Dr. Abdullah BUKSUR

Dr. Abdullah BUKSUR

ERMENİ SOYKIRIMI VE SOYKIRIM...

 

Türkiye bugün ABD Başkanı Biden'ın "Ermeni Soykırımı"nı resmi açıklamada kullanıp kullanmayacağı gündeme oturmuş durumda.

Ancak tarihî bir konu olan bu meselenin meclislerin ve başkanların yetkisinde olmadığı Birleşmiş Milletler metinlerinde yer almaktadır. 1948'de kabul edilen Soykırım veya genosit, ırk, canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum veya başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin, yok edicilerin çıkarları doğrultusunda, bir plan çerçevesinde ve yok edilmeleri niyetiyle girişilen eylem ve sonuçlar bütünü anlamına gelmektedir.

Soykırım tanımı konusunda çalışan akademisyenler arasında farklı yorumlar yapılsa da, 1948’de Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde (SSECS) hukukî bir tanımı bulunmaktadır.

Soykırım Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: Grubun üyelerinin öldürülmesi, grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi, grubun yaşam koşullarının grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması, grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması, çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi” şeklinde tanımlanmaktadır.

SSECS’nin giriş bölümünde soykırım olaylarının tarih boyunca yaşandığı fakat Birleşmiş Milletler’in Raphael Lemkin bu terimi oluşturana ve Nürnberg mahkemelerinde Holokost’un failleri yargılanana kadar soykırım suçunu uluslararası hukuk altında tanımlayan SSECS’ye karar vermemiş olduğu söyleniyor.

SSECS’nin yürürlüğe girmesi ile sözleşmenin uygulanmasıyla yapılan ilk yargılama arasında 40 yıllık bir boşluk vardır. Şimdiye dek olan tüm uluslararası soykırım yargılamaları, Ruanda Soykırımı için olan, Bosna Soykırımı için olan yargılamalar bu olaylara özel mahkemelerde yapılmıştır.

Bu yargılamaya yetkili Uluslararası Ceza Mahkemesi 2002’de kurulmuştur ve sözleşmeye taraf olan devletlerin vatandaşlarını yargılama hakkı vardır. Buna rağmen şimdiye kadar kimse yargılanmamıştır.

SSECS’nin 1951 Ocak ayında yürürlüğe girmesinden itibaren yaklaşık 80 Birleşmiş Milletler üyesi devlet SSECS’nin hükümleriyle uyum sağlayan yasalar çıkardılar ve bazı soykırım failleri bu tür yerel yasalarla yargılanıp suçlu bulundu. Alman mahkemelerinin Jorgic kararı buna örnektir.

Gregory Stanton gibi soykırım üzerine çalışan akademisyenler soykırımdan önce, soykırım sırasında ve soykırımın ardından ortaya çıkan -kurban grubun dehümanizasyonu (karşı tarafı insan olarak görmemek, karşı grubun üyelerini hayvanlar ya da hastalıklarla özdeşleştirmek), soykırımcı grupların güçlü bir şekilde örgütlenmesi ve faillerin soykırımı inkâr etmesi gibi- durum ve hareketlerin fark edilebileceğini ve soykırım yapılmadan soykırımı durdurmak için harekete geçilebileceğini söylüyorlar. Dirk Moses gibi bu görüşün eleştirmenleri bunun gerçekçi olmadığını söylemekte ve örneğin “Darfur bölgede çıkarları olan büyük güçler için uygun olduğunda bitecektir.” demektedir.

Avustralya'nın Tasmanya adasında Tasmanya Soykırımının bir parçası olan ve 1828-1832 yılları arasında yapılan Kara Savaş kaydedilen ilk modern soykırım örneği olarak kabul edilmektedir.

Sözde Ermeni Soykırımı meselesi diye gündemimize her yıl, sözde müttefikimiz, bir zamanlar, stratejik ortağımız olarak tanımlanan ABD Başkanlarının her 24 Nisan'da gündemimize taşıdığı bu başlık, Türkiye ile ilgili ülkelerin hesapların merkezine oturtulan "Ermeni Soykırımı"; Tanıma - Tazminat - Toprak şeklinde izlenen strateji kesintisiz devam ettiği görülüyor. Büyük ihtimalle ABD ve Türkiye Devlet Başkanları arasında yapılacak görüşmede, Türkiye'den bazı şeyler istenecektir. Buna göre önümüzdeki günler sıcak geçeceğe benziyor.

Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti
(İHAF) İnsan Hakları Avrasya Formu Gn. Sek.

Önceki ve Sonraki Yazılar