Libya'da olmalıyız

Terörist Hafter’e yardım ve destek verenlerle, Suriye’de PKK-PYD teröristlerine destek verenler aynıdır. Suriye sınırımızda PKK-PYD yapılanmasına izin vermedik ve Barış Pınarı Harekâtı ile bu kalleşliği durdurduk. Aynı şeyi Akdeniz’de de yapmak zorundayız.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, dünyanın en önemli, en belirleyici, tarihin ve geleceğin şekillendiği bir coğrafyada yer alıyor. Böyle bir coğrafyada yaşamanın bedeli var. Bu bedeli her zaman seve seve ödedik, bundan sonra da en küçük bir tereddüt göstermeden ödeyeceğiz. Gereği her neyse her zaman yapıldı, yine yapılacak.

TARİHE SIRTIMIZI DÖNEMEYİZ

          Bizim milli güvenliğimizi sağlamak, milli varlığımızı sürdürmemiz sadece kendi topraklarımızı korumakla, kendi coğrafyamızı savunmakla sınırlı değildir. Etrafımızda olup bitenlere ilgisiz kalamayız. Tarihe sırtımızı dönemeyiz. Irak’da olup bitenler, Suriye’de meydana gelenler, Kafkaslarda, Balkanlarda, Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de yaşananlar bizi birinci derecede ilgilendirir ve mutlaka müdahil olmak zorundayız. Biz buralara ilgisiz kalsak da, oralar bizi bırakmaz. Buralarda hakkımız var, hukukumuz mevcut. Nitekim, hepsini yaşayarak defalarca gördük. Irak’da, Suriye’de biz olmazsak, meydan teröristlere, kan emicilere, Türk düşmanlarına kalıyor. Etrafımız kuşatılıyor ve hedef haline geliyoruz.  Kafkaslar bizim hem tarihi, hem milli, hem de gelecek meselemizdir. Türk devletleri ile çok daha ileri, çok daha yakın, çok daha yüksek bir iş birliği oluşturmak zorundayız. Balkanlar bizim içimizdeki sızıdır. Oradaki küçük bir esinti, bize fırtına olarak yansıyor.

EMPERYALİST PLANLAR

         Bizimle meselesi olanların Akdeniz’de de önümüzü kesmek istediklerini ibretle izliyoruz. Kirli ittifaklar kuruyor, bize karşı bir baraj oluşturmaya çalışıyorlar. Komşu coğrafyalarda emperyalist planlamalar yapanlar, Akdeniz’de de karşımıza çıkıyor.  Ülkemizi stratejik ablukaya alma çabaları had safhaya ulaşmıştır. Libya’da Hafter isimli teröristin arkasında durup Türkiye’yi karşılarına alıyorlar. Ülkemiz denizlerden de kuşatılmak istenmektedir. Sessiz kalır, kendi içimize kapanırsak bırakın Akdeniz’de olmayı, üç tarafı denizlerle çevrili bu mukaddes coğrafyadaki varlığımızı bile sorgulayacaklar, ayağımızı denize sokmamıza bile izin vermeyecekler.

MİLLİ GÖREV

         Akdeniz’i ve doğal olarak Libya’yı hiçbir şekilde ihmal edemeyiz. Akdeniz huzuru da, hukuku da Türk gölü olduğu dönemlerde yaşamıştır. Akdeniz bizim için hayattır, istikbaldir, istiklaldir. Kıbrıs bu denizin kilidi, Türkiye’nin emniyetinin teminatıdır. Dolayısı ile hiçbir şekilde taviz veremeyiz ve bize uygun görülene rıza gösteremeyiz. Araştırma gemilerimizle, sondaj faaliyetlerimizle orada olmak, bu haklarımızdan hiçbir şekilde geri adım atamayacağımızı hem göstermek, hem de uygulamak için savaş gemilerimizi bu denizde yüzdürmek bir hakkın kullanılmasının ötesinde, milli görevdir. Bu yapılmıştır ve her şartta devam ettirilmelidir.

LİBYA HÜKÜMETİ DESTEKLENMELİ

         Libya ile imzalanan anlaşma, Akdeniz’deki hukuki ve askeri varlığımıza teminat oluşturmaktadır. Zaten hakkımız olanı almanın yanında uluslararası hukuku da kesin olarak arkamıza koymaktadır. Bu durumda Libya’nın varlığı, bizimle ilişkileri hayati bir önem kazanmıştır. Mevcut hükümet meşrudur ve uluslararası tanınırlığı ve kabulü vardır. Libya’nın meşru ve tanınmış hükümetiyle yapılan “Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması” her ne şart altında olursa olsun uygulanmalı ve devamı sağlanmalıdır. Bunun yolu da anlaşmayı imzaladığımız hükümetin arkasında durmaktan geçiyor. Bu anlaşmayı yok etmek için terörist Hafter’e yardım ve destek verenlerle, Suriye’de PKK-PYD teröristlerine destek verenler aynıdır. Suriye sınırımızda PKK-PYD yapılanmasına izin vermedik ve Barış Pınarı Harekâtı ile bu kalleşliği durdurduk. Aynı şeyi Akdeniz’de de yapmak zorundayız.

İHTİYAÇ HASIL OLDU

        Sayın Devlet Bahçeli, “Bu kapsamda gerektiği takdirde Libya’ya asker gönderme seçeneği mutlaka gündeme alınmalı ve gereği cesaretle yapılmalıdır. Tarih uyanırken, eski hâkimiyet havzalarımızın anıları dirilmektedir. Gönül, inanç ve kültür coğrafyalarımızın Türk milletine çağrısı günden güne artmaktadır. Bu çağrıya sessiz ve seyirci kalmak akıl dışılıktır. Libya ve Suriye’deki krizlere tepkisiz ve hareketsiz kalındığı taktirde jeopolitik riskler ithal edilmiş olacak, Anadolu coğrafyası tehlikeye atılacaktır. İhtiyaç hâsıl olursa Libya’ya asker göndermek aynı zamanda bir beka meselesi olup Milliyetçi Hareket Partisinin desteğini alacaktır” demişti. Şimdi bir ihtiyacın hasıl olduğu anlaşılıyor. Libya'nın yasal meşru temsilcisi Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı Başağa, hava üslerini yabancı devletlere açan Hafter'in paralı güçlerine karşı koymak için Türkiye'den resmi olarak askeri destek isteyeceklerini açıklamıştır.

DAVET EDİLDİĞİMİZ YERE GİDERİZ

         Sayın Cumhurbaşkanının, “Biz davet edildiğimiz yere gideriz. Şu anda böyle bir davet olduğuna göre icabet ederiz. Türkiye ve Libya tarafında onay süreçleri tamamlanan mutabakat yürürlüğe girmiştir. Hazırlanan deniz yetki alanlarıyla ilgili haritamızı BM nezdinde kayda geçirdik. Amacımız, Akdeniz'de kimsenin hakkını hukukunu gasbetmek değil. Hakkımızın gasbedilmesine engel olmaktır. Çünkü bu adımı atmamış olsaydık, Akdeniz'de Türkiye'yi kendi kara sahillerine hapsedecek bir oyun tezgâhlanıyordu. Bu oyunlara seyirci kalamazdık. Attığımız adım hukuka uygundur. Meclis açılır açılmaz ilk iş, asker gönderme tezkeresini Meclisimize sunacağız. Meclisten bu tezkereyi geçirip, davete icabet edeceğiz” açıklaması her şeyi ortaya koyuyor. CHP’nin, “Ne işimiz var Libya’da?” demesi, artık alıştığımız ve hiçbir şartta ciddiye alınmayacak bir tavırdır. MHP, yüksek bir inançla ve iradeyle sürdürülen beka mücadelesinin yanındadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.