Darbeciler, direnen bir millet ve seyirciler

İHANET VE İŞGAL KALKIŞMASINA KARŞI “DEVLET DURUŞU” GÖSTERMEK (3 YIL ÖNCE 15 TEMMUZ’DA YAŞANANLAR)

O gece, ihanet darbesine direnenler, F-16’ların altında, tankların gölgesinde şehadete yürüyenler, göğsünü kurşunlara siper edenler vardı. Yine o gece, darbecilerle anlaşarak, tankların arasından elini kolunu sallayarak geçip, bir belediye başkanının evinde saklananlar vardı...

EVET, ipleri Atlantik ötesinde birilerinin elinde bulunan FETÖ’nün (Fetullah Gülen Terör Örgütü) o kanlı işgal girişiminin, Türk milletine ihanet kalkışmasının üzerinden tam üç yıl geçti… O gece, o meş’um gece ihanet darbesine direnenler, F-16’ların altında, tankların gölgesinde şehadete yürüyenler vardı… Aksakallı Paşa’nın “Vur” emrini, hedefteki haine attığı kurşun kadar kurşun yiyeceğini bildiği halde gözünü kırpmadan uygulayan Ömer Halisdemirler vardı… Ankara Pursaklar’da “Hulusi Baba’yı esir almışlar” diye duyup, Genelkurmay Başkanlığına komutanlarını kurtarmaya gelenler vardı… İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde, “amca senin ne işin var, git evine biz buradayız” diyerek zor yürüyen eli bastonlu hacı amcayı geri çevirmeye çalışan gençlere, ısrarlar devam edince dayanamayıp, bastonu havaya kaldırıp, “çekilin ulan! Şehadetimin önünde durmayın!” diyen 90’lıklar vardı… İhanetin merkezi Akıncı Üssü’nden ihanet uçakları kalkıp inemesin diye buğday tarlalarını yakarak karartma yapmaya çabalayan Kazanlı kahramanlar vardı…

Yine o gece darbecilerle anlaşarak tankların arasından elini kolunu sallayarak geçip, bir belediye başkanının evinde saklananlar vardı… Terliklerini giymişler, kahvelerini ellerine almışlar, emin-sakin televizyondan darbenin alacağı şekli, daha doğrusu ihanetin kazanmasını keyifle bekleyenler vardı…

“Darbe olursa ilk önce ben tankın üstüne çıkarım” diyerek, yaklaşan tehlikeyi görmezden gelen bu şahsiyet, sonra bir televizyon kanalında bu sözleri sorulunca, “Tank mı vardı? Getirselerdi!” diyecekti… ABD Büyükelçiliği’nde bakanlık için bekleyenler, ATM’lerin önünde para çekmek için kuyruğa girenler, “Tayyip’i götürüyorlar” diye sokakta gösteri yapanlar, barda toplanıp “içelim” diyerek kadeh kaldıranlar, kutlama yapanlar da vardı… Minarelerden okunan selâlardan rahatsız olup, imamlara saldıranlar, Irak’ta, Suriye’de daha önceki yıllarda çekilmiş başı kesik asker resimlerini sosyal medyadan paylaşarak FETÖ ihanetinin değirmenine su taşıyanlar vardı… Bir de o gece tam siper olup, ortalıkta hiç görünmeyen, tarlalarda efelik taslayan “topuklu madamlar” vardı…

Bütün bunların “alayı” sonradan, 15 Temmuz gecesi yaşananlara “tiyatro” ve “kontrollü darbe” diyerek, FETÖ ihanet ve casusluk şebekesini aklama yarışına girecekler; ardından 20 Temmuz günü TBMM’de FETÖ temizliği için çıkartılan OHAL Düzenlemesi’ne gönderme yapıp, “esas darbe 20 Temmuz’da yapılmıştır” diyerek devleti suçlayacaklardı… Bir AVM’de yürüyen merdivene bile binemeyen malum şahsiyet, hızını alamayacak “adalet için” 450 kilometre yürüyecekti… Yaz sıcağında ve ramazan ayındaki yürüyüşünde “adalet istiyoruz” diye bağıran iki kesim vardı: FETÖ’cü ve PKK’lı hainler!

MHP GENEL MERKEZİ’NDE NELER YAŞANDI

O gece bütün bu ihanetler ve ihanete karşı direnişler bir arada yaşanırken, birisi daha vardı… Bir genel başkan, bir lider vardı: “Benim aklım hep Türkiye’dir” diyen…

Evet! O gece üç hilalin ve ay yıldızlı al bayrağımızın dalgalandığı, “Ey Türk Budun! Altta yağız yer delinmedikçe, üstte mavi gök çökmedikçe senin ilini (devletini) ve töreni kim bozabilir?” diye asırların içinden seslenen Bilge Kağan’ın ve beş bin ülkücü şehidin manevi huzurlarında bir genel başkan vardı MHP Genel Merkezi’nde…

Daha olayın başında ne olduğunu tarih ve devlet adamlığı şuuruyla kavrayarak genel merkeze gelen, arkadaşları ile istişarelere başlayan ve milletvekillerini TBMM’yi açık tutmaları için oraya gönderen bir Devlet Bahçeli vardı…

Merhum babası, ismini sanki bu günler için vermişti ona… Gün, Devlet’in “Devlete” sahip çıkma günüydü… İlk açıklaması bütün televizyonlardan alt yazı olarak geçmeye başladığında saatler henüz 22.45’ti… Ve o ana kadar ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Genelkurmay Başkanı, ne de diğer devlet yetkilileri kamuoyunun önündeydi…

“Olası bir kalkışmanın kabul edilemeyeceğini, hükümetin ve milletin yanında olduklarını” bizzat Sayın Başbakan’ı telefonla arayarak iletmiş, “direnmelerini” istemişti… Başbakan’ın özel kalemindekiler bu sözleri ve çağrıyı televizyonlara vermişlerdi. İşte, televizyonlardan Türk milletinin neler olduğunu anlayarak sokaklara dökülmesini, devlet çarkının darbeye karşı direnme azminin fiiliyata geçişini sağlayan ilk açıklama buydu… Milletin evladı Devlet Bahçeli düğmeye basmış, ihanet işgaline karşı Türk milletini harekete geçirmişti… Yakın Türk tarihinde ilk kez bir genel başkan darbeye teslim olmayacağını haykırıyor; partisinin genel merkezinde milletin iradesine, demokrasiye sahip çıkıyordu… “ABD’nin gayri meşru çocukları” bu sefer başaramayacaklar…

Yarın: Üç hilalin altında doğduk, gerekirse üç hilalin altında ölürüz!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.