• BIST 103.072
  • Altın 277,010
  • Dolar 5,6668
  • Euro 6,2796
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 12 °C
  • Yozgat 11 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 21 °C
  • Bursa 16 °C

Erzurum Kongresi’nin önemi ve kararları

Ali GÜLER

100. YILINDA ERZURUM KONGRESİ (23 TEMMUZ-7 AĞUSTOS 1919)-9

23 Temmuz-7Ağustos 1919 tarihleri arasında iki hafta süren Erzurum Büyük Kongresi, toplanışı yönünden mahalli, fakat aldığı kararlar yönünden milli bir kongre olmuştur. Bunun için mahallidir. Fakat alınan kararlar esasen Doğu vilayetleri ve Karadeniz sahillerimizdeki vilayetleri ilgilendirse de birçok yönden tüm ülkeyi kapsayan kararlardır.

SÖZ gelişi, düşman casusu olup her nasılsa Trabzon ilinde bir yerden kendisini Kongreye temsilci seçtirerek gelen Ömer Fevzi Bey ve arkadaşları gibi. Bu kişinin hainliği, sonradan Trabzon’da ve oradan kaçtıktan sonra da İstanbul’daki faaliyet ve hareketleri sabit olmuştur. Kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya başlamıştı. Bazı yakın arkadaşlarım benim Heyet-i Temsiliye’ye girerek açıkça faaliyet göstermemi sakıncalı buluyorlardı. Görünüşleri şu noktalarda özetlenebilir: Millî teşebbüs ve faaliyetlerin bütün anlamıyla milletten doğduğunu, gerçekten millî olduğunu göstermek lazımdır. Bu takdirde, yapılacak teşebbüsler daha güçlü olur ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine fırsat vermez. Fakat tanınmış ve hele İstanbul Hükûmetine hilafet ve saltanat makamına karşı asi durumuna düşmüş hücumların hedef noktası hâline gelmiş benim gibi bir adamın bütün bu millî teşebbüslerin başında bulunduğu görülürse, faaliyetin millî gayelere dayanmaktan çok, şahsi emellerin gerçekleştirilmesi maksadına dayandığı inancı uyanır. Bu bakımdan Heyet-i Temsiliye’yi illerin ve müstakil sancakların seçeceği kimseler oluşturmalıdır. Ancak, bu şekilde millî bir güç gösterilebilir.

Bu görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığı araştıracak değilim. Yalnız benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerim ve bunları dayandırdığım noktalardan bazılarını sayayım: Özellikle, ben mutlaka Kongreye katılmalı ve onu idare etmeliyim. Çünkü zaman geçirmeksizin silahlı olarak tedbirler almaya başlamasını sağlamak gerektiğine inanıyordum. Bu esaslı noktaları, takdir ve tespit ettirebilmek suretiyle, çalışmamı zaruri görüyordum. Nitekim öyle oldu; Erzurum Kongresinin daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını, herhangi bir temsilciler heyetinin uygulama alanına sokturabileceğime henüz inancım olmadığını itiraf ederim. Nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. Bundan başka, daha Amasya’da iken karar verilip de bütün millete her türlü vasıta ile tebliğ ettirdiğim Sivas Genel Kongresinin toplanmasını sağlamak, bütün milleti ve ülkeyi yalnız bir heyetle temsil etmek, ayrıca yalnız doğu illerini değil, vatanın her köşesini aynı dikkat ve duyarlılıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak hususlarını herhangi bir heyetin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça ifade etmek zorundayım. Çünkü, bende böyle bir kanaat var olsaydı, benim işbaşına geçtiğim güne kadar teşebbüs ve faaliyette bulunanların çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etme yolunu tutardım. Hükûmetle Padişah ve Halifeye karşı isyan gereğini duymazdım. Aksine ben de ikiyüzlü ve iki taraflı oynayanlar gibi görünüşte pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün Ordu Müfettişliği görevini ve Padişah Hazretlerinin Yaveri sıfatını taşımakta devam ederdim. Gerçi benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün millî ve askeri hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. Ancak, o sakınca başarısızlık hâlinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? Oysa, bütün vatanın ve koskoca bir milletin ölüm kalım davası söz konusu olurken “vatanseverim” diyenlerin kendi sonlarını düşünmelerine yer var mıydı? Efendiler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uymuş olsaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı. Birincisi; düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve güçsüzlük olduğunu itiraf etmek ki bu husus, benim, vicdanımın emrine uyarak yüklendiğim görev bakımından düzeltilmesi imkânsız bir yanlış olurdu.

Efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlanmıştır ki büyük davalarda başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı şarttır. Bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve beceriksizlik içinde bütün milletin başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim diyen bin bir çeşit insanın, bin bir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yolu ile birçok hatırlı ve nüfuzlu kimselere bel bağlama gereğine inanmakla, güvenli ve kararlı bir şekilde ve özellikle süratle yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmış bir topluluk gösterilebilir mi? İkincisi Efendiler; millet, ülke, siyaset ve ordu yönetimi ile hiçbir ilgi ve ilişkileri bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden, söz gelişi Erzincanlı bir Nakşi Şeyhi ve Mutkili bir aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulması ihtimalinden uzak olmayan herhangi bir temsilciler heyetine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi? Edildiği takdirde, ülke ve milleti kurtaracağız dediğimiz zaman, milleti ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik? Bu nitelikteki bir heyete perde arkasından yardım edebileceği söz konusu olsa bile, bu tarz güvenli bir yol sayılabilir miydi? Bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca inkâr edilemeyecek gerçekler olarak kabul edildiğine asla şüphe yoktur. Bununla birlikte, ben burada bu söylediklerimi geçmiş günlere ait bazı hatıra ve belgeler ile bir kere daha belirtmeyi, gelecek nesillerin siyasi ve sosyal ahlak terbiyesi açısından bir görev sayarım.”

ÖMER FEVZİ BEY KİMDİR

Ömer Fevzi (Eyüboğlu) (1884 Maçka/Trabzon- Şubat 1952 Samsun): Yayımladığı Selâmet ve İrşat gazetelerinde Mustafa Kemal ve Millî Mücadele karşıtı yazılarıyla tanınan, bu nedenle savaş sonunda “Yüz Ellilikler” listesine alınan gazeteci. Hukuk Mektebini bitirdikten sonra İstanbul ve Trabzon’da gazetecilik yaptı. Mondros Mütarekesi sonrası Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı (12 Şubat 1919). Millî Kongreye ve Saltanat Şûrasına Trabzon delegesi olarak katıldı. Erzurum Kongresi’nde Mustafa Kemal’in başkanlığına karşı çıktı ve Trabzon’da çıkardığı Selâmet gazetesinde halkı, padişaha ve Damat Ferit Paşa’ya sadık kalmaya çağıran yazılar yazdı. Yazılarının tepki görmesi üzerine Trabzon’dan Balıkesir’e gitti ve devraldığı İrşat gazetesinde Mustafa Kemal ve Anadolu’da gelişen Kurtuluş Savaşı’na karşı ağır eleştirilerde bulundu ve Yunan işgal kuvvetlerini, dost göstermeye çalışan yazılar yazdı. Kurtuluş Savaşı sonunda Fransa’ya kaçtı ve “Yüz Ellilikler” listesine alındı. Yurt dışında Rehber-i İnkılap adlı bir gazete yayımladı. 1938’de çıkan af yasasıyla yurda döndükten sonra Trabzon’da avukatlık yaptı.

AZINLIK HAKLARINDA DENGE BOZULMAYACAK

23 Temmuz-7Ağustos 1919 tarihleri arasında iki hafta süren Erzurum Büyük Kongresi, toplanışı yönünden mahalli, fakat aldığı, ilan ettiği kararlar yönünden milli bir kongre olmuştur. Yukarıda bahsedildiği üzere kongreye altı Doğu vilayeti ve Trabzon Vilayeti ile Canik (Samsun) Sancağı temsilcileri katılmıştır. Bunun için mahallidir. Fakat alınan kararlar esasen Doğu vilayetleri ve Karadeniz sahillerimizdeki vilayetleri ilgilendirse de birçok yönden tüm ülkeyi kapsayan kararlardır. Bölge vilayetlerinin birbirinden ve ülke bütünlüğünden ayrılmayacağı güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. İşgal ve müdahale, Rum ve Ermeni devleti kurulmasına yol açacağından reddedilmiştir. Azınlık haklarının, siyasi egemenliği ve sosyal dengeyi bozamayacağı ifade edilmiştir. Atatürk’ün Nutuk’ta özet olarak verdiği Erzurum Kongresi Kararları, Kongre Beyannamesi’nde yer aldığı şekliyle kısmen sadeleştirilerek aşağıya alınmıştır: “Şarkî (Doğu) Anadolu Vilâyâtının (Vilayetlerinin) Erzurum Kongresi Beyân-nâmesidir Mütareke’nin imzalanmasını takiben gittikçe artan Mütareke’ye aykırı işlemler ve İzmir, Antalya, Adana ve havalisi gibi memleketimizin önemli bölümleri fiilen işgale ve Aydın vilâyetinde gerçekleştirilen tahammülsüz Yunan fecâyii (felaketleri) ve Ermenilerin Kafkasya dâhilinde hudutlarımıza kadar dayanan katliam ve İslâm’ı imha siyaseti ile istilâ hazırlıkları ve Karadeniz sahilinde Pontus hayalini tahakkuk ettirmek gayesi ile hazırlıklar yapılması ve sırf bu maksatla Rusya sahillerinden akın akın göçmen namı altında gelen bayağı Rumların ve bu meyanda silahlı eşkıya çetelerinin sevk edilmesi ve çağrılması gibi olaylar karşısında mukaddes vatanın bölünme ve parçalanma tehlikesini gören milletimiz hiçbir milli iradeye dayanmayan merkezi hükûmetimizin bu elemler ve felaketlere çare bulamayacağına uğursuz örnekleriyle inanmış ve birçok etkenden dolayı ihtimâl ki daha elim ve hazım ve kabulü mümkün olmayan kararlarla karşılaşacağından tamamıyla endişeli bulunuyor, binaenaleyh kendisini en yakın ve en kanlı tehlikeler karşısında gören Şarkî Anadolu vilayetlerinin mukaddesatını bizzat muhafaza gayesiyle her fert ve milli vicdandan doğmuş cemiyetlerin katılımı ile yakında toplanmış olan Erzurum Kongresi 7 Ağustos 1919 tarihinde mesaisine son vererek bî-lutfihî Teâlâ (Allah’ın lütfu ile) aşağıdaki kararları almıştır:

1. Trabzon Vilâyeti ve Canik Sancağı ile Vilâyât-ı Şarkiye namını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Ma’mûret-ül-azîz (Elazığ), Van, Bitlis vilayetleri ve bu saha dâhilindeki elviye-i müstakile (bir vilayete bağlı olmayan müstakil sancaklar) hiçbir sebep ve bahane ile birbirinden ve Osmanlı topluluğundan ayrılmak imkânı düşünülmeyen bir küldür (bütündür). Saadet ve felakette tam ortaklığı kabul ve mukadderatı (geleceği) hakkında aynı maksadı hedef sayar. Bu sahada yaşayan İslam unsurları birbirine karşı karşılıklı bir fedakârlık hisleri ile dolu ve ırki ve sosyal durumlarına riayetkâr (saygılı) öz kardeştirler.

2. Osmanlı vatanının tamamiyeti (bütünlüğü) ve milli istiklalimizin teminini ve saltanat makamı ve hilâfetin masuniyeti (dokunulmazlığı/ korunması) için Kuvâ-yı Milliye’yi âmil ve irâde-i milliyeyi hâkim kılmak esastır.

3. Her türlü işgal ve müdahale Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine ma’tûf (yönelik) telâkki edileceğinden müttehiden (birlikte) müdafaa (savunma) ve mukavemet (direnme) esası kabul edilmiştir. Siyasi Hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozacak surette Hristiyan unsurlara yeni birtakım imtiyazat (ayrıcalıklar) verilmesi kabul edilmeyecektir.

Yarın: Kongrenin kapanışı, İngiliz ve Amerikan mandası konusu

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
    yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Ülkücü Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.