Millet kavramı ile ilgili birçok tanım vardır

ATATÜRK’E GÖRE MİLLET, MİLLİYET VE TÜRK MİLLETİ KAVRAMLARI-2

Etnolojik manada Latin ırkı, Latin dilinin çeşitli şubeleri olarak gelişmiş ve bu şubelerin her birini konuşan, ortak ruhi özellik ve eğilimlere, ortak örf ve âdetlere sahip olan milletlerin oluşturduğu topluluktur. Bu anlamda, Latin ırkından olan Fransızlar, İtalyanlar, İspanyollar ve diğer milletler antropolojik bakımdan aynı ırktan değillerdir. Aynı şekilde etnolojik bakımdan Slav ırkına mensup sayılan milletler, bugün kullandıkları kelimelerin kökü Slavca olduğu halde birbirinden tamamen ayrılmış ve uzaklaşmış dilleri konuşmaktadırlar. Mesela bir Rus, Çek dilini, bir Alman da İsveç dilini anlayamaz. Slav ve Latin ırklarından farklı lehçeler ayrı birer dil teşkil ederek birbirlerinden uzaklaşmıştır.

Türk kavimleri asırlardan beri, tarih ve coğrafya bakımından birbirlerinden ayrılmış oldukları halde, ana dili olarak aynı dili konuşmaktadırlar. Bu durum, farklı lehçelerin ayrı birer dil teşkil edecek kadar birbirinden uzaklaşmamış olmasının doğal bir sonucudur.

Burada şunu rahatlıkla şunu söylemek mümkündür ki, “ırk” kavramı, antropolojik ve etnolojik manalara göre “millet” kavramından farklıdır. “Irk” kavramı daha çok zoolojik ve biyolojik bir varlığa işaret ederken, “kavim” veya “millet” kavramları, insan denen organik varlıklardan teşekkül eder ve esası ırk veya ırklara dayanır. Irk kavramı zamanla, siyasi anlamda “millet” kavramına kaymaya başlamıştır. Sosyologlar ve etnologların “millet” tanımı da tarihsel süreç içinde değişikliklere uğramıştır.

MİLLET KAVRAMI

Millet kavramı, on dokuzuncu yüzyılda daha çok antropolojik, objektif esaslara göre tanımlanırken, yirminci yüzyılda daha çok etnolojik (kültürel) veya sosyolojik subjektif esaslara göre tanımlanmaya başlamıştır. Bugüne kadar millet kavramı ile ilgili ülkemizde ve dünyada birçok tanım yapılmıştır. Bazılarını buraya alacağız, sonra biz ne anlıyoruz onu ortaya koyacağız. Türk kültür tarihçilerinin ortak tanımının “kültür birlikteliği”, “aynı kültürü paylaşmak” üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir ve Atatürk’ün millet tanımı da “ortak kültüre” dayanmaktadır. Merhum Prof. Dr. Muharrem Ergin Hoca, aileden hareketle milleti şu şekilde tanımlamıştır: “Millet tabii bağlarla bağlandığı gibi, fertlerin milleti oluşturması da kendiliğinden tabii bir şekilde gerçekleşmiştir.

Bu oluşum ortaya çıkarken milleti oluşturan fertler arasında belirli bir takım vasıfların olduğunu görüyoruz. Bunlar, mensubiyet duygusunu doğuran benzerlikler ve ahenkli farklılıklardır.

Bu yakınlıklar ve birleştirici unsurlar millet dediğimiz büyük insan cemiyeti içinde sosyal bütünleşmeyi temin ederler. Bu büyük cemiyet içinde de sosyal bütünleşme tam olarak gerçekleşir. Aileden sonra sosyal bütünleşmesi tam olan topluluk millettir. Şu halde millet, vasıfsız fertlerin değil, bazı temel vasıfları taşıyan fertlerin meydana getirdiği topluluktur.

Yani aile gibi bazı bakımlardan birbirine akraba olan fertlerin teşkil ettiği cemiyettir. Öyle ki bir ferdin kendi ailesi içindeki yakınları onun birinci derece akrabalarıdır diyebiliriz.

Millet, soy birliği bakımından şüphesiz karanlık devirlerden beri dal budak salan ailelerden türemiştir. Onun için aileyi teşkil eden soy birliği ve aile şuurundan çok derinlerde tabii millet de nasibini almıştır. Fakat geçen uzun zaman boyunca millet hayatında bu aile akrabalıklarından herhangi bir iz kaldığı düşünülemez. Milleti oluşturan fertler arasındaki akrabalıklar, onların ana hayat tezahürleri, yaşama tarzları arasında görülen aynılıklar, benzerlikler, yakınlıklardır. Bu ana hayat tezahürlerinin hepsine birden kültür adını veriyoruz. Şu halde millet, ana hayat tezahürleri (yaşam şekilleri) birbirinin aynı olan, yani aralarında kültür akrabalığı bulunan fertlerin meydana getirdiği topluluğun teşkil ettiği büyük ailedir.

Tabii burada hayat tezahürü derken biyolojik hayat tezahürlerini değil, sosyal hayat tezahürlerini kastediyoruz. Şimdi acaba hepsine birden kültür adını verdiğimiz bu hayat tezahürleri nelerdir? Millet dediğimiz zaman büyük insan cemiyetini meydana getiren bu yüksek cevher nedir?”

Prof. Dr. Muharrem Ergin’in sorularını, milleti oluşturan ortaklıkların ifadesi olan “kültürün” ne olduğunu aşağıda tartışacağız. Sosyal bilimcilerimizin “millet” tanımlarına devam edelim. Ünlü tarihçimiz Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu Hoca da milleti, kültür merkezli tanımlamaktadır:

“Millet, dar ve geniş manasıyla, çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Fakat bu kavramın, birbirinden esasta ayrılık gösteren, biri hukuki- siyasi, diğeri ilmi olmak üzere başlıca iki tarifi vardır. Hukuki-siyasi tarife göre millet, belirli coğrafi sınırlar içinde yaşayan, bir resmi dili olan, ortak kanunları bulunan insanların meydana getirdiği birliktir. Burada bir insan topluluğuna millet denilebilmesi için aranan özellik, topluluğun siyasi istiklaline sahip olmasıdır. Hukuki-siyasi tarifte bazı bakımlardan ilme aykırı düşen tarafların varlığı derhal dikkati çekecek kadar açıktır. Bu manasıyla millette, siyasi bir heyet (topluluk) teşkili dışında, herhangi bir özellik istenmemektedir. Buna göre, başka başka diller konuşan, ayrı kültürlere mensup, dolayısıyla birbirine yabancı kütleler, sırf bir devlet organizasyonu içinde yaşadıkları için, millet sayılırlar. Hukuki-siyasi millet, böylece savaşlar ve barışlar sebebiyle sınırların daralması veya genişlemesi neticesinde, tıpkı eşya yığını gibi, azalıp çoğalan ve varlığı milletlerarası siyaset dengesine bağlı mekanik bir topluluktan başka bir şey değildir. İnsana özgü akıl, zekâ, düşünce, duygu gibi manevi melekelerle birlikte bu melekelerden doğan ve her topluluğun kendi sosyal bünyesi içinde gelişen milli kültürü bir kalemde reddeden malum çevrelerce müdafaa edilen bu mekanik millet anlayışının Türk topluluğundaki tesirleri de meydandadır. Onlara göre mesela Türk milleti cumhuriyet sınırları dâhilindeki ahaliden kuruludur ve ondan ibarettir. Halk kütleleri arasında dil birliği, kültür ortaklığı vb. lüzumsuz olduktan başka, tabiatıyla, ferdi önce insan haysiyetine yükselten, sonra da milli cemiyetin tamamlayıcı ve faal uzvu haline getiren milli kültürün yayılması ve işlenmesine de hacet yoktur. Türkiye’de nüfus kâğıdında Türk vatandaşlığı yazılı herkes Türk’tür, fakat resmi sınırlarımız dışında kalmış ana dili Türkçe ve Türk kültürüne mensup milyonlarca insan Türk değil yabancıdır!

YARIN: ÜNLÜ TÜRKÇÜLERİMİZDEN YUSUF AKÇURA’YA GÖRE MİLLET

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve imla kuralları ile
yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.