Altın 6736.37 %0
BIST 14172.26 %0
Dolar 47.8426 %0
Euro 55.3801 %0
Sterlin 64.511 %0
Dr. Abdullah BUKSUR

Dr. Abdullah BUKSUR

Güvenli Egemenlik ve Kıbrıs’ta İki Devletli Yapı

İnsan Hakları ve Ortak Refah Paradoksu gerçeğinde yeterince güçlü olarak değerlenme imkanı sağlanmıştır.

Özgürlük ve Güvenlik İlişkisi

Uluslararası siyaset ve insan hakları doktrini, bireylerin ve toplumların özgürlüğünü temel bir yapı taşı olarak kabul eder. Ancak özgürlük ve insan haklarının pratikte var olabilmesi, her şeyden önce devredilemez bir hak olan "yaşam hakkı"nın ve fiziki güvenliğin mutlak surette korunmasına bağlıdır. Tarihsel tecrübeler göstermiştir ki, bir toplumu geçmişte kendisini yok saymış, haklarını gasp etmiş ve fiziki varlığına kastetmiş bir diğer toplumla yapay formüller altında bir arada yaşamaya zorlamak, özgürlüğü değil, kalıcı bir tehdit sarmalını beraberinde getirir.

1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olan Kıbrıs Türklerinin, Rum ortakları tarafından silah zoruyla devletten dışlanması ve gettolara mahkûm edilmesi bu acı gerçeğin en somut örneğidir. Günümüzde uluslararası camianın adada "tek birleşik devlet" vizyonunu dayatması, özgür yaşayan Kıbrıs Türk halkının güvenliğini yeniden tehlikeye atmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Bu bağlamda, gerçek ve kalıcı bir barış, ancak iki toplumun kendi egemen sınırları içerisinde, iki ayrı devlet olarak yan yana yaşamasıyla mümkündür.

Tarihsel Arka Plan ve Rumların Tahakkümü

1960 yılında ilan edilen Kıbrıs Cumhuriyeti, iki toplumun egemen eşitliği üzerine kurulmuş federal bir ortaklık devletiydi. Ancak Rum liderliğinin adayı Yunanistan’a bağlama (Enosis) ideali ve Türkleri bir kurucu ortak değil, basit bir "azınlık" olarak görme arzusu, bu ortaklığı kısa sürede dinamitlemiştir. 1963 yılında anayasayı tek taraflı olarak feshetme girişimi ve ardından gelen "Kanlı Noel" katliamları, hukukun bittiği ve kaba kuvvetin devreye girdiği an olmuştur.

Türklerin devlet mekanizmasından tamamen dışlanması, basit bir siyasi anlaşmazlık değil; insani değerleri, mülkiyet haklarını ve yaşam hakkını hedef alan sistemli bir izolasyon sürecidir. Uluslararası toplumun, devlet mekanizmasını silah zoruyla gasp eden Rum tarafını adanın tek meşru hükümeti olarak tanımaya devam etmesi ise modern tarihin en büyük insan hakları çelişkilerinden biridir. Hakları çiğneyen, saldırganlaşan çoğunlukla, mağdur olan azınlığı yapay anayasal formüllerle yeniden zorla bir arada tutmaya çalışmak, adadaki Türk varlığını açık bir kronik tehdide maruz bırakmaktır.

Hukuki Boyut: Kendi Kaderini Tayin Hakkı (Self-Determination)

Uluslararası hukukta bir toplumun baskı, dışlanma ve imha tehdidi karşısında kendi kaderini tayin etmesi (Remedial secession / kurtarıcı ayrılma) en meşru haklardan biri olarak kabul edilir. Kıbrıslı Türkler 1963’ten beri kendi yönetimlerini kurmuş, kendi demokrasilerini inşa etmiş ve bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) çatısı altında bir devlet yapısına kavuşmuştur. Gerçek barış, tarafların birbirini tehdit edemeyeceği mesafede ve kendi egemen sınırları içinde yaşamasıyla mümkündür. Dolayısıyla iki ayrı bağımsız devlet, olası çatışmaları önleyen en güçlü fiziki ve hukuki kalkandır.

Hak Gaspından, Ortak İki Devletli Ekonomik Model ve Dostluk

İki devletli çözüm modeli, yalnızca bir güvenlik zarureti değil, aynı zamanda adadaki yarım asırlık ekonomik hak gaspına son verecek küresel bir refah projesidir. Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız doğrudan uçuş, ticaret ve spor ambargolarının tescil edilmiş iki devlet temelinde kaldırılması, adanın kuzeyinde saklı kalmış devasa ekonomik potansiyeli açığa çıkaracaktır.

Birbirinin egemenliğine ve sınırlarına saygı duyan iki bağımsız komşu devletin varlığını herkes kabul etmiştir.

Uluslararası Ticaret Konusunda Sınır Kapıları KKTC’ye tek taraflı ve hukuksuz olarak uygulanmıştır. KKTC’ye kapıları üzerinde serbest gümrük anlaşmaları ve doğrudan ticaretin önünü açarak her iki devleti de ekonomik olarak tek taraflı KKTC fakirlik uygulaması insanların hak ihlali olarak uygulanmasıdır.

Şu an gerilim ve çatışma riski barındıran hidrokarbon (doğal gaz) yataklarının, iki devlet arasında hakkaniyetli iş birliği anlaşmalarıyla adilce paylaşılmasını sağlanmak mecburiyetindedir.

Bölgesel İstikrar Mecburiyetinde Zoraki bir evlilik içinde sürekli yetki ve egemenlik kavgası etmek yerine, sınırları netleşmiş iki medeni komşunun kuracağı dostluk bağları, adayı sürekli bir barut fıçısı olmaktan çıkarıp Akdeniz'in en zengin ticaret ve turizm alanında değil savaş alanına haline dönüştüren başka akılları değil kendi aklıyla barışta beraber olalım.

Sonuç

Kıbrıs'ta yarım asrı aşkındır devam eden çözümsüzlüğün temel nedeni, 1963 zihniyetinin uluslararası toplum tarafından şımartılması ve Türklerin egemen varlığının yok sayılmasıdır. İnsan hakları ve özgürlük anlayışı, bir toplumu kendisini yok etmek isteyen yapılarla yaşamaya zorlamayı değil, o toplumun güvenli bir sığınakta özgürce gelişmesini emreder.

Geleceğin Kıbrıs’ı; gerilim üreten bir federasyon hayaliyle değil, birbirine saygı duyan, ticaret yapan, dostluk geliştiren ve yan yana daha da zenginleşen iki egemen devlet modelinde gizlidir. Uluslararası toplumun bu gerçeği kabul etmesi, sadece Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlığı bitirmeyecek, aynı zamanda Doğu Akdeniz'e kalıcı ve sürdürülebilir barışı getirecektir.

Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Abdullah BUKSUR Arşivi