SİYASETTE ZENGİNLEŞEN HIRSIZDIR…
Kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun; siyasette zenginleşen hırsızdır! Eğer bir siyasetçi rüşvet alıyor, yolsuzluk yapıyor, rant peşinde koşuyor ve haramdan besleniyorsa, dünyanın en şerefsiz insanıdır… Haramdan beslenenler der ki: “Devlet malı deniz yemeyen domuz.” Biz de diyoruz ki: “Devlet malı deniz yiyen domuz.”
Yazar Muzaffer Keklik’in de belirttiği gibi: "Siyasetçi iş takibi değil, hizmet takibi yapmalı. Siyaset; toplumun ihtiyaçlarını görmek ve bu ihtiyaçlara çözüm üretmek için yapılan bir hizmet alanıdır."
Tilkinin 300 hikayesi varsa, 299’u tavukla ilgilidir. Siyasette hırsızlıkla zengin olanın da bir hikayesi varsa, bunun 299’u hırsızlıkla ilgilidir… Başkalarının gölgesinde yaşayanların üzerine güneş doğmaz. Kendi ışığınızla parlayın!
Yazar Ahmet Şafak ne güzel söylüyor: "Ey ruhu maskeli, süslü borazan, Ey notası bozuk, detone sazan, Ey nefsine tapan, şöhretle azan; Değilsin, değilsin, adam değilsin! Adam olan namerde niye eğilsin?"
Bizlerin; arkadaşlarının omuzlarına basarak bir yerlere gelen ve sonra onları tanımayan siyasetçilere değil; aksine kendisini o yerlere getirenleri unutmayan, haramdan beslenmeyen, rant peşinde koşmayan, dürüst ve vefalı davranan siyasetçilere ihtiyacı var. Bulunduğu makamı kendi çıkarları için değil; arkadaşlarına, davasına ve insanlığa hizmet etmek için dolduran isimlere ihtiyacımız var!
Yazar Ali Kutlu durumu ne güzel ifade etmiş: "Utanmayı bilenler hep kayıpta; utanmayı bilmeyenler ise her boşluğu dolduruyor. Dal budak salıyorlar, kökleniyorlar. Arlı hep geri çekiliyor, arsızın ise bahtı açılıyor. Açıldıkça hayasızlık norm hâline geliyor. Edepsizler her köşe başında boy gösteriyor. Ar damarı çatlamış olanın önü açık; çünkü o cesaretle değil, arsızlıkla beslenir. Çevresini kirletir, havayı boğar, vicdanı örter."
İnsanın bir duruşu olmalı; tüm olumsuzluklara rağmen hiç bozulmayan! İnsanın bir duruşu olmalı; yediği darbelere inat, dosta güven veren! İnsanın bir duruşu olmalı; nerede duracağını hesap etmeden, durduğu yerde kâr-zarar gözetmeden ve gerektiğinde "ölüme hoş geldin" diyebilen! İşte budur can dostlar...
Yazar Mustafa Külcü’nün ifadesiyle: "İtibar talep edilmez, inşa edilir. Unvanla değil, tavırla büyür. Bir esnaf, müşteriyle kurduğu dürüst ilişkiyle saygı görür. Bir muhtar, mahallesinin derdini sessizce ama ısrarla takip ettiği ölçüde değer kazanır. Bir memur, görevini hakkaniyetle yaptığı sürece takdir edilir. Bir siyasetçi ise makamını değil, sorumluluğunu öne çıkardığında halkın gönlünde yer edinir. Unvanlar geçicidir ama geride bırakılan iz kalıcıdır."
Zaman her şeyin ilacıdır... Ancak her ilaç gibi, bu ilacın da içileceği zamanı sadece kendisi belirler! Mücadelemizi üç-beş kişi beğensin ya da övsün diye yapmıyoruz. Allah bilsin yeter, gerisi önemli değil…
Hz. Mevlana buyurmuş: "Ne olursan ol, göründüğün kadarsın. Nasıl görünürsen görün; karşındakinin seni gördüğü kadarsın."
Bahsettiğimiz bu tiplerin kursağından hiçbir zaman helal lokma geçmedi; ağızları hep haramdan koktu. Yalan söyleyerek, insanlara iftira atarak ve çirkin işlere bulaşarak gündem oldular; sonuçta sadece insanların nefretini kazandılar…
Hz. Ebubekir ne güzel demiştir: "Haramı terk etmek, helali talep etmekten hayırlıdır."
Biz yıllardır ne diyoruz? Liyakatli insanlar gelsin, hakkı ve adaleti bilen insanlar yönetsin. Kul hakkını gözeten ehil insanlar siyasette görev almalıdır, onlara görev verilmelidir. Aksi halde yolsuzluğun, rüşvetin ve hırsızlığın önüne geçilemez…
Dostoyevski’nin de dediği gibi: "Düşmanların mı var? Ne hoş! Demek ki hayatta bazı konularda karakterli bir duruş sergilemişsin."
Siyasette; hesapsız, riyasız, yalansız ve çıkarsız olan düzgün insanlar olmalı. Sevgi dolu, can gibi candan, adam gibi adam, kadını da delikanlı olan, yolda bırakmayan, arkadan konuşmayan, yüze gülüp kuyu kazmayan, kahpece dedikodu yapmayan, fitne üretmeyen ve iftira atmayan isimler yer almalı... Davası, fikri ve misyonu için çalışan, üreten ve takdir toplayan gönül erleri olmalı.
Sayın Bilal Aydın’ın şu düşünceleri de ne kadar anlamlı: "İhanetinizi sahte sevgi ve mağduriyet maskesiyle süsleseniz de altındaki hırsınızı görmek artık zor değil. Maskeler düştü, gerçek yüzünüz ortada. Siz rolünüzü oynamaya devam edebilirsiniz. Ancak bizim kırmızı çizgimiz belli, sınırlarımız net ve kapılarımız kapalı.. Hadi buyrun…”
Ne dileriz ki Allah’tan… Zikreden bir dil, şükreden bir kalp, sabreden bir beden! Ne bekleriz ki hayattan… Dik bir baş, tok bir karın, mutlu bir yarın! Ne isteriz ki insanlardan… Temiz bir niyet, düzgün bir tıynet, samimi bir vicdan! Son söz olarak diyoruz ki: Bizim başımıza hiçbir zaman Allah’ın yazdığından başka bir şey gelmez.
Zakir Tercan
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.