Dr. Abdullah BUKSUR

Dr. Abdullah BUKSUR

TÜRKLERİN BİLİNENLERİ

Türklerin atalarının bu günkü batı coğrafyasında Doğu Avrupa’da kültürel ve teknolojik birikimin bir yansıması olan, sanat ve mimarlık açısından çok değerli eserler bıraktıklarını dünya biliyor. M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren İç Asya'dan Karedeniz'in kuzeyine kadar bozkır kültürü ile yerleşik kültürü harmanlayarak, kendine özgü kültürel ve sosyolojik olarak bir altlık oluşturmuşlardır.

Onlardan bu güne gelebilen kurganlar da, altın ve gümüşten yapılmış, çeşitli geometrik şekillerinde kullanıldığı çok sayıda eserler bulunmuştur. Kurgan dediğimiz bu kabirlerin inşası da, içinde bulunan eserlerde toplumsal gelişmişliklerinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Bulunan her şeyi Türk olmayan bir geçmişe mal etmek hastalığına sahip insanların aksine, samimi bilim adamları gibi biz de bulunan bu değerli eserlerin (Kazakistan'da Bulunan Altın Elbiseli Adam) Türklerin atalarına ait olduğunu kabul edenlerdeniz. Sibirya'dan, Kafkasya'ya, Karadeniz’in Kuzeyine, Doğu Avrupa'dan, Anadolu'ya ve Türkistan coğrafyasına yayılmış Büyük Türk medeniyetin Atalarının yaşadığı coğrafya olduğunu bulunan eserlerle görüyoruz.

Herodot bizim atalarımızın adını İskit adıyla isimlendirirken, özellikle Kırım ve yakın çevresi ile ilişkilendirmiştir. Bu gün M.S. 2 yılına ait Kırım Bahçesaray'da Cufut Dağında Musevi Türklere ait bir mezarlık vardır. Daha sonra Altay coğrafyasında ortaya çıkan Hun devleti bir federasyon yapısına sahiptir. Yöneticileri ve kurucu kültürü Türklerin oluşturduğu bu yapı, Pazırık kurganlarına geldiğinde, bulunanlar İskitlere mal edilerek Türk varlığı yok sayılmaya çalışılmaktadır. Oysa tartışılmaz bir gerçek olarak ortadadır ki İskit kültürü ile Türk kültürüne bakıldığında, o kadar iç içelik vardır ki, ne kadar ötekileştirmeye çalışılsa da bir evin içindeki kardeşten daha fazla öteye koyamazsınız.

Bilimle uğraşan insanlar İskitleri, Sibir, Altay diye ayırsalar da bir yere varamazlar. Bir topluluğu tanımlaya bilemek için onun ürettiklerine bakmak gerekir. İskitlerin kültür, sanat ve mimaride ne ürettiği ve bunun devamı diyebileceğimiz çalışmalar hangi millete ait. Bunun cevabı en az soru kadar önemlidir. Cevap tek kelimeyle, Türk Medeniyet eserleri.

Bunu söylerken Türk medeniyeti dünyada yaşayan veya ölmüş çok farklı medeniyetlerle temas etmiş, bunlardan etkilenmiş ve etkilemiş bir sürecin sonunda bugünkü halini almıştır. İyon, Çin, Hindistan, Pers, Arap vb. Ancak bunlardan alacağını alıp zamanın ihtiyaç ve taleplerine göre yeni şekiller almıştır.

Bugünkü sorun nedir? 250 sene geriye giderseniz Amerikalı, 900 yıl geriye giderseniz Rus, 1200 yıl geriye giderseniz İngiliz, 1700 yıl geriye giderseniz Fransız, 2000 yıl geriye giderseniz Alman bulamazsınız. Tarihte ne kadar geriye giderseniz gidin Türk’ü bulursunuz. Bu, Türk’ü öteki olarak tanımlayarak kendi varlıklarını kanıtlayanlar için üzücü olsa gerek.

Türkler zaman yolculuğunda aynı milletten olmanın bir gereği olarak, içinden çıktıkları ortak medeniyetin sosyolojik ve tarihsel benzerliklerine sahiptirler. Onların zaman içerisinde kazanmış oldukları ortak özellikler, Türk milletini tarih sahnesine çıkartırken aynı zamanda bugünün ulus devletlerine giden yolda , Türklerin de kendi ulus devletlerine sahip olarak tarihin belirlenmesinde önde gelen rollere sahip olacaklarını gösteriyor .

Etniklik olgusu ve her insan toplumunun bulunduğu ve yaşadığı bölgelerden gelen ayrı etnik özelliklerin yarattığı farklı yapılanmalar, beş büyük kıtanın değişik bölgelerinde yaşayan her insan topluluğunda özgün yansımalar yaptığı için, bugün 5 binden fazla ayrı kültürel topluluk ile birlikte, iki yüzden fazla da ulus devlet tarih sahnesinde, siyasal ve sosyal serüvenlerine bugün de devam etmektedirler .

Müslüman olup da, Türk düşmanları ise bilmelidir ki Allah'ın nizamına göre dünyaya yön verecek, Türk’e karşı çıkmak, onu hor ve hakir görmek, hadsizlik olmaktan öte, Allah'ın nizamının hakim olmasına zarar vermektir.

Kendini beş bin yıllık Türk medeniyetinin içinde gören herkesin ortak kimliği olarak “Türk” mazlumun yanında zalimin karşısında olmak demektir. Türk, Sonsuza kadar Adalet, Sonsuza kadar Hürriyet diyen sestir. “Ne Mutlu Türküm Diyene”

Dr. Abdullah BUKSUR
İnsan Hakları Eksperti
(İHAF) İnsan Hakları Avrasya Formu Gn. Sek.

Önceki ve Sonraki Yazılar