TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DAYANDIĞI ESASLAR -12

Türk milliyetçiliği, Türk Milleti’nin bir şâhdamarı olarak ortaya çıkmış ve Orta Asya’da başlayan târihî mâcerâsı ile gök-kubbe’nin altında ve arz’ın üstünde bütün coğrafyalarda hükümrânlığını tesçillendirerek devam ettirmiştir. Muhtelif coğrafya ve iklimlerde devamlı hareket halinde bulunması ona cihângirlik rûhu kazandırmıştır. Bu sebepledir ki, iklimin ve coğrafyanın Türk insanı üzerindeki tesirleri daima müspet yönde olmuştur.

Türkler dünya üzerinde ayak basmadığı yer bırakmamış, bulunduğu her yeri yurt (vatan) olarak telâkki etmiş ve başkalaşmadan değişme ve gelişmesini şuûrlu bir şekilde hep sürdürmüştür. Bu sebeple de Türklerin ana-yurdunun neresi olduğu hep tartışma mevzuu olmuştur. Öyle görülmektedir ki, dün “Ar züt-Türk” dediğimiz ve bugün kullandığımız geniş coğrafyaları ifâde eden “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” veya “Üç kıt’a, Yedi İklim” tâbirleri de bu husûsu teyid etmektedir. Biz Türkler hakîkaten bu coğrafyalarda bulunduk ve halen de bulunuyoruz.

Diğer taraftan asırlar boyunca Cihân’a hükmeden Türk Milleti’nin ırkî husûsiyetleri de öteden beri merak mevzuu olmuştur. Sert görünümlü ve mert yapılı bu milletin iç ve dış güzelliği başka milletleri hem şaşırtmış hem de büyülemiştir. Bazen kasıtlı olarak kin, haset, nefret ve gareze varan iftirâ ve çarpıtmalara maruz kalan bu kadîm milletin üstün vasıf ve hasletleri yine insâflı yabancı yazarlar tarafından hakkının teslim edildiği görülmektedir.

Vaktiyle idâremiz altında serbestçe şan ve şereflerle yaşamış olduğu halde halen günümüzde Türklüğe hasım tutum ve davranışlarını her fırsatta devam ettiren bazı devletlerin varlığı ibretle müşâhade edilmektedir.

Bugün dünya âdetâ adaletsizlik girdabında boğulmaktadır. Beşeriyet İslâm’ın güneşine, Türk’ün lekesiz ve gölgesiz adîl adaletine, şefkat ve merhametine hasret haldedir.

Türk Milleti’ni emsâlsiz kılan ve büyük yapan bu târihî akıştır. Biz bu târihî akışı başlangıçtan itibaren iyi etüt etmeli ve iyi öğrenmeliyiz. Çünkü, târih bir milletin istikbâlini tayîn eden esâsa bağlı kökün tâ kendisidir.

Bu bakımdan târihin ışığı altında gerek “Türklerin Ana-yurdu”, “Türk adının menşei” mes’elesi ve gerekse “Türklerin ırkî husûsiyetleri” ile alâkalı münakaşalar büyük Tarihçimiz Osman Turan tarafından çok güzel bir şekilde vuzûha kavuşturulmuştur.

TEFEKKÜR

Türk ki, Cihân’a nizâm vermiş Millet’in adı

İslâm ile şân, şeref bulmuş Devlet’in adı

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.