Altın 6865.09 %0
BIST 13284.42 %0
Dolar 48.7547 %0
Euro 55.9994 %0
Sterlin 64.986 %0
Dr. Abdullah BUKSUR

Dr. Abdullah BUKSUR

Ülkemizin ve Dünyanın Çöken Emeklilik Sisteminde Yeni Bir Yol: Üretken Sermaye Ortaklığı

Dünya genelinde uzun yıllardır tıkır tıkır işlediği varsayılan devlet destekli emeklilik sistemi, yolun sonuna geldi. Uzayan insan ömrü, düşen doğum oranları ve bozulan aktif/pasif çalışan dengesi, küresel ölçekte ciddi bir sosyal güvenlik krizini tetikliyor.

Bugüne kadar gerek Türkiye’de gerekse dünyada geliştirilen çözümler ise ne yazık ki iki kutup arasında sıkışıp kaldı. Bir yanda devlete yeni mali yükler bindiren modeller, diğer yanda vatandaşı özel sigorta şirketlerinin insafına ve yüksek fon yönetim ücretlerine terk eden yaklaşımlar bulunuyor. Oysa her iki seçeneğin de tek başına sürdürülebilir olmadığı açıktır.

Finansal piyasaların spekülatif dalgalanmalarına ya da sürdürülemez bütçe açıklarına sığınmayan, kamusal güç ile modern finansal teknolojiyi birleştiren üçüncü bir yol mümkün mü diye düşünelim diyorum.

İşte çöken küresel emeklilik sistemini kurtaracak, yapısal reform niteliğinde bir yaklaşım olarak “Üretken Sermaye Ortaklığı” modelini tartışmaya açmak gerekiyor.

Üretken Sermaye Ortaklığı

Mevcut sistemde gerek sosyal güvenlik kurumlarının gerekse bireysel emeklilik sistemlerinin (BES) havuzunda biriken paralar, ağırlıklı olarak devlet tahvillerinde, repoda ya da borsa endekslerinde tutuluyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde bu kâğıt varlıklar reel olarak değer kaybedebiliyor ve vatandaşın emeklilik döneminde yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olabiliyor.

Çare önerimiz ise emeklilik fonlarının doğrudan ülkenin büyük altyapı, enerji, lojistik ve teknoloji projelerine “ortaklık payı” olarak yatırılmasıdır.

Devletin köprü, otoyol, havalimanı ya da yenilenebilir enerji santralleri gibi projeler için yabancı konsorsiyumlara döviz bazlı gelir garantileri vermesi yerine, bu projelerden doğacak getirinin doğrudan halkın emeklilik havuzuna TL veya enflasyona endeksli kâr payı (temettü) olarak aktarılması düşünülebilir. Bunun ötesinde, zamanın ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun üretken yatırımların da dikkatle tespit edilmesi gerekir.

Böylece vatandaş, kâğıt üzerinde değer kaybedebilen bir meblağı değil; ülkesinin üreten, büyüyen ve gelir oluşturan fiziksel varlıklarının doğrudan gelir ortaklığını biriktirmiş olur.

Tüketimi Geleceğin Birikimine Dönüştürmek

Söylemimizi biraz daha açmak gerekirse, sistemin en büyük sancılarından biri kayıt dışı istihdam ve ev kadınları gibi düzenli prim ödeyemeyen milyonlarca insanın sosyal güvenlik sisteminin dışında kalmasıdır.

İnsanları zorla maaşlarından kesinti yaparak ya da prim ödemeye mecbur bırakarak sisteme dâhil etmeye çalışmak yerine, gelişen finansal teknoloji altyapısı devreye sokulmalıdır.

Geliştirilecek bir modelle vatandaşın yaptığı her harcamadan, KDV veya ÖTV gibi devlete giden bir vergi olarak değil, çok küçük bir oran -örneğin yüzde 0,5- otomatik olarak kişinin kendi adına kayıtlı “Ulusal Yatırım Fonu” hesabına aktarılabilir.

Bu yöntemle kişi çalışmasa bile, ömrü boyunca yaptığı her mal ve hizmet tüketiminde kendi geleceğine küçük ama düzenli bir yatırım yapmış olur. Vatandaşın günlük hayatında ağır bir yük oluşturmayan bu sistem, tüketimi uzun vadeli birikime ve üretken yatırımlara dönüştürebilir.

Kademeli ve Esnek Emeklilik Yönetimi

Bir diğer önemli konu ise emeklilik yaşının ve çalışma hayatının yeniden ele alınmasıdır.

Mevcut yasalar, insanları gri alan bırakmaksızın tek bir günde “çalışan” statüsünden “emekli” statüsüne geçirirken başka sorunların ortaya çıkmasına da neden olabiliyor.

Bunun yerine kademeli ve esnek bir emeklilik yönetimi üzerinde düşünülmelidir. İnsanların yaş, prim günü, çalışma kapasitesi ve ekonomik koşulları dikkate alınarak daha esnek geçiş modelleri oluşturulabilir. Böylece emeklilik, yalnızca “çalışmanın bittiği gün” olmaktan çıkarılıp yeni bir yaşam ve üretim dönemine dönüşebilir.

Statükoyu Değil, Geleceği Tasarlamak

Sonuçta geleneksel sosyal güvenlik anlayışı, büyük ölçüde 20. yüzyılın demografik yapısına göre şekillenmiştir. Oysa bugün 21. yüzyılın bambaşka demografik, ekonomik ve teknolojik şartlarıyla karşı karşıyayız.

Çözüm, yamalı bohçaya dönen mevcut kanunları biraz daha sıkıştırmak ya da insanları özel sigorta şirketlerinin yüksek yönetim ücretlerine mahkûm etmek değildir.

Çözüm; kamunun güvencesini, finansal teknolojinin hızını ve reel üretimin sürdürülebilirliğini aynı sistem içerisinde buluşturacak yapısal reformları hayata geçirmekten geçiyor.

Küresel emeklilik sisteminin karşı karşıya olduğu sorunlar büyürken, statükoyu savunmak yerine geleceğin sosyal güvenlik modelini bugünden tartışmak zorundayız.

Çünkü mesele yalnızca bugünün emeklisinin maaşını nasıl ödeyeceğimiz değildir. Asıl mesele, bugünün çalışanına ve yarının emeklisine nasıl sürdürülebilir, üretken ve güvenli bir gelecek bırakacağımızdır.

Bu nedenle artık yeni sorular sormanın zamanı gelmiştir: Emeklilik fonları yalnızca bekleyen para mı olacak, yoksa ülkenin üretimine ortak olan bir sermayeye mi dönüşecek?

Belki de geleceğin emeklilik sistemi, tüketen değil üreten; yük oluşturan değil değer yaratan; yalnızca maaş ödeyen değil, vatandaşını ülkesinin üretimine ortak eden bir model olmak zorundadır.

Dr. Abdullah BUKSUR
Eski Türkiye Kamu-Sen ARGE Başkanı

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Abdullah BUKSUR Arşivi