Dr. Abdullah BUKSUR
BÜROKRATİK KOLAYLIK MI, SOSYAL DEVLETİN ÇIKMAZI MI?
SGK Emeklinin Cüzdanına İcrasız, Doğrudan Müdahale Etme Yetkisini TBMM’den ALDI!
Sosyal güvenlik sistemleri, bireyin en savunmasız olduğu yaşlılık, malullük veya hastalık dönemlerinde onu korumak, insanca yaşam standartlarını güvence altına almak için vardır. Anayasamızın 2’nci maddesinde açıkça yazılı olan "Sosyal Devlet" ilkesi, devletin vatandaşına sadece bir numara olarak değil, onuruyla yaşaması gereken bir insan olarak bakmasını emreder. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) yürürlüğe koyduğu yeni yasal düzenleme ve ardından yayımlanan 2026/19 sayılı genelge, sosyal devlet refleksiyle değil, tamamen "tahsilat memuru" zihniyetiyle hazırlanmış tehlikeli bir virajdır. İcra Yok, Mahkeme Yok, Muvafakat Yok! Yapılan düzenlemeyle birlikte; başta Genel Sağlık Sigortası (GSS) olmak üzere, geçmişe dönük prim borcu olan emeklilerin, dul ve yetim aylığı alan hak sahiplerinin maaşlarından herhangi bir icra takibi başlatılmadan ve en önemlisi kişinin rızası alınmadan doğrudan %10 ila %25 arasında kesinti yapılmaya başlanmıştır.
Yıllarca kurumu yöneten, verilerle uğraşan bir AR-GE uzmanı olarak tablonun ne anlama geldiğini net görebiliyorum. SGK, kendi iç operasyonel yükünü hafifletmek ve yargı maliyetlerinden kaçmak için hukukun en temel güvencelerini devre dışı bırakmıştır. Vatandaşa kendini savunma, borca itiraz etme ya da yapılandırma hakkı tanınmadan, geceden sabaha maaşından kesinti yapmak, modern hukuk devletlerinde kabul edilemez bir "ben yaptım oldu" yaklaşımıdır.
Bir insan hakları eksperi olarak sormak zorundayım: Emekli aylığı bir lütuf mudur, yoksa mülkiyet hakkı mıdır? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve Anayasa Mahkememiz, sosyal güvenlik haklarını "mülkiyet hakkı" kapsamında değerlendirir. Mülkiyet hakkına yapılacak her türlü müdahalenin ölçülü olması gerekir.
Temmuz 2026 itibarıyla en düşük emekli aylığının 23 bin 552 lira olduğu bir ekonomik iklimde, bu paradan rızasız yapılacak her kesinti, emekliyi "açlık sınırının" da altına, yani yaşam hakkı krizine sürükler. Borçlunun rızası olmadan emekli maaşına haciz konulamayacağı yönündeki yerleşik Yargıtay kararları ortadayken, kanuna eklenen bir maddeyle bu koruma kalkanının delinmesi hukuki öngörülebilirlik ilkesini zedeler. Devlet, alacağını tahsil ederken vatandaşının mutfağındaki ekmeği, eczanedeki ilacı riske atamaz.
Dul ve Yetimler Bile Kapsamda!
Uygulamanın en yaralayıcı kısmı ise, sigortalı hayattayken biriken borçların, o vefat ettikten sonra eşine, çocuklarına, yani dul ve yetim aylığı alan hak sahiplerine de yansıtılmasıdır. Zaten kuşa dönmüş ölüm aylıklarıyla hayatta kalmaya çalışan yetim çocukların, dul kadınların rızasını aramadan maaşlarından kesinti yapmak hangi sosyal adalet terazisine sığar?
Hukuk Devleti Masada Kalmamalı
SGK'nın aktüeryal dengelerini korumak, bütçe açıklarını kapatmak elbette devletin görevidir. Ancak bu açıkların faturası, geçmiş sistem hatalarının yükünü taşıyan emekliye, üstelik hukuk kuralları arkadan dolanılarak kesilemez. Bu düzenleme, idari bir kolaylık gibi pazarlansa da mülkiyet hakkının özüne dokunan, ölçüsüz bir uygulamadır. Sendikaların, sivil toplum örgütlerinin ve hak savunucularının bu düzenlemeye karşı acilen yargı yolunu (Anayasa Mahkemesi iptal başvuru süreçlerini zorlayarak) işletmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; vatandaşını korumayan bir sosyal güvenlik sistemi, sadece "güvenlik" üretir, "sosyal" olanı yok eder.
Dr. Abdullah BUKSUR
Eski Türkiye Kamu-Sen ARGE Başkanı
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.