Siyasi bir vasıf taşır

Asırlardan beri Türkiye’yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şey düşünmemişlerdir: Türkiye’yi! Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde telafi edebiliriz. O da, Türkiye’den başka bir şey düşünmemek! Ancak bu zihniyetle hareket ederek her türlü kurtuluş ve saadet hedeflerine erişebiliriz.”

(Atatürk’ün Başlıca Nutukları (1920-1938), Derleyen: H. Melzig, İstanbul, 1942, s. 84.)

İDEOLOJİK MİLLİYETÇİLİK NEDİR?

Merhum hocamız Prof. Dr. Aydın Taneri’nin dörtlü milliyetçilik tasnifinde yer alan “ideolojik milliyetçilik”, siyasi ve sosyal bir doktrini, programı olan bir hükümetin, bir partinin, bir dernek veya sendikanın hareketlerine yön veren düşünce ve görüş sistemidir. Anlaşılacağı gibi “siyasi damga”, “siyasi vasıf” taşır. Bir bakıma politikanın kendisidir. Bu sosyolojik, kültürel ve çok defa da doktriner milliyetçiliği esas alır.

Günümüzde siyasi partilerin programları, seçim beyannameleri, seçmene verdikleri mesajlar, ülke ve dünya sorunlarına bakış açıları, ürettikleri ve önerdikleri çözümler eğer “milliyetçilik” zemini üzerinde yükseliyorsa; siyasi partinin varlığının ve politikalarının merkezinde “milliyetçilik” fikri bulunuyorsa buna “ideolojik milliyetçilik” denir. Böyle bir siyasi partinin temsilcileri ve yöneticileri “sosyolojik” olarak, “kültürel” olarak ve “doktriner” olarak da milliyetçi olacaklardır.

Büyük Atatürk’ün yukarıdaki sözlerini okuyunca Sayın Devlet Bahçeli’nin siyasetimizin “Bilge Lideri” olarak, “Benim aklım hep Türkiye’dir” sözlerini hatırlamak yerinde olacaktır. Maalesef, bugün Atatürk’ün kurduğu partinin başında bulunup, Atatürk’ün makamında oturan ve fakat Avrupa Birliği ülkelerinden, ABD’den medet umanları gördükçe üzülüyoruz… Onların, Atatürk’ün yolundan ne kadar ayrılmış ve uzaklaşmış olduklarını üzülerek görüyorsak, “Demokrasi milliyetçiliğin ikiz kardeşidir” diyen Sayın Bahçeli’nin Türk devlet geleneği çerçevesinde Atatürk’ün yolunda emin adımlarla yürüdüğüne de şahitlik ediyoruz. Şunu rahatlıkla söylemek mümkündür ki, bugün Atatürk’ün ideolojik mirasçıları Türk milliyetçileridir ve onların adresi de Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

Okuyuculara tavsiyemiz, bu araştırmada Atatürk’ün düşüncelerini okurken, bugün Türkiye’deki siyasi tartışmaları hatırlayalım, gelişmeler karşısında kimin hangi tavırları gösterdiğini iyi düşünelim.

MİLLİ SİYASET

1923’te Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuran ve “Partili Cumhurbaşkanı” olarak ülke siyasetinin ve yönetiminin en tepe noktasında on beş yıl (1923-1938) Türk milletine hizmet eden Atatürk, bir Türk milliyetçisi olarak “ideolojik milliyetçilik” konusunda da önemli sözler söylemiştir. Siyaset ve siyasetçilerimizin nasıl olmaları ve nasıl bir siyaset yürütmeleri gerektiği konusunda birçok söz söyleyip, analizler yapmıştır. Atatürk, siyasetçilerimizin milletle olan ilişkileri bakımından da önemli tespitler yapmıştır.

1923 yılında cumhuriyetin ilanından sonra, 1924 ve 1930 yıllarında iki defa çok partili hayat denemesi yapılan ülkemizde ne yazık ki bu muhalefet partilerinin çeşitli sebep ve gerekçelerle uzun süre yaşama şansı olmamıştır. Türkiye 1946’ya hatta 1950’ye kadar gerçek bir muhalefet partisi ile ve çok partili hayat ile tanışmayacaktır. Atatürk bu kapsamda “muhalefet partileri”nin demokrasilerdeki işlevlerini de değerlendirmiştir.

Temsilde adalet ve yönetimde istikrar bakımından yakın geçmişte demokrasimizin bazı sıkıntılar yaşadığı malumdur. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin ifade ettiği üzere, 2017 Anayasa Değişikliği Referandumu’nda milletimizin “Evet” oyları ile gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Türkiye Cumhuriyeti “hükümet etme sistemi” bakımından üçüncü yapısal dönüşüm evresine girmiştir. 1923, 1946 ve 2017 yılları bugün geldiğimiz noktada üç önemli evreyi oluşturmaktadır.

ATATÜRK’ÜN FELSEFESİ

“Devlet şekli” veya “anayasal rejim” olarak belirlenen cumhuriyetimiz ve temel esasları korunarak, milletimizin geleneklerine ve çağdaş değerlere en uygun hükümet etme sistemi arayışımız, “Cumhurbaşkanlığı Yönetim Modeli” ile üçüncü evresine ulaşmıştır. Millet iradesinin doğrudan yönetime yansımasını sağlayan ve siyaset kurumunun, yürütme organının meşruiyetini alabildiğince büyüten bu modelin tüm kurumları ve kurulları ile yerleştirilmesi çabalarımız devam etmektedir.

Aziz Milletvekilleri, Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede (yönetimde) ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır (çizgilerdir).
Elimizdeki programın ruhu, bizi yalnız bir kısım vatandaşlarla alakalı kalmaktan (ilgilenmekten) meneder (engeller). Biz bütün Türk milletinin hadimiyiz (hizmetçisiyiz). Geçen yıl içinde, parti ile hükümet teşkilatını birleştirmekle vatandaşlar arasında ayrılık tanımadığımızı fiilen göstermiş olduk

Bir siyaset ve devlet adamı olarak Atatürk’ün ideolojik milliyetçilik konusunda söylediklerine ve yaptıklarına bakıldığında konuyla ilgili ilkelerinin bazı ana alanlarda toplandığını görüyoruz. Şimdi bu başlıklar altında İdeolojik milliyetçi olarak, bir parti kurmuş siyasetçi olarak Atatürk’ün neler söylediğine bakacağız. Buna geçmeden önce, Atatürk’ün siyaset adamı olarak ana felsefesini gösteren bir konuşmasını paylaşmak istiyoruz.

Ülkemizde Atatürk’e düşmanlık yapmayı geçim kapısı hâline getirmiş birilerinin özellikle bir kısmını alarak ve bağlamından kopartarak “Atatürk’ü İslam’la kavgalı” ve “Kur’an-ı Kerim’e hakaret ediyor” gibi göstermeye çalıştıkları bunun için de çeşitli platformlarda zaman zaman gündeme getirdikleri konuşma, Atatürk’ün 1 Kasım 1937’de TBMM’nin V. Dönem, 3. Yasama Yılı’nı açış konuşmasıdır.

Konumuzun dışında olmakla birlikte şunu belirtelim ki, bu konuşmasında ne İslam’a ne Kur’an-ı Kerim’e hakaret vardır. Atatürk TBMM Genel Kurulu’nda karşısında oturan CHP’li milletvekillerine önceki yasama dönemi yapılanları ve bu dönem yapılacakları ayrıntılı bir şekilde anlattıktan sonra, konuşmanın sonunda sözü CHP Parti Programı’na getirerek, programın değişmez, “nass-ı katı/ değişmez’” (manası açık olan Kur’an ayetlerinden delil olarak gösterilen ayet), yani Kur’an ayeti olmadığını, değiştirilebileceğini ifade etmektedir.

DEVLET ADAMI ATATÜRK

Atatürk, o yıl eylül ayında birçok iç ve dış meselede anlaşmazlığa düştüğü İsmet İnönü’yü Başbakanlık görevinden almış, Celal Bayar’ı Başbakanlığa getirmiştir. Parti teşkilatının milletle, vatandaşla ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi, parti programının özellikle yeni bir ekonomik anlayışla yeniden ele alınmasının gündemde olduğu bir dönemde milletvekillerine önemli mesajlar vermektedir. Konuşmanın konumuzla ilgili ve son bölümü şöyledir:

“(…) Aziz Milletvekilleri, Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede (yönetimde) ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır (çizgilerdir).

Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz (Alkışlar).

Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de, milletler tarihinin bin bir facia (acıklı olay) ve ıztırap (sıkıntı) kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir. (Alkışlar).

Elimizdeki programın ruhu, bizi yalnız bir kısım vatandaşlarla alakalı kalmaktan (ilgilenmekten) meneder (engeller).

Biz bütün Türk milletinin hadimiyiz (hizmetçisiyiz). Geçen yıl içinde, parti ile hükümet teşkilatını birleştirmekle vatandaşlar arasında ayrılık tanımadığımızı fiilen göstermiş olduk (Var ol sesleri).

Bu hadisenin (olayın) bizim, devlet idaresinde kabul ettiğimiz, ‘Kuvvet birdir ve o milletindir’ hakikatine uygun olduğu ortadadır (Alkışlar). Kuvvetin yegâne (tek) kaynağı olan, Türk milletinin güzide (seçkin) vekillerini, büyük bahtiyarlıkla (mutlulukla), eğilerek selamlarım. (Bravo, yaşa sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar)”

Bu konuşmadaki mesajlar dikkatlice incelendiği zaman görülmektedir ki, Atatürk, bir siyaset ve devlet adamı olarak ana siyasetinin varoluş sebeplerini üç ana ilkeye bağlamıştır:

1. İçinde yaşadığımız yurt,

2. Bağrından çıktığımız Türk milleti,

3. Milletler tarihinin bin bir facia (acıklı olay) ve ıztırap (sıkıntı) kaydeden yapraklarından çıkarılan sonuçlar.

Bu üç temel ilke, Atatürk’ün takip ettiği siyasetin “milli, yerli ve evrensel değerler (insanlığın tecrübeleri)” üzerine oturduğunu açıkça göstermektedir.

Aşağıda, tasnif ettiğimiz ideolojik milliyetçilik konusundaki görüşleri incelendiğinde bu ana ilkeleri açtığını ve siyasetini bu üç ilkeye dayandırdığını açıkça göreceğiz.

Aynı konuşmadaki, “Kuvvet birdir ve o milletindir” sözleri ile “Kuvvetin yegâne (tek) kaynağı” olarak “Türk milletini” vurguladığı sözleri de son derece önemlidir.

YARIN: TÜRKLÜĞÜN ATA YURDU OLARAK BELİRLENMESİ

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.