştiriyi veya farklı görüşü süreci sabote etme girişimi olarak nitelemek de toplumsal diyaloğu zayıflatabilir.
Vatandaşlarımıza düşen görev; doğrulanmamış iddialara itibar etmemek, şiddeti ve ayrımcılığı reddetmek, hukuka bağlılığı savunmak ve gelişmeleri sağduyuyla takip etmektir. Şehitlerin hatırasına ve kahraman gazilerimize saygı, mağdurların adalet beklentisi ve ülkenin güvenliği birbirine karşıt hedefler olarak görülmemelidir.
Sonuç: Başarı, Sözlerden Çok Sonuçlarla Ölçülecek
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefleri, siyasi açıklamalardan ibaret kalmamalıdır. Sürecin gerçek başarısı; silahların bırakılması, örgütsel yapıların tasfiye edilmesi, güvenliğin kalıcılaşması ve toplumsal huzurun güçlenmesiyle ölçülecektir.
2027 yılı sonuna kadar belirleyici olan, verilen sözlerin ne kadarının sahada karşılık bulduğu olacaktır. Türkiye’nin güvenlik kazanımlarını hukuk, ekonomik kalkınma, toplumsal güven ve bölgesel iş birliğiyle birleştirebilmesi, bu sürecin geleceğini şekillendirecektir.
Daha önce yazdığımız ve birçok kere dile getirdiğimiz gibi Terörsüz Türkiye’den muradımız; her bir Türk vatandaşının bir başka ülkenin çıkarı doğrultusunda onlarla iş birliği yapmayacak bilince ve kararlılığa ulaşmasıdır. Bunu başaracağımıza olan inancımız da tamdır.
Yeni yasama yılında TBMM’nin takip ve kontrolünde Terörsüz Türkiye konusunda önemli adımlar atılması ve başarılı sonuçlar alınması dileklerimle.
Ali TÜRKMEN
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.