Sıkıntı nerede, CHP orada

CHP içinde önemli görevlerde bulunmuş, genel başkan yardımcılığı yapmış birçok isim, partiyi FETÖ’ye teslim olmakla suçladı. Birgül Ayman Güler’den Öztürk Yılmaz’a, Yılmaz Ateş’ten Sinan Aygün’e hepsi aynı şeyi söylediler. Bu insanlar kendi partilerine iftira etmiyorlar, gördüklerini, duyduklarını, yaşadıklarını söylüyorlar.

Bu köşede sıklıkla CHP’yi ve yancılarının yanlışlarını, yetersizliklerini, savrulmalarını ve hatta ihanetlerini yazmak zorunda kalıyorum. Bundan hiç de memnun değilim. Keşke CHP bu ülkenin partisi olsa, milletin kendisine verdiği yetkiyi doğru kullanıp, muhalefet olma görevini germek, kavga çıkarmak, bölmek ve yıkmak için değil de yol göstermek, alternatif oluşturmak için yapabilse. Ne yazık ki, CHP büyük bir kızgınlıkla milli olan, bu ülke ve millete faydası olan her ne varsa, her şeye saldırıyor. CHP’yi bir faydalı işin yanında göremiyoruz, ama sıkıntı çıkaran, varlığımızı ve birliğimizi tehdit eden, sorun oluşturan her ne varsa, tamamının tam ortasında buluyoruz.

NE İŞİMİZ VAR ORADA!

         Hangi birini sayalım, hangisini hatırlatalım? Bu ülke bir beka mücadelesi veriyor. Terör belasını defetmek için sınır ötesi harekâtlar yaptık. Türk milletinin kahraman evlatları canlarını ortaya koyarak varlığımıza yönelik tehdidi defetmeye uğraşıyor. CHP’nin bu işin yanında olduğunu düşünen varsa, büyük yanılgı içindedir. PKK’dan, siyasi uzantısı HDP’den, Suriye kolu YPG-PYD’den ve onlara her türlü silah ve mühimmatı veren ABD’den çok, CHP bu mücadeleye karşı çıkıyor. Bütün sınır ötesi harekâtlara, “Ne işimiz var orada” diyerek itiraz ettiler. PKK’nın içerideki destekçileri ile ittifak kurdular. Bu da yetmedi, terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları için görevden alınan belediye başkanlarına kalkan olmaya çalıştılar. CHP’nin, terör örgütlerine yönelik bu sevdası sadece PKK ile sınırlı kalmıyor. FETÖ’nün de sözcüsü, yancısı ve savunucusu olmakta en küçük bir tereddüt göstermiyorlar.

AKDENİZ’DE DE AYNI TAVIR   

         Akdeniz’de başka bir hayati mücadele veriyoruz. Hak ve hukukumuzun korunması için gemilerimiz Akdeniz’de bulunuyor. Sondaj yapıyorlar, savaş gemilerimiz de korumada bulunuyor. Son olarak da Libya ile tarihi bir anlaşma yaptık. Akdeniz’de bize biçilen kefeni yırtıp attık ve bütün oyunları bozduk. Yunan, Rum, İsrail başta olmak üzere bizimle meselesi olan bütün ülkeler bundan rahatsız oldular. Anlaşmayı bozmak için çırpınıyorlar. Bu şer cephesi karşısında dikkatli olmak, kararlı durmak ve anlaşmayı imzalayan Libya hükümetine her türlü desteği vermek gerekiyor. Peki, CHP ne yapıyor? Akdeniz’deki varlığımızı yok sayıyor. Libya hükümetine açıktan karşı çıkamıyor, ama “Ne işimiz var Libya’da diyerek” yine bizimle meselesi olanlarla aynı safta yer tutmakta en küçük bir sakınca görmüyor.

VAHİM İDDİALAR

         Şu FETÖ meselesini biraz daha açmak gerekiyor. Zira, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ilgili “rüşvet” iddiaları sebebiyle CHP ve FETÖ’nün nasıl iç içe olduklarını bir defa daha ibretle izliyoruz. Kendisinden rüşvet istendiğini söyleyen Sinan Aygün, çok çarpıcı ve hiçbir şekilde üzeri örtülemeyecek iddialarda bulunuyor. İşin parasal boyutu ayrı, FETÖ boyutu ayrı değerlendirilmelidir. Parasal boyutu ile ilgili olanlarda ortalığa bir sürü bilgi ve belgenin çıkacağı anlaşılıyor ve daha çok konuşulacağa benziyor. FETÖ boyutunun üzeri telaşla hemen örtülmek isteniyor. Oysa, Aygün’ün bu konudaki iddiaları da çok çarpıcıdır. "Mansur Yavaş ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında aracılık yaptım. Yavaş'a, CHP'den aday olmasını teklif ettim. 'Ben bunu hakaret sayarım dedi' sonra FETÖ imamı firari Ayhan Atalay, kendisini ikna etti. CHP'den aday oldu” diyor.

GÖRDÜKLERİNİ SÖYLÜYORLAR

         Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu restleşmede Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yanında durması bizi şaşırtmamıştır. Ne de olsa ortada büyük bir belediye var. Buradan başlayacak bir yıkımın domino etkisiyle diğer CHP belediyelerini de etkilemesi muhtemeldir. Bize göre Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş’ı haklı bulduğu için değil, siyasi hesapları böyle gerektirdiği için tarafını belirlemiştir. Ancak, bu durum ortadaki iddiaları daha da derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmuyor. Sinan Aygün, CHP ve FETÖ arasındaki aşkı ilan eden ilk partili değildir. Daha önce de CHP içinde önemli görevlerde bulunmuş, genel başkan yardımcılığı yapmış olmalarına rağmen, partiyi FETÖ’ye teslim olmakla suçlayanları gördük. Birgül Ayman Güler’den Öztürk Yılmaz’a, Yılmaz Ateş’ten Sinan Aygün’e hepsi aynı şeyi söylediler. Bu insanlar kendi partilerine iftira etmiyorlar, gördüklerini, duyduklarını, yaşadıklarını söylüyorlar. Nitekim, iddialarını çürütecek hiçbir şey ortaya konulamamıştır. Sadece konuşanı susturuyor ve partiden ihraç ediyorlar.

MİLLÎ GÖREV

         FETÖ ile anılan her kim varsa, CHP tamamına sahip çıkıyor. Kimlerle ittifak yaptıklarına bakın, net olarak bu iddiamızın doğruluğunu görürsünüz. Bu kadarla da kalmadı, şimdi yenileri ekleniyor. Ahmet Davutoğlugillerin neden parti kurdukları, neye ve kime hizmet ettikleri ve neyi hedefledikleri, yaptıkları açıklamalardan bellidir. İlk desteği yine CHP’den bulmuşlardır. Hangi meseleyi ele alırsanız alın, hep aynı yere varıyorsunuz. Nerede sorun varsa, nerede Türkiye ile hesaplaşma gayretinde olanlar bulunuyorsa, CHP mutlaka onlarla beraberdir. Hadi buyrun, bu partiyi görmezden gelin ve yazmayın. CHP'yi yazmak, anlatmak ve gerçek yüzünü bu millete ifşa etmek, bir milli görevdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.