Dr. Abdullah BUKSUR
İnsanı ve Ekosistemi Kutsayan Çevre Temelli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
Gök, Yer-Su ve İnsanın Kutlu Bağı
İnsanlık tarihi, insanın hem kendi cinsiyle hem de can bulduğu evrenle kurduğu adalet köprüsüdür. Türk devlet felsefesinin ve Türkçü düşüncenin temel harcı, insanı en yüksek değer olarak konumlandırmak ve onun onurunu kutsamaktır.
Bilge Kağan’ın Orhun Yazıtları’nda haykırdığı "Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış" ifadesi, insanın evrendeki şerefli ve merkezi yerini açıkça ilan eder.
Türk düşünce dünyasında vatan; yalnızca kuru bir toprak parçası değil, göğüyle ve suyuyla (Yer-Su) ruhu olan kutsal bir varlıktır. Bu kutsallık, içinde yaşayan insanı yaşattığı ve koruduğu müddetçe anlam kazanır. Kutadgu Bilig’in öğütlediği gibi; "Halkı korumak, adaleti gözetmekle olur; adalet ise her şeyi yerli yerine koymaktır."
Bugün küresel ölçekte yaşanan çevre kirliliği, iklim krizleri ve ekolojik yıkım, yalnızca doğanın dengesini bozmamakta; doğrudan insanın yaşam hakkını, sağlığını ve neslini tehdit etmektedir. Türkçü şuurun halkçılık ve sosyal adalet ilkesi, insanın kapitalist hırslarla sömürülmesini reddettiği gibi, insanın yaşam alanlarının yağmalanmasını da kabul edemez. Çünkü insan kutsaldır; insanı yaşatmak ise ancak onun havasını, suyunu ve toprağını korumakla mümkündür.
Bu akıl bilinçle Türk medeniyetinin adalet şuurundan ve insanı yaşatma ülküsünden ilham alarak, çevre temelli insan haklarını küresel bir değer olarak ilan eder.
İnsanın Kutsallığı ve Yaşam Alanı Türk milletinin “İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın” bakışında özettir.
Her insan, onuruna yaraşır bir şekilde temiz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. İnsanın bedensel, ruhsal ve sosyal varlığı kutsaldır ve hiçbir ekonomik, siyasi veya endüstriyel çıkar bu kutsallıktan üstün tutulamaz. İnsanın yaşam alanı olan ekosistemin korunması, insanı yaşatma ödevinin ilk şartıdır.
Çevresel Adalet ve Töre İnsanın Eşitliğidir
Toplumun hiçbir ferdi, sınıfı veya zümresi, sanayileşmenin ve teknolojik üretimin getirdiği ekolojik kirliliğin bedelini orantısız bir şekilde ödemeye zorlanamaz. Türkçü felsefenin "Halkçılık" ilkesi gereği; zenginlik ortak paylaşıldığı gibi, çevresel riskler de adaletle yönetilmelidir. Doğal kaynakların sermaye eliyle yağmalanarak halkın susuz, topraksız ve havasız bırakılması, insanlık onuruna ve evrensel adalet töresine aykırıdır.
Kuşaklararası Emanet, Kut Neslin Korunmasıdır
Gök Vatan, Mavi Vatan ve Yeşil Vatan; bugünkü nesillerin sınırsızca tüketeceği bir mülk değil, gelecek nesillerin yaşam hakkı için Türk milletine ve insanlığa tevdi edilmiş kutsal bir emanettir. Kutadgu Bilig’de belirtildiği üzere, bugünün yöneticileri ve toplumları, yarının çocuklarına yaşanabilir bir dünya bırakmakla yükümlüdür. Gelecek kuşakların haklarını gasp etmek, kutlu geleceğe ihanettir.
Yer-Su Ruhu ve Kamusal Müşterekler
Akarsular, göller, denizler, ormanlar ve atmosfer dünyanın içinde 18 bin âlemin içinde bir âlemdir. Hiçbir şahsın, şirketin veya devletin tekelinde ticarileştirilemez, metalaştırılamaz ve kamusal erişime kapatılamaz. Türk kültürünün kadim "Yer-Su" (Iduk Yer-Sub) inancı, bu varlıkların müşterek birer yaşam kaynağı olduğunu söyler. Doğanın bu ortak unsurları tüm insanlığın ortak mirasıdır ve koruması altındadır.
Çevresel Kırılganlık ve Sosyal Devlet Güvencesi
İklim krizleri, kuraklık veya çevre felaketleri sebebiyle yurtlarını, topraklarını ve geçim kaynaklarını kaybeden tüm insanlar, sosyal devletin ve uluslararası hukukun mutlak koruması altındadır. İnsanın coğrafi felaketler karşısında çaresiz ve güvencesiz bırakılması, insaniyet ülküsünün ihlalidir.
Türkün Bilgiye Erişim ve Kutlu Toy (Günümüzde Çevresel Demokrasidir)
Halk, kendi yaşam alanını, toprağını ve suyunu etkileyecek her türlü sanayi veya altyapı projesinde doğrudan söz ve karar hakkına sahiptir. Kararlar gizli kapılar ardında değil, halkın katılımıyla, açık ve şeffaf bir "Toy" (meclis) anlayışıyla alınmalıdır. Çevresel kararlarda insanın iradesini yok saymak, demokratik ve insani hakların gaspıdır.
Yeni Bir İnsaniyet Sözleşmesi:
İnsanlığın ve yeryüzünün kurtuluşu; insanı doğanın düşmanı veya kölesi olarak gören anlayışlardan sıyrılıp, insanı evrenin en saygın ve koruyucu öznesi olarak kabul eden Türk adalet şuuruna dönmekle mümkündür. Bu bildirge, insanın kutsallığını korumak ve evrende adaleti tesis etmek adına tüm insanlığa sunulmuş modern bir töredir.
Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.