Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir

Yazık ki demeyecektim, iftihara değer ki ölmüştür. Çünkü onlar ölmeseydi milleti öldüreceklerdi. Sonra, devamlı olarak hakaret ve tecavüze maruz bırakılan meclis-i mebusanlar da ölmüştür. Onun yerini meclis-i mebusan değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi almıştır.” “23 Nisan, Türkiye millî tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık cihanına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisini meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.” TBMM, hem milletimizin mukadderatına sahip çıkan, hem de bağımsızlığını temsil eden bir kutlu yapıdır artık: “Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin asırlar süren arayışlarının özü ve onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı bir timsalidir. Türk milleti, mukadderatını Büyük Millet Meclisinin kifayetli ve vatanperver eline bıraktığı günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felaketlerden milletin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır.”

“Her şey, Ankara Millî Meclisinin elindedir. Bu Meclisin gayesi, millî sınırlar içinde millî bağımsızlığı temindir. Türk milleti, bir müstakil mevcudiyet dairesinde hukukunun onaylanmasından başka bir şey istememektedir.” Atatürk’e göre, egemenlik hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan millete aittir. Mecliste milletin iradesini temsil eden vekiller de bu iradeyi kendilerine miras kalmış bir mal gibi göremezler. Millet istediği zaman, iradesini temsil eden Meclisi dağıtmak ve toplamak hak ve yetkisine sahiptir. Milletin iradesini temsil edenler bunu akıllarından çıkarmamalıdırlar: “Efendiler! Millet bizi buraya gönderdi. Fakat, ömrümüzün sonuna kadar biz burada ve bu milletin idaresini ve egemenliğini, miras kalmış mal gibi temsil etmek için toplanmış değiliz ve sizi toplamak ve dağıtmak kudretine hiç kimse sahip değildir. Millet bilmelidir ki, bir günde vekillerini toplar ve gönderir. Burayı, hiçbir kimsenin kayıt ve şarta bağlamaya hak ve salâhiyeti yoktur ve olmamalıdır.

TBMM HÜKÜMETİ MODELİ

Atatürk, Meclisin milletten aldığı iradenin temsili konusunda, bu iradenin ortadan kaldırılmasına meydan verilmemesi konusunda çok büyük hassasiyet göstermiştir. Milletvekillerine hitaben yaptığı aşağıdaki konuşmasında, Meşrutiyet dönemlerinde, anayasa ile padişahlara verilen “gerektiğinde Meclisin feshi” yetkisinin millet iradesine ipotek koymak olduğunu, bundan sonra böyle davranışlara izin verilmeyeceğini belirtmiştir:

“Efendiler! İnsanlar kuvvet kullanmaya ve özellikle başkalarının kuvvetini kullanmaya doğuştan mütemayil oldukça, bu kaideyi çok kıskanç olarak muhafaza etmekte direnmelisiniz. Şimdiye kadar bu milletin meclisinin devam edememesi, bu “gerektiğinde Meclisin feshi” kaydının bu yapraklarda, bu kitaplarda ve bu dünyada mevcudiyetinden doğmuştur. Bu yetkiyi istediğiniz heyete veriniz, mutlaka suistimal eder. Padişahlar, işte bu noktaya dayanarak, milletimizin Meclislerini hor göre göre kovmuşlardır. Bu sebeple böyle bir kayıt ve şartın, Anayasa’da hiçbir vakit de yeri olmayacaktır.”

Atatürk doktriner milliyetçiliğin en temel esasları olan demokrasi ve cumhuriyet konusunda tarihi bir analiz yaparak gelinen noktada millet iradesinin temsilinde tek adresin TBMM olduğunu, milletin mukadderatının ve egemenliğinin tek bir şahısta değil, Mecliste temsil edildiğini ve hatta hükümet / yönetim sisteminin bu nedenle “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” modeli olduğunu ifade etmiştir: “Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti tesis eden ve bunlarını hepsini hadiselerle tecrübe eyleyen Türk milleti, bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek, bütün felaketlerin karşısında, doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve millî saltanat ve egemenliğini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen bir yüce Mecliste temsil etti. İşte o Meclis, yüce Meclisinizdir, Türkiye Büyük Millet Meclisidir ve bu egemenlik makamının hükûmetine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti derler. Bundan başka bir saltanat makamı, bundan başka bir hükûmet heyeti yoktur ve olamaz.”

Atatürk bu hükümet modelinin kaynağını da iki temel kavrama dayandırmıştır ki, bunlar “Tam bağımsızlık, kayıtsız ve şartsız millî egemenlik” kavramlarıdır. O 1923’te yaptığı şu konuşmasında bu hususu vurgulamaktadır: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, millîdir; tamamıyla maddîdir; gerçekçidir. Kuruntuya dayanan ülküler arkasında, o ülkülere erişmek için değil, fakat ulaşmak hülyasıyla milleti kayalara çarparak, bataklıklara batırarak en nihayet kurban ederek mahvetmek gibi cinayetten kaçınan bir hükûmettir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün programlarının dayanağı şu iki esastır: Tam bağımsızlık, kayıtsız ve şartsız millî egemenlik. Birinci dayanağının ifadesi ‘Misak-ı Millî’dir. İkinci ve hayati olan dayanağının ifadesi ‘Anayasa’dır. Millet, Misak-ı Millî’nin anlamını seçkin evlatlarından teşkil ettiği kahraman ordularıyla eser olarak elde etmiştir. Anayasa’nın asıl ruhu ise, bu kanunun kitaplara geçmesinden evvel milletin kafasında ve vicdanında yoğunlaşmış olmasıyla ve ancak bunun ifadesi olmak üzere kurduğu Meclise verdiği temel vazife ile ve senelerden beri hükümlerini fiilen uygulamakta olmasıyla ve en nihayet kanun şeklinde bütün dünyaya göstermesiyle gerçekleşmiştir.”

Atatürk’e göre başarının sırrı yeni Türk devletinin kuruluşundadır ve Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne geçişte değişen sadece yönetim biçimidir. Millet aynı millettir. Köprülü-Ziya Gökalp çizgisinde Türk tarihinin bütünlük ve devamlılığına işaret eden Atatürk, devlet kuran bir düşünce adamı olarak şunları söylemektedir:

“Bugün, hakkıyla iftihar edebileceğimiz bütün başarıların sırrı, yeni Türkiye Devleti’nin kuruluşundadır.” “Yeni Türkiye’nin, eski Türkiye ile hiçbir alakası yoktur. Osmanlı Hükûmeti tarihe geçmiştir. Şimdi yeni bir Türkiye doğmuştur. Gerçi millet değişmemiştir; aynı Türk unsuru bu milleti teşkil ediyor. Ancak, idare tarzı değişmiştir.”

TÜRKİYE DEVLETİ BİR HALK DEVLETİDİR

Doktriner milliyetçilik bakımından önemli bir husus da Atatürk’ün milli egemenlik kavramını “Halkçılık” ile bütünleştirmesidir. Değişik tarihlerdeki konuşmalarında bu hususa güçlü bir vurgu yapmıştır: “Bir kelime ile ifade etmek lazım gelirse, diyebiliriz ki yeni Türkiye Devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir. Mazi müesseseleri ise bir şahıs devleti idi, şahıslar devleti idi. Bir milletin yeryüzünden tamamen silinmesi için, bir milletin insanlık topluluğundan tamamen çözülüp dağıtılabilmesi için Nuh Tufanı kadar harikulade felaketler ve hadiseler lâzımdır. Fakat şahıslar, kendiliğinden yok olmaya mahkûmdur. Bundan ötürü halk müessesesi ile şahıs müessesesi arasında yaşama ve son bulma oranları da bunun aynıdır.” “Bugünkü mevcudiyetimizin asıl niteliği, milletin umumî eğilimlerini ispat etmiştir, o da halkçılıktır ve halk hükûmetidir.” “Dâhilî siyasetimizde özelliğimiz olan halkçılık, yani milleti bizzat kendi mukadderatına hâkim kılmak esası, Anayasa’mızla tespit edilmiştir.” “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, bir halk hükûmetidir. Memleket menfaatlerine ait hususlarda millet fertleriyle hükûmet arasında vazife itibariyla iştirak vardır.” “Herkesin açık olarak bilmesi lazımdır ki, bugünkü Türkiye halkı, asırlarca kendi iradesini ve kendi idaresini başkasının elinde görmeye tahammül eden halk değildir ve asıl bilinmesi lazım gelen cihet de, bugünkü Türkiye halkının ve hükûmetinin tükenmez emeller peşinde koşup kendi evini unutan ve harap bırakan sergüzeştçi insanlardan olmadığıdır.

YARIN: ATATÜRK’ÜN CUMHURİYET ANLAYIŞI

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.